Showing posts with label Derleme haber. Show all posts
Showing posts with label Derleme haber. Show all posts

Sunday, August 26, 2012

İklim Krizinde Neler Oluyor?


(Küresel iklim krizi - güncel gelişmeler 4)

Yaklaşık bir yıldır, küresel iklim değişimiyle ilgili gelişmeleri ve güncel bilimsel makaleleri takip ediyoruz ve okuyucularımızla paylaşıyoruz. (Bu konudaki geçmiş yazılarımıza Yazı dizileri'nden ulaşabilirsiniz. Ayrıca, konuya hızlı bir giriş için The Guardian'ın hazırlamış olduğu interaktif tabloya göz atabilirsiniz.) Bu metinde de, yüzlerce makale içerisinden en önemli bulduklarımızı özetleyeceğiz.

Dünyada ve Türkiye'de, küresel iklim değişiminin gerektirdiği toplumsal iradenin sağlanamadığını görüyoruz., Dahası ekonomik kriz, terör vb. bahanelerle toplumsal karar alma mekanizmaları hepten toplumdışılaşıyor. Sistemin bekası, iklim krizini derinleştiriyor. Hidroelektrik, nükleer ve termik santraller; yerel ve ulusal muhalefete rağmen inşa ediliyor. Öte yandan Peru'dan Doğu Karadeniz'e, Kamboçya'dan Ege'ye kadar dünyanın dört bir yanında toplumlar yoğun baskılara rağmen ekolojik bir toplumun inşası için mücadele ediyor, hepimize umut aşılıyorlar.1
Biz şimdi parti yapıyoruz, çocuklar! Ama merak etmeyin sarhoş olan siz olacaksınız.  

  1. Tek gerçekçi çözüm

Arkadaşınızı ziyaretten dönüyorsunuz. Muhabbete daldığınız için saat çok geç olmuş, hava kararmış. Ertesi gün erken kalkacağınız için hızlı adımlarla yürüyorsunuz. Sokağın başında anahtarınızı çıkarıyorsunuz, acele işe şeytan karışıyor, anahtarı yere düşürüyorsunuz – tam da çalışmayan sokak lambasının altında. Telaşlanıyorsunuz, çünkü başka anahtarınız yok. Tam aranırken, komşunuzla karşılaşıyorsunuz, o da size yardımcı olmaya çalışıyor. İlk yirmi dakikanın ardından soluklanmak için doğrulduğunuzda, komşunuzun anahtarınızı yolun karşısında aradığını fark ediyorsunuz. Anahtarı bu tarafta düşürdüğünüzü açıklamaya çalışıyorsunuz. Komşunuz oradaki lambanın çalışmadığını, bu yüzden orada anahtar bulmanın imkansız olduğunu söylüyor, sizi de iki ötedeki sokak lambasının altına yönlendiriyor. Aklınız almıyor, anahtarınızı tam olarak burada kaybettiğinizi söylüyorsunuz. Komşunuz sizi hayalperestlikle suçluyor. Hatta bu sırada bulmuş olduğu bozuk para, başka bir anahtar vb. eşyayı göstererek sizi gerçekçi olmaya davet ediyor. Saat gece yarısını geçiyor, komşunuz bir yandan yerde bulduğu öteberiden bahsederken bir yandan sizi suçluyor. Yoksa bu bir kabus mu?
"yeşil  (açgözlü) ekonomiyi reddediyoruz"

Bizlerin ekolojik krizle mücadele ederken tartışmak durumunda olduğumuz nükleerci, teknolojici, yeşil ekonomici vb. taifesi de kabus olabilir mi? Kar hırsıyla düzenlenmiş ve buna göre hareket eden sistemin bize dayattığı gıda, enerji ve yaşam tarzından kurtulmaya mecbur olduğumuzu nasıl anlatabiliriz?

Suni gübrelemenin son 50 yıl içerisinde atmosferdeki azotlu gazların artışında önemli bir etki olduğu gösterildi. Ayrıca bilim insanları karbon salımlarını azaltmak için daha az et yenmesini öneriyorlar. Hatta Nisan ayında yayınlanan bir makale, küresel ısınma konusunda doğrudan ekonomik büyümeyi suçluyor. Birleşmiş Milletler'in Rio+20 olarak anılan Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı'nda ise hükümetler, gezegeni çoktan boşlamış olduklarını ilan ettiler. İklim değişiminin yıkıcı sonuçlarından kaçınmak için atmosferdeki karbondioksit miktarını milyonda 350 parçacığa indirmek gerekiyor; Kyoto Protokolü vb. ile azaltılacağı iddia edilen bu oran azalmak bir yana, salımlar artmaya devam ediyor, karbondioksit oranı şu anda dünya genelinde 395'i buluyor (ve Kuzey Kutbu'ndaki ölçümlerde 400'ü dahi aşmış durumda).

Tek gerçekçi çözüm, ısrarla kendini dayatıyor.


  1. Son dört ayın bilançosu
Grönland buz kütlesindeki erime

Ekosistemler alarm veriyor.

İngiltere'den ve ABD'den bilim insanları büyük bir açlık krizinin yolda olduğunu belirtirlerken, gıda fiyatları hızla yükseliyor.

Antarktika'daki en soğuk okyanus katmanı azalıyor, azalmanın son kırk yılda %60 olduğu hesaplanıyor; Grönland'daki dehşet verici erimeden ise Türkiye medyasında bile bahsedildi. Dahası, hem Kuzey Kutbu ikliminin hem de Antarktika buz örtüsünün, sanılandan daha hassas oldukları tespit ediliyor. Tüm bunların sonucunda dünya okyanus sıcaklarında artış gözlemleniyor.

Dünyanın her yerinde yağış rekorları kırılıyor. Örneğin ABD'de (Washington ve Oregon), İngiltere'de, İsveç'te, Ukrayna'da, Japonya'da, Çin'de ve Bangladeş'te.2 Türkiye'de de durum farklı değil. (örneğin Aydın, Muğla ve Marmara bölgesinde)
Okyanus sıcaklıklarındaki artışlar

Yağışlarla beraber sıcaklık rekorları da birbirini izliyor. Almanya ve İtalya'da, Bulgaristan'da, Fransa'da ve ABD'nin 15 bin yerinde sıcaklık rekorları kırıldı. ABD'de Haziran ayında kuraklık rekoru da kırıldı. Türkiye tabii ki bu süreçten muaf değil. (örneğin Niğde, Artvin, Urfa ve Ankara'da)
Küresel sıcaklıklar da şiddetle alarm veriyor: Mayıs kayıt altındaki en sıcak ikinci ay olurken, Haziran'da da dördüncü en sıcak ay ölçüldü.

İklim değiştikçe, aşırı hava olayları aşırı olmaktan çıkıyorlar. Hem sel baskınları hem de kuraklık artıyor. Üstelik şu anda sanayileşme-öncesi dönemin seragazı salımlarının etkileri sürüyor.

Ekolojik kriz, ekonomik krize ne kadar da benziyor: Science'ta yayınlananan bir makaleye göre, kurak alanlar kuraklaşırken nemli alanlar daha da nemleniyor! (Tanıdık geliyor mu?)


  1. Önümüzde neler var?

Örnek olsun diye listeliyoruz: Geçtiğimiz dört ay içerisinde, küresel ısınmanın ve iklim değişiminin tundralara, bitkilerin gelişimine, okyanus sıcaklıklarına, Avrupa dağlarının bitki örtüsüne, Güney Asya yaz musonuna, parazitlere, kelebeklere, deniz seviyelerine, ormanlara ve göllere etkilerini inceleyen bilimsel makaleler yayınlandı. Her bir makale, durumun önceki verilere kıyasla daha kötü olduğunu ilan ediyor.

En büyük kitlesel yok oluştan belini doğrultmak, gezegenin 10 milyon yılını aldı. Üstelik bugünün iklimi, karbondioksit artışına, geçen 12 milyon yıla kıyasla çok daha hassas.

Bilim insanları, Nature dergisinde yayınlanan bir ortak makalede dünyayı burnumuzun dibindeki devrilme noktasına karşı uyarıyorlar.3

Şimdi insanla doğa arasındaki toplumsal çelişkiyi çözmenin, kapitalist sistemin yerine adil ekolojik yaşamı koymanın zamanıdır. Ekolojik krize karşı kavgamız (temel fizik-kimya bilgilerimiz gereği) son kavgamızdır artık.
- Bu türler kar getirmiyor, bu yüzden onları dünyadan atıyoruz.
- Eee, her şey parayla mı ölçülüyor?
- Tabii canım, mesela biz bokböcekleri olmasa dünya bokunda boğulurdu.



1 Temmuz ayında, bölgede yapılması planlanan maden projesine karşı çıkan Peru Cajamarca halkına polis saldırdı, beş gösterici katledildi. 25 Nisan'da, yasadışı kerestecilik ve ormansızlaştırmalara karşı mücadele eden Chut Wutty, askeri polis tarafından vurularak öldürüldü.
2  Sel baskınları Japonya'da 50 bin kişiyi yerinden etti, 10 kişiyi öldürdü. Çin'de aşırı yağışlar 37 kişinin ölümüne yol açtı. Bangladeş'te ise 70 kişi ölürken 200 bin kişi mahsur kaldı. The Guardian'da yayınlanan Bangladeş fotoğrafları için tıklayın.
3  Devrilme noktasıyla ilgili, Leo Murray'in harikulade animasyonunu izleyebilirsiniz.

Sunday, April 29, 2012

Küresel İklim Krizi – güncel gelişmeler: 3



  1. Giriş1

2011 yılı, küresel iklim değişimi açısından rekorlar kitabını baştan yazdı. 2011, en çok karbondioksit salımı gerçekleştirilen yıl olmakla kalmadı, ayrıca salım artışında da rekor hıza ulaşıldı. Bu arada, Nature'da yayınlanan bir çalışma, karbondioksit salımının küresel ısınmaya yol açtığını teyid etti.2 (The Guardian'ın hazırladığı interaktif haritada, hangi ülkenin iklim değişiminden ne kadar sorumlu olduğunu ve ne kadar etkileneceğini inceleyebilirsiniz.) NASA'nın raporuna göre 2011 kaydedilen en sıcak 9. yıl oldu. Kuzey kutbu en düşük buz kütlesi seviyesini gördü.3 Pasifik ada ülkesi Kiribati, yükselen deniz seviyeleri sebebiyle tüm ulusu taşımak üzere toprak satın almak için Fiji hükümetiyle müzakerelere başladı.

Ocak 2012 ABD'de hem en sıcak dördüncü ay olarak kayda geçti, hem de Alaska'da düşük sıcaklık rekorları kırıldı.

Uluslararası İklim Değişimi Paneli ise yeni yayınlanan bir belgede iklim değişimi sebebiyle daha şiddetli fırtınaların, sıcak hava dalgalarının ve sellerin yolda olduğunu hatırlattı.

Peki en son ne zaman ana haber bülteninde küresel iklim değişiminden bahsedildiğini hatırlıyor musunuz? Ya da küresel ısınmanın gazetelerde manşetten verildiğini? (Şu saçmalığı saymıyoruz elbette.)

Out for Beyond olarak, iklim krizinin her daim gündemde kalması gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden, güncel gelişmeleri düzenli olarak özetlemeye çalışıyoruz.


  1. Buzullar ve okyanuslar alarm veriyor.

Nature Geoscience'ta yayınlanan bir çalışma, sera gazı salımı kaynaklı küresel ısınmanın doğal buzullaşma dengesini alt üst ettiğini ifade ederken, dünyanın dört bir yanından4 bunu destekleyen veriler yağdı: Güney Kutbu'nda Batı Antarktika buz tabakasında son 40 yılda ciddi çatlaklar ve yırtılmalar gözlemlendiği (Journal of Glaciology) ve bunun penguenlerin üreme döngülerini değiştirdiği (Polar Biology, Ecology ve Marine Ecology Progress Series); Kuzey Kutbu'ndaki buzulların ise tüm dünya ekosistemlerini etkileyebilecek hassas taşma noktaları [tipping point] olduğu (Nature Climate Change), bu taşma değerlerine erişildiği (AMBIO)5, Kuzey buz kütlesinin en kalın kısımlarının daha hızlı erimekte olduğu (NASA – Journal of Climate) ve Grönland buz tabakasının tamamının büyük olasılıkla 1.6°C ısınmayla yok olacağı (Nature Climate Change) rapor edildi. (NASA'nın hazırladığı ve Nature dergisinde yayınlanan aşağıdaki harita, 2003-2010 yılları arasında buz kalınlıklarında görülen değişimleri cm/yıl cinsinden veriyor.) Kuzey Buz Denizi'ndeki buz erimeleri ayrıca Kuzey Yarımküre'de son yıllarda yaşanan soğuk kışların (Proceedings of the National Academy of Sciences) ve sıcak yazların (Environmental Research Letters) açıklaması olabilir.


Buzullardaki erimelerin olumsuz etkileri saymakla bitmiyor. Eriyen buzullarla beraber açığa çıkan okyanus yüzeyleri, güneş ışınlarını, onları büyük oranda yansıtan buzullara kıyasla daha çok tutuyorlar (Albedo etkisi) ve bunun sonucunda okyanus sıcaklıklarında önü alınamaz bir ısınma gerçekleşiyor. Böylece örneğin Hint Okyanusu'ndaki denizfilleri avlarını daha derin sularda aramak zorunda kalıyorlar. (Marine Ecology Progress Series). Öte yandan, atmosferdeki karbondioksitin okyanuslarda çözünmesinin yanı sıra, okyanus diplerindeki hapsolmuş karbon gazları sıcaklıkla beraber ortaya çıkıyorlar ve okyanusların asitlenmesine yol açıyorlar. Science dergisinde yayınlanan kapsamlı bir inceleme, okyanus asitlenmesinin son 300 milyon yıldır eşi benzeri görülmemiş bir hızda olabileceğini gösterdi. Nature Climate Change'de yayınlanan bir araştırmaya göre ise asitlenme balıkların beyin ve sinir sisteminde hasara sebep oluyor.

Burada bir parantez açıp birkaç “az-kötü” (!) haber verelim: Mercan kayalıklarındaki kitlesel ölümlerin küresel ısınma kaynaklı sebebinin asitlenme değil ısınma olduğu gözlemlendi (Global Change Biology). Ayrıca, mercan kayalıklarıyla ilgili tek sebebin küresel ısınma olmadığı, tarla açma ve aşırı avlanmanın bu sorunu daha önceden ortaya çıkarmış olduğu tespit edildi ve böylece tek sorumlunun insan faaliyetleri olduğu yeniden vurgulandı (Ecology Letters). Bir “iyi haber” daha: Güneydoğu Asya'da Acropora mercanlarının ısınmaya uyum sağlayabildiği gözlemlendi (PLoS One). Parantezi kapatıyoruz.

Bu derlemede vurgulamak istediğimiz en önemli gelişmelerden biri, Stockholm Environment Institute tarafından yapılan bir araştırmayla küresel iklim değişiminin sadece okyanus ekosistemlerine vereceği hasarın 2100 yılı itibariyle yıllık 2 trilyon dolara ulaşacağının belirlenmesi. (The Guardian gazetesinde yayınlanan şu makalede, araştırmada sunulan verileri inceleyebilirsiniz.) Bu bağlamda, Geology'de yayınlanan başka bir araştırma, 2°C'lik bir ısınmada bile gelecek nesillerin deniz seviyelerinde 12-22 metrelik bir yükselmeyle karşı karşıya kalacağını hesapladı.


  1. Normal” kelimesi anlamını yitiriyor.

Yandaki fotoğraf (Zhou Ke/Corbis) Çin'de Poyang gölünde çekildi. Bunun normal olduğunu düşünebilenler için, son üç ayın bilimsel verilerini özetleyelim dedik.

Küresel ortalama sıcaklıkların 2050 itibariyle 3°C kadar artabileceği hesaplanırken (Nature Geoscience); şimdiye kadarki ısınmanın kuşların göç düzenini değiştirmekte olduğu (PLoS One) ve Avrupa kıtasında dağ bitki örtüsünde yer değiştirmelere yol açtığı raporlandı (Nature Climate Change).6

Öte yandan, Nature Climate Change'de yayınlanan bir araştırmanın yazarları, yakın zamanda artık “yüzyılın en sert fırtınası” lafının anlamını yitireceğini, bunun yerine “on yılın en sert fırtınası” lafının kullanılmasının daha yerinde olabileceğini belirtiyorlar. Ecology and Evolution dergisindeki bir çalışma da, aşırı hava olaylarının zengin ekosistemleri tehdit ettiğini vurguluyor.

2050 itibariyle ABD'deki yüzlerce ilçede su kıtlığı yaşanması bekleniyor (Environmental Science & Technology), keza 48 eyaletin çeşitli bölgelerinde aşırı sıcakların sıklığının arttığı gözlemlendi bile (Climatic Change). Kolorado dağlarındaki dolu yağışlarının ise 2070 itibariyle tamamen ortadan kalkacağı öngörülüyor (Nature Climate Change).

Bunları laf olsun diye söylemiyoruz: Nature Climate Change'de yayınlanan bir çalışma, geçtiğimiz on yıl boyunca gerçekleşen aşırı hava olaylarının iklim değişimiyle bağlantılı olduğunu gösterdi. Yani tüm bu yukarıdakiler yeni “normal”lerimiz olacak.


  1. Ne Yapmalı?

Biogeosciences'da yayınlanan bir araştırma, (uydu görüntüleriyle takip edilmekte olan) kalıcı buzul tabakalarındaki erimenin7, sıcaklık artışı 2°C'de tutulursa durdurulabileceğini gösterdi. Yani umut var.

Birleşmiş Milletler'deki ülkelerin iklim kriziyle ilgili yaklaşımlarının sahip oldukları fosil yakıt rezervleriyle yakından ilişkili olduğunu (The Guardian'da yayınlanan analiz) tahmin etmek ise hiç zor olmasa gerek. Dahası, Şubat ayında patlak veren Heartland Enstitüsü skandalı, aralarında Time Warner Cable, AT&T, General Motors ve Microsoft'un da bulunduğu şirketlerin iklim değişimini sansürlemek için enstitüyü fonladığını ortaya çıkardı. Sızan belgelerin gerçek olduğu Enstitütü tarafından kabul edildi. (The Guardian'da yayınlanan bir analiz, para aktarılan kimi iklim şüphecilerini inceliyor.) Yani bu iktidar düzeninden umut yok.

Öte yandan, Environmental Research Letters'da yayınlanan bir çalışma, düşük-karbon teknolojilerinin önümüzdeki yüzyıl içerisinde sera gazı sorununu çözemeyeceğini hesapladı. Yani safi teknolojik çözümlerden umut yok.

Lafı uzatmayalım: Kâr hırsının değil doğal insani ihtiyaçların yönlendirdiği katılımcı bir siyasete ihtiyacımız var. Ne fazla ne eksik.


1  Bu yazının hazırlanmasında özellikle Science Daily, New Scientist, The Guardian ve Scientific American haber sitelerinden yararlandık.
2  Böylece, ilişkinin öteki türlü olduğu, yani sıcaklık artışının atmosferdeki kardondioksit miktarını arttırdığı tezini çürüttü.
3  2012 kışında buz kütlesi bu değerin azıcık üstüne çıktı.
4  Bir önceki yazımızdaki Hindukuş-Himalaya bölgesi ile ilgili maddeye ve onu takip eden güncellemeye bakınız.
5  ve hatta bu taşma değerlerinin aşılmış olabileceği (Planet Under Pressure 2012 – Baskı Altındaki Gezegen konferansı. Bu araştırma henüz hakemli bir dergide yayınlanmadığı için yazımızın içine koymadık.)
6  Ayrıca, sıcaklık değişkenliğinin azımsanmış olduğu ve dolayısıyla tahmin edilenden daha kuvvetli kuraklıklar ve daha ciddi bir gıda kriziyle karşı karşıya olduğumuz belirtiliyor.
7  Kalıcı buzulların erimesi, toprağa hapsolmuş metanı ortaya çıkarıyor ve böylece küresel ısınma için bir pozitif geri-besleme mekanizması oluşturuyor.



Tuesday, April 10, 2012

Küresel İklim Krizi – güncel gelişmeler: 2



  1. Giriş

Ekosistemler yıkılıyor. Avrupa'da en soğuk kışlardan biri yaşanırken küresel ortalama sıcaklıklar en yüksek değerlere ulaşıyor. Ülkeler su altında kalırken su kıtlığı ile ilgili raporların ardı arkası kesilmiyor. Bütün bunlar size çok normal geliyorsa elimizden bir şey gelmez. Biraz olsun şüphelenenler için; geçtiğimiz Kasım ayındaki birinci derlememizden beri yayınladığımız iki yazının ardından, sistematik olarak unutturulan küresel iklim krizini gündemde tutmak amacıyla, son dört ayda yaşanan gelişmeleri iki bölüm halinde sunuyoruz.1


  1. Vay başımıza gelenler !

Aşağıda, NASA/JPL ve Caltech'ten bilim insanları tarafından hazırlanan, Climatic Change'de yayınlanmış olan 21. yüzyıl ekolojik duyarlılık haritasını bulabilirsiniz. Harita, küresel ısınmayla beraber bitki türlerindeki değişiklikler sonucu ekosistemlerdeki hareket yüzdesi öngörülerini belirtiyor.



Haritayı dikkatle inceleyin. Başımızın belada olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yok herhalde. Ancak bizi aptal yerine koyanlar da var:

Filipinler'de yaşanan sel felaketinde 1000 kişi hayatını kaybederken, 50 bin kişi evlerinden oldu. Belçika'nın Ostend kentinde kıyı şeridini sel felaketlerine ve fırtınalara karşı korumak için özel bir savunma mekanizması inşa ediliyor. Bangladeş halkı halen 2009'da yaşanan Aila kasırgasının yaralarını sarmaya çalışıyor. Pasifik ada ülkesi Kiribati, su altında kalacak adalardan tüm ulusu taşımak üzere toprak satın almak için Fiji hükümetiyle müzakere ediyor. Nature Climate Change'de yayınlanan bir araştırma, tropik kasırgaların 2100 itibarıyla yılda 109 milyar dolar kadar hasar vereceğini açıklıyor. Birileri de çıkmış hala küresel ısınmayı unutmamızı falan söylüyor.2

Değinmeden geçmeyelim: Bilimsel şüpheciliklerini koruyan bilim insanları, temkini elden bırakmıyorlar. Environmental Research Letters'da yayınlanan bir çalışmada iklim bilimciler küresel sıcaklıklarla ilgili verileri yeniden inceleyerek, küresel ısınmada hiçbir yavaşlama ibaresinin olmadığını teyit ettiler. Ayrıca Met Office'in yaptığı bir araştırma da güneş faaliyetlerindeki değişimlerin küresel ısınmayı fark edilebilir derecede yavaşlatmasının muhtemel olmadığını gösterdi.


  1. Dünyanın dört bir yanı için alarm çanları

Global Change Biology'de yayınlanan bir araştırma, sıcaklık artışının balıklardaki parazit miktar ve etkisinde artışa sebep olacağını gösterirken; Nature Climate Change'de yayınlanan bir çalışma, özellikle sıcak denizlerde, su sıcaklıklarındaki artış ve okyanusların asitlenmesi sebebiyle balıkçılığın olumsuz etkileneceğini ortaya koydu. Tam da bu bağlamda, Climate and Development dergisinde yayınlanan bir araştırma, Karayipler'de iklim değişimi sebebiyle habitatların yok olması, balıkçılıkta çeşitlilik ve miktar düşüşü ve mercan beyazlaşması beklendiğini raporladı.

Hindukuş-Himalaya bölgesindeki dağ zirvelerinde yapılan kapsamlı bir araştırma, buzulların neredeyse tamamında son otuz yılda ortalama %20 bir azalmanın yanı sıra, buzul yokoluş hızının 1980-2000 ve 1996-2005 arasında yaklaşık iki katına çıktığını belgeledi.* Aynı anda hem ciddi su sıkıntısı ve kuraklık yaşanacağı, hem de sel felaketlerinin artacağı öngörülüyor.
PLoS ONE'da yayınlanan bir araştırma, Kuzey Amerika'daki çıngıraklı yılanların küresel ısınma kaynaklı bölge değişimlerine uyum sağlayamayacağını gösterdi. Aynı dergide yayınlanan başka bir çalışma ise, Kuzey Atlantik'teki buz örtüsünün azalmasıyla Grönland foklarının yaşam alanlarının daraldığını ve dolayısıyla ölüm oranlarında ciddi bir artış gözlemlendiğini belgeledi.

Journal of Arid Environments'da yayınlanan bir araştırma, küresel ısınmanın Afrika'nın Sahel bölgesinde her altı ağaçtan birini yok eden bir kuraklığa yol açmakta olduğunu gösterdi. The American Naturalist'te yayınlanan bir araştırma ise, orman yangınlarının tıpkı salgın gibi eşik değerleri olduğunu ve Kanada'nın artan sıcaklıklarla bu eşiği aşmak üzere olduğunu ortaya koydu.3


  1. Yönetici sınıfa rıza göstermek artık eskisinden de daha saçma !

Her şeyden önce, Carbon Dioxide Information Analysis Center'ın yayınladığı rapora göre 2010'da karbondioksit salımları rekor kırmakla kalmadı, 2009 yılına göre %5.9 artarak kayıtlardaki en büyük artışı da gerçekleştirdi. Nature Climate Change'de yayınlanan Global Carbon Project analizi de, bunun 1990'dan beri %49 artış anlamına geldiğini vurguluyor ve yıllık karbondioksit salımlarının 37 milyar tona ulaştığını ifade ediyor. Hızla uçuruma doğru giden bir otobüste şoförün ısrarla gaza basması gibi bir şeyden bahsediyoruz. (The Guardian gazetesinin hazırladığı interaktif haritada hangi ülkenin iklim değişiminden ne kadar sorumlu olduğunu inceleyebilirsiniz.)

Yönetici sınıfın küresel iklim değişimini durdurmak için hiçbir şey yapmayacaklarını daha önce de söylemiştik. Ancak onlar bundan bir adım ileri gidip, Aralık ayında Durban'da gerçekleşen iklim zirvesinde gelecek nesillerin durumunu vahimleştirmeyi garanti altına almayı uygun buldular. Protesto gösterileri arasında, hükümet temsilcileri, ortak bir anlaşmaya varmak gerektiğine dair ortak bir anlaşmaya vardılar ve böylece iklim tartışmalarında 20 yıl geriye gittik. Bu arada Kanada süreçten çekildiğini açıkladı ve önceden taahhüt edilen hedeflere zaten ulaşamayacağını da söylemeden geçmedi. Üç gün sonra Rusya da Kanada'yı desteklediğini açıkladı. Yüzsüzlüğün bu kadarını en öfkeli ekolojistler bile tahmin etmemişti doğrusu.

İklim değişimi aktivistleri açısından tek görece olumlu gelişme; küresel ekonomik krizde siyasi ve ekonomik gücünü kaybeden AB'nin, bir “yeşil” hamleyle, AB'ye ve AB'den yapılan tüm uçak seferlerine karbon vergisi koyma kararı olabilirdi – eğer Rusya şiddetle karşı çıkmasaydı, eğer Çin ulusal uçak şirketlerine bu vergiyi ödemeyi yasaklamasaydı, ve eğer aralarında ABD, Hindistan, Çin ve Rusya'nın da bulunduğu 25 ülke bu uygulamayı protesto edip “karşı önlemler” alacaklarını açıklamasalardı...

Bir sonraki yazımızda; dünya turumuza devam edeceğiz, iklim değişimi inkarcılığına değineceğiz ve 2011 yılının iklim politikaları açısından dip yapmasının yanında iklim krizi açısından da rekorlar kitabını baştan yazdığını gözlemleyeceğiz.


1  Bu yazının hazırlanmasında özellikle Science Daily, New Scientist, The Guardian ve Scientific American haber sitelerinden yararlandık.
2  Bu konuya bir sonraki yazıda değineceğiz.
*  Güncelleme: Nature'da yayınlanan yeni bir çalışma, Himalayalar'daki zirve buzullarının erimesiyle ilgili önceki ölçümlerin abartılı olabileceğini gösterdi. Himalayalar'da alçak rakımlardaki buzulların erimekte olduğu her ne kadar doğru ise de, zirve buzullarında son on yılda kayda değer bir erime yaşanmadığı belgelendi. Çalışma küresel ısınmanın buzullara etkisini analiz etmek için ciddi imkanlar sunuyor; ancak (makalenin yazarları da dahil olmak üzere) iklim bilimciler, bu verilerin küresel ısınma konusundaki endişeleri arttırdığını, çünkü artık önceden farkında olunmayan belirsizliklerle karşı karşıya olduğumuzu vurguluyorlar.
3  Neredeyse tüm kıtalara değindik böylece. Avrupa'yı ise bir sonraki yazıda ele alacağız.


    Saturday, November 12, 2011

    Küresel İklim Krizi – güncel gelişmeler: 1

    1. Giriş


    Kitlesel medyanın takdire şayan çabasıyla, küresel iklim değişimi tartışmalarının modası geçmiş kanısı yaratılıyor ve insanlık tarihinin en tehlikeli krizi örtbas ediliyor. Öte yandan biz, kaynayan suya atılan kurbağa deneyindeki kurbağa değiliz; çünkü bilim insanları tarafından sürekli olarak uyarılmaktayız. Out for Beyond ekibi olarak; sistematik olarak unutturulan küresel iklim krizi tartışmalarını gündemde tutmayı görevlerimizden biri sayıyoruz. Zira sadece geçtiğimiz Ekim ayı içerisinde yayınlanan bilimsel araştırmalar bile; “kitleler”in gündeminden düşürülse de iklim değişiminin “doğa”nın gündeminde önemini koruduğunu gösteriyor.1

    1. Küresel iklim değişimi şiddetleniyor.

    Environmental Research Letters'da yayınlanan bir makaleye göre; Güneybatı Çin buzullarındaki erime, binlerce ekosistemi tehdit ederken aynı zamanda ulaşım ve turizmi olumsuz etkileme riski taşıyor.
    Journal of Climate'ta yayınlanan bir analiz; Cebelitarık'tan Ortadoğu'ya kadar tüm Akdeniz bölgesinde gözlemlenen kış kuraklıklarındaki sıklaşmanın ana sebebinin insan kaynaklı iklim değişimi olduğunu gösteriyor.
    Bilim insanları elbette bilimsel şüpheciliği de elden bırakmıyorlar. Berkeley Earth tarafından yapılan bir araştırma; (bugüne kadar yapılmış tüm analizleri doğrulayacak şekilde) ortalama yüzey sıcaklıklarının 1950'lerden itibaren 1°C artmış olduğunu güçlü kanıtlarla bir kez daha gösteriyor. Hâlâ kürenin ısındığına (hem de hızla ısındığına) dair şüpheleriniz varsa okuduğunuz gazeteyi değiştirmenizi öneriyoruz.
    Dünya sularında sıcaklık artışının, depolanmış karbonun serbest kalmasıyla sonuçlanacağı ve sera etkisini daha da arttıracağı önceden de öngörülüyordu. Nature Geoscience'ta yayınlanan bir makale; bu öngörüyü ABD'deki nehirler ve akıntılar için doğrudan ölçümlerle destekliyor. Gothenburg Üniversitesi'nde hazırlanan bir tez ise; benzer biçimde, Baltık Denizi'nin de artık hapsettiğinden daha fazla karbon salmakta olduğunu hesaplıyor.

    Peki hiç mi iyi haber yok? Kararı okuyucuya bırakıyoruz: Science dergisinde yayınlanan bir araştırma, Avrupa'da bulunan Arabidopsis thaliana bitki türünün iklim değişimiyle baş edebilecek genetik esnekliğe sahip olabileceğini gösteriyor. Eğer bu haber size rahat bir soluk aldırmaya yettiyse, okumaya devam edin.

    1. Aymaz iyimserliğine yer yok.


    Her araştırma, sonuçların sandığımızdan daha da tehlikeli olduğunu söylüyor. Veriler birikiyor ve her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyor.
    Canlıların küçülmekte olduğuyla başlayalım. Nature Climate Change'de yayınlanan bir araştırma; küresel ısınma sebebiyle, dünyanın dört bir yanından birçok türde, beden küçülmesi olduğunu gösterdi. İklim değişiminin bu beklenmedik sonuçları, birbirine hassas dengelerle bağlı birçok türü olumsuz etkileyecek ve biyoçeşitliliğe zarar verecek boyutlarda.*
     
    The City College of New York'ta yapılan bir araştırma; Grönland'daki buz tabakasındaki yüksek sıcaklıklara bağlı aşırı erimenin, sıcaklık rekorları kırılmadan dahi kendini tetikleyen bir döngüye girebileceğini gösteriyor. Yani deniz seviyelerinde şiddetli bir artışı önlemek için küresel ortalama sıcaklığı eşik seviyesinin daha da altında tutmak zorundayız. Bir yandan da, Journal of Geophysical Research'te yayınlanan bir araştırma, Kuzey Buz Denizi'ndeki erimenin bugüne kadar hesaplananın 4 katı daha hızlı gerçekleştiğini hesaplıyor ve yüzyılın sonunda kuzeyde hiç buzul kalmayacağı sonucuna varıyor. Bu gidişatla ilgili (Geophysical Research Letters'da yayınlanan) bir başka araştırma, dünyanın öbür ucunda da durumun parlak olmadığını gösteriyor: Antarktika'daki Thwaites buzulunda önümüzdeki 20 yıl içerisinde daha da hızlı bir erime bekleniyor. Deniz seviyelerindeki artış meselesinin ciddiyeti; New York, Londra, Amsterdam gibi metropollerin ve neredeyse tüm Bangladeş'in sular altında kalmasından bahsedilmesinde gizli. Dahası, Niels Bohr Enstitüsü'nde yapılan bir araştırmaya göre; deniz seviyelerinde artış yüzyıllarca devam edecek. İklim bilimcilerin 2100 yılı öngörüsü; eski tas eski hamam devam edilirse 110 cm, ciddi önlemler alınırsa 60 cm artış hesaplıyor.
    Belki de geçtiğimiz ayın en ürkütücü haberi, International Journal of Global Warming'de yayınlanan analiz. Makale, karbondioksit konsantrasyonundaki artışın Dünya termal sistemine etkisinin 50 yıl gecikmeli olarak deneyimlendiğini iddia ediyor. Geçmişte başka çalışmalarda da ifade edilen bu iddiaya göre şu anda gözlemlediğimiz değişimler, 1960'lardaki salımların sonucu. 1960'lardaki salımların bugünkünün yarısı kadar olduğunu fark etmek, birkaç gece kabuslarla uyanmanıza yetecektir.

    1. Daha acil ve daha radikal önlemler gerekiyor.


    British Medical Journal'ın evsahipliğinde düzenlenen bir toplantının sonuç bildirgesinde bilim insanları; iklim değişiminin sağlık ve güvenlik konularında yaratabileceği tehditlere dikkat çekerken, ulusal, küresel ve endüstriyel önlemler alınması gerektiğini vurguluyorlar.
     
    Science dergisinde yayınlanan bir makalede; bilim insanları, hükümetleri, iklim değişimi kaynaklı göçlerle ilgili kapsamlı planlar yapmaya çağırıyorlar ve kitlesel göç yönetiminin beyin cerrahisi kadar karmaşık bir doğası olduğuna işaret ediyorlar. Ayrıca, ekolojik tolerans sınırı olan 2°C'nin altında bir sıcaklık artışını hedefliyorsak, hızla sıfır-karbon ekonomisine geçiş yapmamız gerekiyor: Nature Climate Change dergisinde yayınlanan kapsamlı bir değerlendirme; şimdiki hedeflerden çok daha iddialı önlemlerin içinde bulunduğumuz on yıl içerisinde alınması gerektiğini gösteriyor.

    Öte yandan, yine Nature Climate Change'de yayınlanan başka bir araştırma; ABD Oregon'daki biyokütle kullanımının, karbon salımlarını azaltmak bir yana, idealize edilmiş optimum şartlarda dahi %14'lük bir salım artışına sebep olduğunu gösteriyor. Malumun ilanı ama tekrar edelim: İklim değişimi, enerji politikalarında yapılacak sektörel tercihlerle durdurulamıyor, durdurulamaz.

    Dünyanın neredeyse tüm yöneticileri, sarhoş bir sürücünün şarkılar türküler söyleyerek arabayı hızla şarampole yuvarlaması gibi, insanlığı yok oluşa sürüklüyorlar. “Öpüjem abijim”vari bir tepkiyle, bugünküne denk küresel ısınma dönemlerinin2 eskiden de gerçekleşmiş olduğunu söylediklerinde ise – uzatmadan söyleyelim – yanılıyorlar: Lund Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma; geçmiş 20 bin yıl içerisinde hem kuzey hem de güney yarımkürede eşzamanlı ısınma gerçekleşmemiş olduğunu gösterdi. Bu araştırmanın iki yönünü özellikle vurgulamak lazım: Birincisi; 20 bin yıl, yani son buzullar arası dönem, (Dünya'nın sera gazları etkisi olmaksızın yörüngesel hareketleri dolayısıyla ısındığı bir dönem olması bakımından) günümüzde sera gazlarının ısınmaya etkisinin ne kadar olduğunun kıyaslanabileceği en uygun dönem olduğu için çok önemli bir referans oluşturuyor.3 İkinci olarak; araştırma, bugün gerçekleşen iklim değişimin insan kaynaklı olduğuna yönelik güçlü delillere (ve ayrıca, televizyon tartışma programlarında görmezden gelinecek çalışmalara) bir yenisini ekliyor.
    Bu noktada başa dönüp hatırlatalım; bu metinde geçen tüm veriler, sadece Ekim ayı içerisinde yayınlanan araştırmalara dayanıyor. Dünya alarm veriyor, üstelik ısrarla ve şiddetle alarm veriyor. Daha önemlisi, insanlık olarak, bu alarmın farkına varmamızı sağlayacak araçlara sahibiz. Ama daha da önemlisi, bu gidişata dur dememizi sağlayacak örgütleri oluşturacak mıyız? Türkiye'de HES ve termik santral karşıtı hareketler doğrudan, 350.org gibi küresel ağlar ise dolaylı olarak sermayenin kâr hırsına karşı antikapitalist bir ağırlık oluşturuyorlar. Bu öznelerin ve bu gidişattan rahatsız olan herkesin; iktidarı hedefleyen bütünlüklü bir devrimci programı gündemlerine almasının zamanı geldi de geçiyor.


    1 Bu derlemedeki haberler için ana referansımız, hakemli bilimsel dergilerde yayınlanan çalışmaları kamuyla paylaşmayı amaçlayan popüler bilim sitesi Science Daily'dir. Güncel bilim haberlerini takip etmek isteyenlere, göz atmalarını tavsiye ederiz.
    2 Küresel ısınma ve soğuma evreleri tabii ki geçmişte de gerçekleşti. Günümüzde “küresel ısınma” diye bir sorun tanımlanmasının sebebi; hız, yoğunluk ve ekolojik sistemler üzerindeki basınç bakımından doğanın tarihinde görülmemiş bir ısınma yaşanıyor olmasıdır.
    3 Bu dönemi diğer buzullar arası dönemlerden farklı kılan günümüze en yakın buzullar arası dönem olması dolayısıyla verilerimizin daha detaylı ve güvenilir olmasıdır.


    * Güncelleme: Öte yandan, Kasım ayında Global Climate Biology'de yayınlanan, 40 yıllık bir dönemi ve 33 bin kuşu kapsayan bir araştırma; Kaliforniya'daki kuşların boyutlarında büyüme tespit etti. Araştırmacılar, bunu, küresel ısınmanın, çeşitli coğrafi şartlarda farklı değişikliklere yol açabileceği şeklinde yorumladılar.