Showing posts with label Türkçe. Show all posts
Showing posts with label Türkçe. Show all posts

Monday, September 23, 2013

Küresel İklim Krizini Takip Et.


(Küresel iklim krizi - güncel gelişmeler 7)



Neden Kimse Küresel Isınmadan Bahsetmiyor?


Küresel iklim değişimi, gündemin en önemli başlıklarından biri olması gerekirken, hakkındaki bilimsel uzlaşmayla hiç de uyuşmacak bir biçimde unutuluyor, unutturuluyor.

Çok tuhaf. Sadece birkaç haber başlığını alt alta yazmak bile insanın öfkeden deliye dönmesine yetmeliyken, iklim haberlerinin hem sıklığı hem de içeriği azalıyor. Atmosferdeki karbondioksit miktarı 400 ppm'i daha yeni aşmışken1, dünyada varolan bitki türlerinin yarısı ve hayvan türlerinin üçte biri 2080 yılına kadar yaşam alanlarının yarı yarıya azalması tehlikesi ile karşı karşıyayken ve insan kaynaklı iklim değişiminin türler üzerindeki baskısının evrimden 10.000 kat daha hızlı olduğu ortaya konmuşken, ne televizyonların ne de holding gazetelerinin Başbakan'ın laflarından başka manşet atmıyor olmalarında bir tuhaflık yok mu sizce de?2 Hele ki Türkiye'nin sera gazları geometrik olarak artmaya devam ederken...



Küresel ısınmayı önemseyen ancak Türkiye'deki gündemin telaşesinden iklim gündemine yetişemeyenler için, iki yıldır düzenli olarak yaptığımız gibi, geçtiğimiz dört ayda (Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları) olup bitenleri özetlemek ve hatırlatmak istedik. Daha temel iklim bilgileri için, Climate Reality Project'in hazırladığı kısa videoları izleyebilirsiniz.

Öncelikle, boş işlerle uğraşmıyoruz: İklimle ilgili makalelerin %97'si kürenin ısındığı ve bunun sebebinin insan faaliyetleri olduğu konusunda anlaşıyor.3 Öyle ki, geçtiğimiz Nisan ayında, NASA Goddard Enstitüsü'nün başındaki James Hansen iklim politikalarına daha fazla zaman ayırabilmek için görevinden istifa etti.

İnsan kaynaklı küresel ısınma hakkında görüş beyan eden iklim makalelerinin %97'si küresel ısınmanın gerçekleştiği ve sebebinin biz olduğumuz konusunda hemfikir.


Kemerlerinizi bağlayın, küresel iklim değişiminin insanı dehşete düşüren dünyasında kısa bir tura başlıyoruz.


İklim Gündeminden, Gözünüze Çarpmamış Olanlar


Antarktika'daki buzullara ne olduğunu tam olarak kestiremiyoruz; bir araştırma rekor hızda erime tespit ederken başka bir araştırma Güney Kutbu'nun soğuyor olabileceğini belirtiyor. Kuzey Kutbu'yla ilgili ise böyle bir belirsizlik yok; bu kış Kuzey Buz Denizi'nin en düşük beşinci buz kütlesi kaydedilirken, bazı uzmanlar Kuzey Kutbu'nda hiç buzun kalmayacağı yazların 2050'den önce gelebileceğini ifade ediyorlar. Bunun müthiş miktarda metanın serbest kalmasına yol açabileceği düşünülüyor. Benzer haberler dağ zirvelerinden geliyor: Everest dağının buzulları her geçen yıl daha hızlı azalıyor, Şili'de And dağlarının buzulları da son otuz yılda yüzde 30-50 oranında azaldı. Üstelik, 2003-2009 yılları arasında eriyen dağ buzullarının deniz seviyesindeki artışa etkisinin kutup buzullarının etkisine eşit olduğu hesaplanıyor. Buzulların erimesi yüzünden Alaska'da ABD'nin ilk iklim ilticası yaşanıyor.

Sandy kasırgasının sel suları  New York'ta Hoboken PATH istasyonunun asansör şaftından içeri doluyor.
Fotoğraf: Reuters/Port Authority Trans-Hudson

Eriyen buzullar sebebiyle (ve ısınan denizler sebebiyle, Amerika'nın kuzeybatısındaki gibi örneğin) ciddi ölçüde bozulan su döngüsüyle fırtına (örneğin büyük yıkıma yol açan Sandy ve Barbara kasırgaları) ve aşırı yağış haberleri geliyor.4 Su döngüsünün bozulması aynı zamanda kuraklığa da yol açıyor. Brezilya'dan Avusturalya'ya kadar birçok yerden aşırı sıcak ve kuraklık haberleri geliyor. Nitekim, Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü de, geçtiğimiz on yılda, eşi benzeri görülmemiş miktarda aşırı iklim olayına tanıklık ettiğimizi vurguluyor.


Dünya son 1400 yılda hiç olmadığı kadar hızlı ısınıyor, hem de bu ısınma – tam iklim modellerinin tahmin ettiği gibi – yüzey sıcaklığını her yerde eşitleyecek şekilde gerçekleşiyor. Ancak dünya, türlerin uyum sağlaması için fazla hızlı ısınıyor. Balıklar yüksek enlemlere doğru ilerlerken Kuzey Buz Denizi hızla asitleniyor.

Tüm bunlar, şu anda yaşadıklarımız. Bizi nelerin beklediğine göz atmadan önce, the International Displacement Monitoring Centre and Norwegian Refugee Council tarafından hazırlanan, 2012 yılında afetler sebebiyle yerinden edilenlerin gösterildiği haritayı incelemenizi öneririz.

2012'de afet sebebiyle yerinden edilmeler.
Pembe: Yeni yerinden olma gerçekleşen ülkeler
Kırmızı: 50 binden fazla kişinin yerinden olduğu ülkeler
Siyah çizgi: Nüfusun %1'inden fazlasının yerinden olduğu ülkeler


Holding Gazetelerini Okursanız Gelecekte Gözünüze Çarpamayacak Olanlar


Küresel ısınmanın beklenen etkileri” deyince hep aklımıza geldiği gibi, hangi türlerin nasıl zarar göreceğinden bahsedebiliriz. En son araştırmaların değindiği üzere, koalaların yaşam alanlarının daraldığından, Güney Avusturalya'da yunus ölümlerinden, kutup ayılarını etkilemeye başlayan patojenlerden, ısınma sebebiyle dişi oranı artan renkli kaplumbağalardan, kör kalan aç çitalardan ve küresel ısınmanın etkisinin yeni fark edildiği onlarca türden bahsedebiliriz.


Ormanlık bitki örtüsüne çarparak bir gözünü kaybeden çita, Namibya.
Fotoğraf: The AfriCat Foundation

Ya da, “börtü böceğin” insanlığın geleceğiyle ilişkisini kuramayanlar için, doğrudan doğruya deniz seviyesindeki artışlar sebebiyle Küba'da binlerce binanın sular altında kalırken Finlandiya sahil şeridinin ciddi ölçüde değişeceğinden, kasırgaların şiddet ve sıklığının artacağından, şarap üretiminin tehlike altına girmekte olduğundan, sıtmanın İngiltere'ye kadar ulaşma ihtimalinin oluştuğundan, New York'ta sıcak hava dalgalarına bağlı ölümlerin %22 artmasının beklendiğinden, Pakistan'da sıcak hava dalgalarının daha da şiddetleneceğinden ve Havai'de hem daha az yağış hem de daha çok hortum yaşanacağı gibi şaşırtıcı araştırmalardan bahsedebiliriz.

Tüm yukarıdakilerin iklim açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz.5 Yine de, bu yazıda özellikle öne çıkarmayı uygun bulduğumuz birkaç husus var:




Vurgulayalım: Küresel iklim krizi kapıda değil, kapıyı zorluyor da değil. Küresel iklim krizini şu anda yaşamaktayız. Bu kriz her geçen gün derinleşiyor ve daha da derinleşmesi bekleniyor. Hükümetler finansal krizi bahane ederek karbon salımı konusunda taahhüt vermekten kaçınırken, araştırmalar çok radikal adımlar atılması gerektiğini gösteriyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) en son raporunu yayınlamaya 27 Eylül'de başlayacak. Bir bilimsel raporun insanları sokaklara döktüğü görülmüş şey değil, ama şu son zamanlarda sokaklarda, parklarda ve meydanlarda, şimdiye kadar hiç görülmemiş birçok şey de olmuyor değil hani.





1 Atmosferdeki karbondioksit seviyesinin 400 ppm'i aşması, 399 ppm'i aşmasından daha önemli değil elbette, ama durumun aciliyetini hatırlamak için iyi bir fırsat olabilir. Guardian'ın hazırladığı interaktif haberi incelemeden geçmeyin.

2 Daha kötüsü de var. Wall Street Journal'da yayınlanan “In Defense of Carbon Dioxide” başlıklı yazıdaki saçmalıklar bir yana, iklim inkarcılarının fonladığı Heartland Enstitüsü Çin'in iklim değişimi konusunda şüpheci olduğu gibi ipe sapa gelmez bir iddia yayınladı.

3 Aman dikkat: Bu konuda Wall Street Journal'da “Science Is About Evidence, Not Consensus” başlıklı bir yorum yayınladı. Bu yorum hakemli bilimsel makalelere referans vermediği gibi, küresel ısınmanın temel birkaç fenomenini de yanlış anlamakta ısrar ediyor.

4 Guardian'dan Homa Khaleeli ve Emine Saner, üst üste gelecek on yağmurlu yazın yol açacağı 40 şeyi listelemişler.

5Bunlara, görece daha az önemli olduğunu düşündüğümüz şu araştırmayı da ekleyelim: Hava akımlarındaki düzensizleşmeyle beraber uçak yolculuklarında türbülansın da artacağı öngörülüyor.


6Kiribati'nin yaşadıklarıyla ilgili fotoğraf galerisine bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Monday, August 19, 2013

Karar Alma Süreçlerinde Katılımcılık ve Oydaşma – Giriş




Bu yazı dizisinde, beraber çalışan, birbirini ikna etmeyi ve kolektif olarak uygulanacak kararlar almayı hedefleyen, yani bir takım oluşturan gruplardan bahsediyor, karar alma süreçlerinde katılımcılık ve oydaşma sağlamanın çeşitli yöntemlerine değiniyoruz. Dolayısıyla, burada yazacaklarımız açısından, grubun takım ruhuna ve yoldaşlaşmaya mesafesinin belirleyici önemi var.
Eskişehir'de düzenlenen park forumu


Katılımcılık

Kapitalizmin krizi karşısında, ABD'de Wall Street'i İşgal Et! hareketi ve Avrupa'da Troyka (IMF, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası “üçlüsü”) karşıtı mücadele ile karakterize edebileceğimiz, ancak çeşitli seviyelerde tüm dünyadaki kitlesel ayaklanmalarda gözlemlenebilecek ilginç bir olgu karşımıza çıkıyor. “Yöneten”in kim ve nerede olduğunun bilincine sahip, burjuva iktidarının meşruluğunu kabul etmeyen geniş bir kitle hareketi ile karşı karşıyayız.

Karar alma süreçlerine katılmaya talip, hevesli ve kararlı kitleler, milyonlarla ifade edilen sayılarla sokaklara dökülüyorlar. Yazı dizimizin problematiği tam da bununla ilgili: Bu eylemcileri nasıl içerebiliriz?


Oydaşma

Oydaşma, İngilizce'de consensus, eski Türkçe'de mutabakat olarak geçiyor. Aynı anlama gelmek üzere oy birliği ve fikir birliği de kullanılıyor. Bunların hiçbirine itirazımız yok. Biz oydaşma sözcüğünü seçiyoruz çünkü bir süreç içerisinde kişilerin ortaklaştıkları bir fikri inşa etmesi anlamını daha güçlü olarak verdiği kanısındayız.

Oydaşmanın yararlarını savunmakla sözü uzatmayalım. Ancak, oydaşma talep edildiğinde bu talepte bulunanları “gerçekçiliğe” davet eden, bu çabanın yaratacağı zaman ve enerji israfına işaret edip ve verimlilik vurgusu yapan okuyucularımız kısa bir açıklamayı hak ediyorlar.1

Malesef, hayal olmadan eylem olmuyor.

Sorun, oydaşmanın kendisiyle ilgili bir peşin hükümde gizli. Oydaşmanın kendiliğinden oluşmasını bekleyen bir gruptaysanız ve saçınızı başınızı yoluyorsanız, kesinlikle haklısınız.

Bir konuyu tartışan kişiler, kendiliklerinden oydaşmaya varmazlar. Oydaşma, inşa edilmelidir.
İstanbul Adalar'da yapılan forum

Temel tezimiz şu: Bir milyon kişinin oydaşmaya varmasının imkansızlığını “hatırlatıp” bunu bahane ederek 30 kişinin oydaşmaya çalışmasının gereksiz olduğunu öne süren argümanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Gerçek, doğrudan, katılımcı demokrasi için, onu inşa etmeye emek vermek gerekiyor. Hayal olmadan eylem olmadığı gibi, aşçı olmadan da börek yenemiyor.

Son söylediklerimizden de anlaşılabileceği üzere, “grup” veya “takım” dediğimizde, büyük ölçüde, bir toplumsal hareketi, bir şeyleri değiştirmek için bir araya gelmiş insanları kast ediyor olacağız.


Üst problematik: %99'dan Yönetici Sınıf Yaratmak


Tüm eylemcilerin karar alma süreçlerine aktif dahil oldukları ve herkesin içine sinen kararlar almanın amaçlandığı bir “hayal”den bahsediyoruz. Bu hayalin güzelliği ve önemi hakkında konuşulacak pek bir şey yok. Mesele, bu hayalin belirsiz bir geleceğe ertelenemeyecek bir husus olduğunu fark etmekte.

Haluk Yurtsever'in özetlediği gibi, “İnsanın, kendi yaşamını, geleceğini eline almak, karar veren, yapan bir özne olmak, özgürlüğe ulaşmak için yürüttüğü bir kolektif etkinliğin, hangi nedenlerle olursa olsun, var olan eşitsizlikleri, öncü-artçı, yöneten-yönetilen, karar veren-uygulayan ilişkilerini yeniden üretmesi bir yanıyla zorunluluksa, öteki yanıyla ciddi bir problemdir.”2

Bu yazı dizisinin üst problematiği, yani bizi bu konuyu düşünmeye iten mesele, %99'dan yönetici sınıf yaratmak meselesidir.3


Hazır reçete yok !

Yazı dizisinin çapını belirleyen çok önemli bir uyarıda bulunalım. Toplumsal kurtuluş bir karton maket değil ve biz de bunun farkındayız. Hazır reçetelerle dünyayı kurtaracak değiliz – hele ki sadece yönteme ve araçlara dair doğru tercihler yaptık diye. Bunu biraz açalım.

Katılımcılıkla ilgili benimseyebileceğimiz tüm ilkeler, aynı zamanda, tartışmalarla pek de ilgilenmemiş birçok kişiye süreci bloke etme imkanı verir. Benzer şekilde, oydaşma ilkesi de özünde muhafazakar bir ilkedir.

Aklınıza çok iyi bir fikir geliyor. Etrafınızdakilere anlatıyorsunuz. Uzun uğraşlar sonunda birçok insanı ikna ediyordunuz. Ama örgütünüz %80 (veya daha fazla) bir oydaşma şartı koymuş ve grubunuzda bu ilerici fikir işine gelmeyen bir azınlık var. Bu durumda, oydaşma dediğimiz, statükonun korunmasına yarıyor. Üstelik bu örnek hiç de marjinal değil: “Yeni”, tanımı gereği, herkesin içine sinmeyendir.
15 Mayıs hareketinin kitlesel forumu, İspanya.

Uzun lafın kısası, siyaset tüm formalizmlerden önce geliyor. Bunu ne kadar tekrar etsek azdır: Verili koşulların siyasi analizi, bu koşullardan önce yazılmış tüm kağıtlardan daha değerli. Bundan, hukukun önemsiz olduğu anlamı çıkmaz. Zira bu dediğimiz bizim isteğimiz falan değil, hayat zaten böyle işliyor: Devlet dairesinde sizden sonra gelen yaşlı teyzeye sıranızı verdiğinizde de, derneğinizin birçok üyesi gözaltında veya tutuklu olduğu için yeter sayıyı tutturmamanıza rağmen kararlar aldığınızda da, gerçek dünya kuralların ötesine geçiyor.

Eğer aktif olduğunuz hareket/dernek/parti/platform içinde, şu veya bu sebeple bir arada çalışmak istemeyen, birbirinden nefret eden kişiler varsa, ortada ciddi bir sorun var demektir. Ancak çoğunlukla görece küçük sorunları yönetecek araçlardan yoksun olduğumuz için sorunu kendimiz büyütürüz. Sivrisinek de küçüktür, kanser vb. birçok hastalığa göre de önemsizdir. Ama odanızdaki bir sivrisinek gecenin ortasında size saatler kaybettirebileceği gibi, tüm keyfinizin canına okuyabilir de.

Bu yazı dizisinde, sivrisinek türünden, yani basit (ama kolay değil) modern araçlarla çözülebilecek sorunlara odaklanıyor,


başlıklarını tartışıyoruz. Madem ki örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez, umuyoruz ki örgütlenmek isteyenlere az da olsa bir katkımız olur.


Beşiktaş Abbasağa Parkı Forumu, İstanbul.


1 Öncelikle, bazı konular gerçekten de daha çok zaman ayrılmasını gerektiriyorlar: Bir yasayı birkaç saatte çıkaran bir parlamentoya sahip bir ülkede yaşıyoruz. Bu yasaların büyük çoğunun hiç kabul edilmemeleri kabul edilmelerinden iyidir. Verimlilik illa ki olumlu bir anlama gelmiyor. Ama bizim konumuz bu değil.

2 Haluk Yurtsever, Özgürlük ve Örgütlülük, Yordam Kitap, 2007. sayfa 139


3 Ali İleri, bu konuyu marksist teori açısından incelediği “İktidar Yürüyüşünde Zorunlu Bir Adım: Kültürleşme” başlıklı makalesinde “Yönetmek kendinden menkul bir yetenek değil; işçi sınıfı yönetme gücünü, toplumsal devrimin komünizme geçiş süreci boyunca ilerlemesinin de bir güvencesi olacak kurucu etkinliğinden, yaşamı dünyayı yorumladığı biçimde yeniden üretebilme yetkinliğinden alır. İşçi sınıfı bu niteliği kapitalist toplumun bağrında bilinçli bir “çıraklığı” da içeren ama salt bununla yetinmeyen, iktidar için verdiği mücadelede fiili öncüllere dayalı somut tasarılarıyla yeni toplumu şimdiden görünür kılan bir programı uygulayarak kazanabilir.” diyor. Yaşayan Marksizm, sayı 2, sayfa 126. 

Friday, August 9, 2013

Taksim Ayaklanması - Taksim Uprising


Gezi Parkı direnişiyle başlayıp tüm Türkiye çapında bir ayaklanmaya dönüşen eylemlerle ilgili Out for Beyond'da yayınladığımız makaleleri toplu halde aşağıda bulabilirsiniz.

This is a compilation of all the articles we published on the protests that were initiated by the Gezi Park resistance and then spread to a countrywide uprising.


Halkından taraf olmayanı halk bertaraf edecek. - Özgür Düşünce Hareketi (1 Haziran 2013)
Tüm özgür düşünce savunucularını halkını dinlemeyi bertaraf etmeye çağırıyoruz ! Diren Gezi Parkı, biz geliyoruz.


Like a Tree, Like a Forest in Taksim Square - Kıvanç Eliaçık (3 June 2013)
Thousands of women and men entered a new demonstration without even having breakfast. With their home-made gas masks, they revolted against the police, sometimes by singing, sometimes by swearing.


Gezi Parkı: Burası Buluştuğumuz Yer (4 Haziran 2013)
"Kalabalıklaşmasınlar!" Oysa ters tepti, kalabalıkları oraya toplayan şey tam da bu baskı ve yoğun şiddet ortamı oldu, insanlar polis şiddeti nereye yöneliyor, gaz bombası nereye atılıyorsa bilerek ve inatla oraya yöneldiler. Şimdi elimizde bu kalabalık ve bu inat var.


Hatırlayalım: Aşk örgütlenmektir. (7 Haziran 2013)
Bu direniş ve ayaklanma dalgasının hepimize birden öğretebileceği bir şey olduğunu düşünüyoruz.


Hiç Kimsenin Yanıtıdır... (29 Haziran 2013)
... "Bir can bile kurtulacaksa, bir genç kadının gözünü kaybete ihtimalini azaltmak için farklı bir yol düşünelim." sözlerinde, Gezi Parkı'nda görmüş olduğum kadın cinayetleri, tersane ve madenlerdeki iş cinayetleri, Suriye'ye dönük saldırgan ve emperyalist politikalar, trans bireylerin linç edilmeleri, Reyhanlı ve Roboski pankartları vb. vurguları geçiştiren bir ima olduğunu hissediyorum. Evet, bir can bile kurtulacaksa, bu sistemi değiştirmek (devirmek değil, çünkü öyle yazarsak suç olur, terör olur) için elimizden geleni ardımıza koymayalım.


The Mayonnaise Phenomenon - Sinan Eden (18 July 2013)
But if there is only one thing our international comrades would learn from the uprising in Turkey, it is the mayonnaise phenomenon. If there is only one thing our international comrades would learn from the uprising in Turkey, it is the importance of political determination.


Özgür Düşünce Hareketi'nden tüm direnişçilere kısa bir mektup - Özgür Düşünce Hareketi (25 Temmuz 2013)
Bizler de Gezi Direnişi ile başlayan eylemliliğe bu açıdan, yani otoriterleşme ve tek tipleşmeye karşı bir ses yükseltme olması açısından birkaç hatırlatma yapmak istedik.


Labor unions in Turkey and in Gezi protests - F.Serkan Öngel (26 August 2013)
By the Gezi Park protests, a public demand for general strike came out. Suddenly, everyone focused on labor unions. "Where are the labor unions?"



Tuesday, August 6, 2013

Karar Alma Süreçlerinde Katılımcılık ve Oydaşma: Şiddetsiz İletişim



Giriş

Bu yazıda, geniş anlamda şiddetin iyi/kötü, yararlı/zararlı oluşunu değil, karar alma süreçlerinde katılımcılık ve oydaşma açısından şiddetsiz iletişimi nasıl sağlayabileceğimizi tartışacağız.

Bu yazı, kolaylaştırıcılıkla, verimli toplantılarla ve yapılandırılmış tartışmayla ilgili yazılarımızın da dahil olduğu bir bütünün parçası olacak, böylece burada da çerçevemizi belirli düzeyde siyasal ortaklaşma sağlamış oluşumlarla sınırlayacağız. Dolayısıyla, şiddetsizliği ne bir ilke ne de bir yöntem olarak genel olarak savunmayacağız. Birlikte faaliyet yürütmeye hevesli insanların içlerine sinen kararlar almaları için sağlıklı bir iletişim kurmalarının daha doğru olduğu gibi basit bir varsayım bizim için yeterli.

Bu varsayım temelinde, toplantılarda, yazılı tartışmalarda ve hatta ikili görüşmelerde aramızdaki iletişimi şiddetsizleştirmenin yöntemlerini tartışmayı amaçlıyoruz.
Abbasağa Parkı Forumu


Şiddetsiz iletişimi nasıl sağlarız?


  1. Bilimsel eleştirellik

Bilimsel yöntem şiddetsizdir. Dahası, şiddetsizliğin temelinde de bilimsel eleştirel yöntem vardır: Retorikten, mantık hatalarından uzak, rasyonel argümana dayalı iletişim.

Mantık hatalarını uzun uzadıya anlatmanın yeri burası değil. Bu yüzden en sık yapılan hatalara kısaca değinelim.1

  • Karşımızdaki insanın kişiliğine değil, kurduğu argümana odaklanmakta fayda var. Nefret ettiğimiz insanlar çok doğru şeyler söyleyebiliyorlar.
  • Argümanın doğru olması durumunda hiç hoşumuza gitmeyecek sonuçlara ulaşılabilir. Bu, argümanın yanlış olduğunu kanıtlamıyor.
  • Demek ki”, “dolayısıyla” vb. sözcükleri kullanırken dikkatli olmak lazım. Birçok durumda, mantıksal çıkarımdan ziyade mantıksal sıçramalar yapabiliyoruz.
  • Türkçe'de “Halamın bıyıkları olsa dayım olurdu.” diye bir halk deyişi var. İngilizce'de “If ifs and thens were pots and pans, there'd be no work for tinker's hands.” (“Eğer”ler “o zaman”lar tencere tava olsa, kalaycıya iş kalmazdı.) deniyor. Yani, kuracağımız argümanın çok fazla varsayıma dayanmasından kaçınmakta fayda var. Argümana eklenen her varsayım, (geçerliliği kuvvetlendirse de) doğruluğu daha da zorlaştırıyor. Dahası, o kadar varsayım doğruysa zaten savunulacak pek bir şey kalmayabiliyor.
  • Bir argümanın önemli bir kişi tarafından söylenmiş (veya söylenmemiş) oluşunun onun doğruluğuna veya yanlışlığına doğrudan bir etkisi yok.
  • Tekrar: Bir argümanın önemli bir kişi tarafından söylenmiş (veya söylenmemiş) oluşunun onun doğruluğuna veya yanlışlığına doğrudan bir etkisi yok.

Bilimsel eleştirellik yöntemini sadece konuşurken değil, dinlerken de kullanmakta fayda var. Konuşmacının mantık hataları yapıyor olması, argümanı bu hatalardan arındırıp karşımızdaki insanın aslında ne demek istediğini anlamamıza engel değil. Örneğin bir toplantıda bu arındırma işini kolaylaştırıcı yapabilir ama sıradaki konuşmacı da konunun özüne odaklanarak tüm gruba zaman kazandırabilir.

Rio de Janeiro, Brezilya.

  1. Tartışmaya boyut eklemek

Anlaşmazlığın varlığı ile sonuca ulaşamama arasında doğrudan bir bağlantı yoktur.

Korkulanın aksine, kişilerin karşıt görüşlerinin olması ortak bir karar almalarına engel değildir. Hatta birçok durumda, görüşlerinden taviz vermelerine bile gerek yoktur. Gerçek görüş ayrılığını net bir biçimde ortaya koyduğumuzda çoğunlukla göreceğiz ki aslında bu görüşleri içeren bir sentez öneri, uzun ve verimsiz tartışmaları önleyebilir.

Tartışmayı tek boyutlu olarak görenler için gerçekten de konumlar A veya B görüşüne yakınlıkla belirlenir. Böylece alınacak karar da bir tavizler silsilesi olacaktır. Oysa bir ucunda A bir ucunda B bulunan bu çizginin dışına adım atmak, ikilemin ötesine geçmek ve herkesin içine sinecek bir sentez önerisi sunmak birçok durumda mümkündür. Burada, “biraz A biraz B” bir öneriden değil “hem A hem B” olan ama “ne A ne B olmayan” bir üçüncü bir fikirden bahsediyoruz. Bunu bulmanın kolay olmadığı doğru, ama bu arayışın hem şiddetsizliğe hem de oydaşmaya faydası olacağı neredeyse kesin. (bkz. Kolaylaştırıcılık metninde Sentezleyici ve Ayrıştırıcı Tutum bölümü)


  1. Sapla samanı, soruyla/sorunla kişiyi ayırmak

Sapla samanı ayırmak: Bir toplantıda söz aldığımızda 5 dakika mı yarım saat mi konuşacağımızı tayin eden konulardan biri, hangi soruyu yanıtladığımızdır: Yarın meclise gelecek reform paketini mi, hükümetin neoliberal politikalarını mı, Marksist artı-değer teorisini mi konuşuyoruz? Bunların hepsi güzel sorular, ama genellikle ayrı buluşmaların gündemi olmalarında fayda vardır.
Kadıköy Yoğurtçu Parkı Forumu

Lafı uzatmak, dinleyicileri sabır testine sokmak şiddet midir bilemiyoruz ama sadede gelmek kesinlikle şiddetsizliktir.

Soruyla/sorunla kişiyi ayırmak: Toplantı katılımcılarının biri liberal, başka biri Troçkist, bir diğeri Stalinist falan olabilir. Gün gelir, toplantının konusu tam olarak bu kişilerin siyasal konumları da olabilir. Ama bazen (çoğunlukla?) toplantıların gündemleri pratik dünyayla ilgili olur. Böyle zamanlarda konunun özünü kaçırmamakta fayda olabilir.


Sonuç

Şiddetsizlik, hem katılımı arttırmakta hem de ortak bir karara varmakta süreci şaşırtıcı ölçüde hızlandırabilir. Bilimsel eleştirellikle akıl yürüten, sapla samanı ayıran ve yaratıcı fikirler geliştiren katılımcıların olduğu bir tartışma (ki bu kişilerin çoğunluk olmalarına dahi gerek yok), hele ki bu katılımcılar kolaylaştırıcılık rolünü üstlenirlerse, aksi duruma kıyasla saatler ve hatta günler tasarruf edebilir.

Atakent İkitelli Forumu




1Birbirini anlamak istemeyenlerin yaptığı başka hatalar da var, düşmanca niyetle yapılan bu hatalara değinmeyeceğiz.

Not: Bu yazıda bahsettiğimiz şiddetsiz iletişim, Marshall Rosenberg tarafından geliştirilen Şiddetiz İletişim'den hem siyasi hem de felsefi bağlam bakımından ayrılıyor. Bir takipçimizin uyarısıyla, olası kafa karışıklıklarını önlemek için bu notu düşmeyi uygun bulduk.

Tuesday, July 30, 2013

Küresel İklim Krizi – güncel gelişmeler 6



Bu yazı ne hakkında değil?

Dünya ısınıyor. İklimler değişiyor. Bu bir. Bu yazıda sizi bu temel gerçeğe ikna etmeye çalışmayacağız. Eğer küresel iklim değişimiyle ilgili şüpheleriniz varsa, dünyadaki herhangi bir yerin son 120 yılda ne kadar ısındığını New Scientist'in hazırladığı interaktif haritada inceleyebilir, 2050'de Avrupa'nın başına gelecekleri gösteren şu haritaya göz atabilir veya NASA tarafından hazırlanan videoda 130 yıllık küresel ısınmayı izleyebilirsiniz. (Ayrıca - ola ki iklim konusunda haberleri ana akım medyadan takip ediyorsanız – küresel ısınma yavaşlamadı ve kesinlikle durmadı.) Dahası, bilim insanları arasında bu konuda herhangi bir görüş ayrılığı falan da yok. James Lawrence Powell bilim dünyasındaki görüşleri aşağıdaki grafikte özetlemiş.

1991-2012 arasında hakem denetiminden geçmiş 13950 iklim makalesi
24'ü küresel ısınmayı reddediyor.


Yok küresel iklim değişimi konusunda değil ama küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğuna dair şüpheleriniz varsa, sebebin güneş olmadığına, birincil sebebin karbondioksit olduğuna ve son 20 yılın verilerinin de bunu doğruladığına dair çalışmalara göz atmak için bağlantıları takip edebilirsiniz.

Bu yazıya iklim krizinin tüm şiddetiyle kendini göstermekte olduğu gerçeğini kabul ederek başlıyoruz. Amacımız, küresel iklim kriziyle ilgili güncel gelişmeleri bilimsel referanslarıyla beraber sunmak. (Yukarıdaki bağlantılar dahil bu yazıdaki tüm raporlar, araştırmalar ve makaleler, Aralık 2012 ile Mart 2013 tarihleri arasında yayınlandı.) Afiyet olsun.


Bu derleme neden önemli?

Bu derleme önemli; çünkü kaydedilen 2012 en sıcak on yıl arasına girdi; çünkü Kuzey Kutbu'ndaki buz kayıpları rekor kırdı; çünkü 2012 İngiltere'de en yağışlı yıl, ABD'de en sıcak yıl olurken (Eyalet eyalet detayları Guardian'ın hazırladığı interaktif haritada bulabilirsiniz.) Avusturalya en sıcak yaz mevsimini yaşadı. Yerküre bugün, geçtiğimiz 11300 yılın %70-80'ine kıyasla hem daha sıcak ve hem de 11 bin yıldır olmadığı kadar hızlı ısınıyor.

Guardian gazetesinde yayınlanan harita: Sadece 90 günde Avusturalya'da 123 rekor kırıldı. İşte bu 123'ten sadece 23'ü


George Monbiot'nun da dediği gibi, 2012 yılı doğal dünyayı terk etmek için elimizden geleni ardımıza koymadığımız bir yıl oldu. Bundan yedi yıl önce tüm dünyanın dikkatini iklim değişimine çeken felaket senaryolarıyla dolu Stern Raporu'nun yazarı Nicholas Stern bu sene, riskleri hafife aldığını ve hata yapmış olduğunu söyledi. Bu derleme, iklim değişiminin bugününü ve yarınını anlatıyor.


Küresel iklim değişiminin bugünü ve yarını: Kutuplardan ormanlara, tarlalardan kentlere

Kuzey Kutbu'nda yaz deniz buzunda ve ilkbahar kar yağışlarında en düşük seviye rekorları kırıldı. Kanada buzullarındaki erimeler hızlanıyor ve geri dönülemez bir noktaya erişiyor. Nitekim yeni modellemelere göre kutuplarda çok daha yeşil bir bitki örtüsü bekleniyor. Yüksek enlemlerdeki bitki örtülerinde kuzeye doğru kilometrelerce kayma yaşanıyor. Üstelik kutuplar sorunun sadece kanıtı değil, ayrıca sebepleri arasında da: Kutuplardaki erimeler, yüksek enlemlerdeki sıcaklık artışları üzerinde pozitif geri besleme etkisini de hızlandırıyor. Nitekim kutupsal hava sistemlerinin ortadan kalkmasının iklim öngörülerini de değiştireceği ifade ediliyor.

Science Daily'de yayınlanan harita, Ekim 2011-Eylül 2012 arasındaki ısınma (solda) ile 2001-2011 arasındaki ısınmayı (sağda) kıyaslıyor. Haritanın altındaki skala, ortalama sıcaklıklar arasındaki farkı belirtiyor.

Öte yandan Antarktika'daki buz erimeleri tahminlerden daha hızlı bir biçimde sürüyor. (Bunda kar yağışlarındaki artış da etkili.) Dağ zirvelerindeki sabit buz kütlelerindeki azalma ise, And Dağları'ndan Rusya'ya kadar birçok yerde gözlemlendi.

Eriyen buzullar, deniz su seviyelerinde artışa neden oluyor. Bu artışın, şimdiye kadar tahmin edilenin çok üstünde olacağı belirtiliyor.

Yerküredeki su dengesinin bu ölçüde değişmesinin bir sonucu da, büyük doğal felaketlerin doğal hale gelmesi. (Isınan okyanuslarda su döngüleri ciddi ölçüde değişiyor.) Buna çarpıcı örnekler olarak Türkiye'de Aralık ayında ve Avustralya'da Ocak ayında gerçekleşen selleri verebiliriz. Filipinler'in güneyini 4 Aralık 2012'de vuran ve 1067 kişinin hayatını kaybettiği süper-tayfunun tarıma verdiği zararı onarmanın ise 10 yıl alacağı hesaplanıyor, felaketten toplam 6.2 milyon kişi zarar gördü.

Aşırı hava olayları tüm dünyada norm olmuş durumda. (Sıcaklık rekoru kırmak normal bir şey haline geldi.) Bu aşırı hava olayları, hem mali açıdan hem de güvenlik açısından ciddi sorunlara yol açıyor. Sıcak hava dalgalarının şiddetlenmesi ile tüm dünyada tarımın da zarar göreceği hesaplanıyor. Ortadoğu'da ortalama sıcaklıkların 6 derece artması bekleniyor.

Tüm bu saydıklarımızın bileşkesinden, yani küresel iklim değişiminden en çok etkilenecek şehirler Maplecroft'un araştırmasına göre şöyle:

1. Dakka, Bangladeş
2. Manila, Filipinler
3. Bangkok, Tayland
4. Yangon, Burma
5. Jakarta, Endonezya
6. Ho Chi Minh City, Vietnam
7. Kalküta, Hindistan

Bu listeye daha sonra tekrar değineceğiz, şimdilik Bangladeş'te iklim ilticasının bir ölüm-kalım meselesi olduğuna dair şu slayt gösterisini paylaşmakla yetinelim.

Bu yazıda değindiğimiz dört ay içerisinde iklim değişiminin buğday üretimine, kabuk böceklerine, memeli hayvanlara ve sürüngenlere olumsuz etkileriyle ilgili araştırmalar yayınlandı. Ancak özellikle öne çıkan, Amazon ormanlarıyla ilgili araştırmalar oldu: NASA'nın uyarısını takiben yayınlanan makalelerde, kısa vadede antik Amazon ağaç türlerinin yok olması ihtimali düşük olmakla beraber, yağmur ormanlarının ciddi risk altında olduğu ve küresel ısınmaya karşı çok hassas oldukları belgelendi.

Kaynak: Science Daily


Ayrıca, iklim değişiminin obezite ve şeker hastalığını tetiklediği, ishal salgınlarını arttıracağı ve özellikle yaşlılar için tehlike oluşturduğu belirtiliyor.


Sırada ne var?

Mevcut durumla ilgili bu güncellemenin ardından, yine güncel olarak önümüzde nasıl bir gelecek olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

Öncelikle, bu gelecekle ilgili ciddi belirsizlikler var. Küresel iklim karmaşık bir sistem ve bu sistemi analiz edecek modellerimiz henüz yeterince iyi değil. Bundan kastımız, küresel ısınmanın varlığı yokluğu meselesi değil. Keza küresel ısınmayla ilgili öngörüler doğru çıkıyorlar. Sorunumuz, orta vadeli tahminlerde bulunmakta zorlanıyor oluşumuz ve daha da önemlisi Birleşmiş Milletler'in IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change – Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli) kurumu da dahil olmak üzere gerçekliğin tüm tahminlerimizden daha kötü çıkması.

Öte yandan neredeyse hiçbir belirsizlik kabul etmeyen gerçekler de var: NASA raporuna göre 2012 yılı küresel ısınma trendini devam ettirdi, bu bir. Ban Ki-moon'un dediği üzere küresel ısınmasnın suçlusu zengin ülkeler, bu iki. Acilen harekete geçmezsek milyarlarca insanı amansız bir gelecek bekliyor, bu da üç.

Yine hiçbir şüphe götürmeyen başka bir gerçek ise, mevcut ekonomik ve siyasi sistemin süreci yönetmekle ilgili hiçbir umut vaad etmediği.

Pazar ekonomisinin her sorunu çözeceği iddiasıyla ortaya atılan karbon pazarında, AB'de karbon fiyatları en düşük seviyelerine ulaşırken, Çin ve Avusturalya karbon bombası olarak anılan devasa kömür santralleri inşa ediyor.

Greenpeace'in hazırladığı, Yeşil Gazete'de yayınlanan harita devasa santral projelerini gösteriyor.
Sol: Kırmızı-Kömür , Mavi-Petrol sondajı (derin deniz ve pre-salt katmanları dahil), Gri-Katranlı kum petrolü, Turuncu-Şist gazı, Yeşil-Doğalgaz
Sağ: 2020 itibariyle eklenecek karbondioksit salımları (yılda milyon ton)


Küresel karbon salımları rekor kırarken AKP hükümeti İklim Değişikliği Daire Başkanlığı'nı kapattı.

Yukarıda değindiğimiz birçok konuyu içeren bir anekdotla yazıyı sonlandıralım. Küresel ısınmanın ilk bahsettiğimiz etkisi, kutuplardaki buzullar üzerindeydi. Sonrasında da iklim değişiminden en çok etkilenecek yedi şehri belirttik. Araştırmalar gösteriyor ki küresel ısınma sayesinde Kuzey Kutbu'nda yeni gemi rotaları açılacak. Şimdi Kuzey Kutbu'nda deniz yoluyla yapılacak ticaretin hangi ülkeler arasında olacağını bir düşünün, sonra o yedi şehirlik listeye tekrar bakın, ardından da Ban Ki-moon'un söylediklerini hatırlayın. Tüm parçalar öyle güzel birleşiyor ki: Kapitalizmle ekolojik kriz el ele gidiyor, emperyalizmin işine geldiği sürece hükümetler adım atmıyor, yeryüzü büyük bir yıkıma ilerliyor.