Showing posts with label REDD. Show all posts
Showing posts with label REDD. Show all posts

Friday, September 28, 2012

Rio Yeryüzü Zirvesi: Trajedi, Maskaralık ve Gırgır


Mart 2011'de Guardian'a Rio+20 zirvesinin hazırlık toplantıları hakkında yazan ETC Group'tan Jim Thomas'a göre; “Yeryüzünü kurtaracak bir plan yapmak bir yana, zirveden çıkabilecek şey olsa olsa canlı dünyayı bankerlerin ve mühendislerin dalaverelerine teslim edecek bir anlaşma olabilir. Kuzey ülkeleriyle güney ülkeleri arasındaki gerilim hali hazırda artıyor … ve 'yeşil ekonomi'nin ya greenwash (yeşil yıkama1) ekonomisini ya da eski dostumuz 'açgözlülük' ekonomisini2 getireceğine dair şüpheler tırmanıyor.”

Bu yazı, Anne Petermann'ın Eylül 2012'de Z Magazine'de yayınlanan “Rio Earth Summit: Tragedy, Farce and Distraction” başlıklı makalesinin çevirisidir. Global Justice Ecology Project'in yetkili müdürü olan Anne Petermann ayrıca Durban Group for Climate Change ve Climate Justice Now! hareketlerinin kurucuları arasındadır.


12 Haziran'da, tarihi “Rio Yeryüzü Zirvesi”nin 20. yıldönümünde, BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20) için Rio de Janeiro'ya uçarken, Financial Times'ta “Suudi Arabistan Daha Fazla Randıman için Sıkıştırınca OPEC'te Restleşme Ufukta” başlıklı bir makale okudum. Makale, Suudi Arabistan'ın OPEC'e (Organization of the Petroleum Exporting Countries – Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı), “yüksek petrol fiyatlarının küresel ekonomi üzerindeki etkisini hafifletmek” için petrol randımanlarını arttırmaları ve varil fiyatını 100 doların altında tutmaları için baskı yaptığını anlatıyordu.

Makale, küresel ekonominin sağlığını güvence altına almak için petrol üretiminin arttırılması gerektiğini belirtiyordu. Bildiğimiz üzere bu, iklim krizini daha da kötüleştirecek. Böylece makalenin paketleyip bize sunduğu mesaj, küresel ekonominin ancak gezegenin yaşam destek sistemlerini yok ederek serpileceğiydi.

Rio Yeryüzü Zirvesi'nde de, Mayıs 2010'daki ilk hazırlık toplantısından beri müzakereleri kutuplaştıran ve paralize eden sözde “yeşil ekonomi” tekliflerinin altındaki mantık da buydu. 

Rio+20 zirvesinde, sanayileşmiş ülkeler ve çokuluslu şirketler, IMF ve Dünya Bankası'nın da eşliğinde, yeşil ekonominin geliştirilmesini şiddetle talep ettiler – yani, küresel kapitalizm sebebiyle oluşan ekolojik yıkımın bizzat kendisini kullanarak “çevresel hizmetler”i alınıp satılabilir metalara çevirmeyi ve böylece yeni pazarlar yaratmayı. Bu yeni pazarlar, küresel ekonomiye dayanak olarak, eski tas eski hamamın yeşil-yıkanmış bir versiyonunu sağlayacaklar.

El değmemiş doğal ekosistemlerin sağladığı “çevresel hizmetler”e (bunların içinde karbon depolama, hava ve suyun saflaştırılması, biyoçeşitliliğin korunması da var) pazarda bir parasal değer verilecek, böylece bunlar satın alınabilecek ve güya korunacak. Halbuki gerçekte bu, şirketlerin bir bölgedeki ekosistemleri yok edip başka bölgelerdeki denk ekosistemlerin korunmasını satın almalarına izin verecek.

Bu şemanın diğer bariz yan etkisi ise, “çevresel hizmetler”e ekonomik bir değer verildiğinde, bu hizmetleri sağlayan ekosistemler nadirleştikçe fiyatlarının artması ve yatırımcılarının kâr edecek olması. Küresel ekonomi doğal kaynakları sermayeye (yani ormanları kağıda) dönüştürmek üzerine kurulu olduğundan, nadirlik garanti altına alınacak. Dahası bu şema, ancak bu hizmetleri sağlayan ekosistemler özelleştirilirse çalışacaktır.

Böylece yeşil ekonomi, gezegenin son el değmemiş ekosistemlerinin (ormanların, sulak arazilerin, çayırların vb.) özelleştirilmesini ivmelendirecek zemini hazırlıyor ve bu topraklara bağımlı olan ve geleneksel olarak onları korumuş olan toplulukları da devre dışı bırakıp tahliye ediyor. Tıpkı spekülatif ve yağmacı ipotek (mortgage) şemasının sebep olduğu el konmalar ve kriz gibi, bu yeşil ekonomi de küresel bir el koymaya (toplulukların ve halkların, yani doğa üzerindeki özelleştirmenin ve spekülatif ticaretin mağdurlarının, kitlesel olarak yerlerinden edilmelerine) yol açacak.

BM Rio+20 konferasının salonlarında yeşil ekonominin ihtilaflı doğası sebebiyle çok az anlaşmaya varılabildi. Kuzey-Güney ayrımında şemanın bariz eşitsizliğinin yanı sıra; patlayan ekonomilere sahip Çin gibi ülkeler, karbon vergisi gibi önlemlere bunların ticarete engel olacağını düşünerek karşı çıktılar.


Yeşil Ekonomi = Ticaretin Serbestleşmesi

Forbes Magazine'de 22 Haziran'da yayınlanan bir makale şöyle diyor: “Sürdürülebilir kalkınma politikası tartışmalarındaki ilginç gelişmelerden biri de, uluslararası ticaret politikasının rolündeki değişim oldu. 1999 Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bakanlar toplantısındaki ayaklanmalardan bugüne çok yol katettik. Şimdi Rio+20'de anlaşmaya varılan metinde … uluslararası ticaret, sürdürülebilir bir geleceği 'yaşama geçirmenin araçlarından biri' olarak görülüyor. Hükümetlerimiz ticaretin önemi konusunda oldukça netler: 'Yeniden teyid ediyoruz ki uluslararası ticaret, kalkınmanın ve sürdürülen ekonomik büyümenin bir motorudur. Ayrıca yeniden teyid ediyoruz ki evrensel, kurallı, açık, ayrımcı-olmayan ve adil bir çokyanlı ticaret sistemiyle beraber ticaretin serbestleşmesinin oynayacakları rol, dünya genelinde ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı canlandıracaktır ve böylece de kalkınmanın tüm evrelerindeki ülkelere yararı dokunacak ve onları sürdürülebilir kalkınma yolunda ilerletecektir.'”

Ticaretin serbestleşmesinin ve sürdürülen ekonomik büyümenin sürdürülebilir kalkınmanın lokomotifi olduğuna dair bu vurgu, Rio+20'nin yerel halklar, sivil toplum kuruluşları, çiftçiler ve diğer etki grupları tarafından neredeyse evrensel olarak suçlanmasının ana sebebiydi.

George Monbiot Guardian'da çıktıları şöyle bildirdi: “... [çıktılar] bizi hiçbir yere götürmüyorlar … deklarasyon, maaş günündeki kredi reklamı kadar anlamsız yavanlıklarla dolu. Burada üzerinde çalışılabilecek hiçbir şey yok. Ne bir program, ne bir aciliyet hissi, ne de önceki gevşek deklarasyonlarda anlaşmaya varılmış yetersiz ölçütlerin ötesine geçmek için bir çağrı. Görünen o ki 190 hükümet, özünde, çokyanlılığı boşvermiş, dünyayı boşvermiş, bizi boşvermiş durumda.”

İngiltere'nin “yeşil şirketler” internet sayfası BusinessGreen daha iyimserdi. 25 Haziran'da, Rio+20 ekonomik ve çevresel değişimleri tek başına silip süpüremeyecek olsa da, yeşil büyüme gündeminde bir dönüm noktası olabileceğini bildirdiler. Sürdürülebilirlik ve iklim değişimi için küresel başoyunculardan PricewaterhouseCoopers'tan Malcolm Preston, zirvede “BM liderlerinin yeşil ekonominin inşası için sorumluluk asasını iş dünyasına devrettiğini” söyledi.

Sorumluluğun hükümetten sanayiye geçişi, Rio'da, resmi müzakerelerin dışındaki, sanayi sponsorluğunda yapılan etkinliklerde kolaylıkla görülüyordu. Bu etkinliklerin odağında, ikiyönlü yerel yönetim anlaşmaları ile yeşil ekonomi ve diğer “yeşil” ticari şemalar üzerine “kamu-özel ortaklıkları” kurulması vardı.

Avoided Deforestation Partners'ın3 evsahipliği yaptığı böyle bir etkinlikte, içinde Coca Cola ve Unilever'in yöneticilerinin de, Galler Prensi, Dr. Jane Goodall, ABD İklim Değişimi Delegesi, Jonathan Pershing ve Sir Richard Branson gibi ünlülerin de bulunduğu Consumer Goods Forum4 sunuldu.

Consumer Goods Forum, toplam satışları 3 trilyon doların üzerine çıkan 650 şirketten oluşan küresel bir sanayi ağı. Etkinlik boyunca, hükümetin 2020'ye kadar arz zincirlerinde sıfır net ormansızlaştırma için Consumer Goods Forum'la ortaklaşacağı duyuruldu.

Bu afilli hedefle ilgili olarak Gears of Change Youth Media Project'ten5 Keith Brunner şunları söyledi: “Sanayi, eski tas eski hamam devam etmek üzere sivil toplumun kaygılarını asimile etmekte olağanüstü etkili oldu. Örneğin, Consumer Goods Forum'un 'sıfır net ormansızlaştırma'dan kast ettiği, dünyanın biyoçeşitliliği zengin ormanlarını kesmeye devam etmek, bir yandan da onları yıkıcı endüstriyel ağaç fidanlıklarıyla ikame etmektir. Onların gözünde ağaç ağaçtır, toplulukları veya biyoçeşitliliği sürdürüyor olup olmadığı önemli değildir.” Esasında, endüstriyel ağaç fidanlıkları ormanlara, mısır tarlaları yerli çayırlıklara ne kadar benziyorsa o kadar benzerler.

USAID6 elçisi Donald Steinberg, Rio'da dışarıda yapılan sanayi buluşmalarının öneminin altını çizdi. “Bunlar yan etkinlikler değildirler. Bunlar ana etkinliklerdir.” dedi.

Virgin Groups'un kurucusu ve biyoyakıtların en büyük savunucularından Richard Branson, Der Spiegel'de sanayinin rolüne vurgu yaptı: “İklim korunmasına bakmanın bir yolu ona bir ticari model gibi yaklaşmaktır, çünkü iklim değişimini durdurmak için tek seçeneğimiz sanayinin ondan para kazanmasıdır.”


Yeşil Ekonomi, Redd Ekonomisidir.

Bu yeşil ticari modelin mihenk taşı, REDD şeması: Reducing Emissions from Deforestation and Forest Degradation (Ormansızlaştırmaya ve Ormanların Bozulmasına Dayalı Salımların Azaltılması). Başlangıçta BM tarafından geliştirilen ve sonradan Dünya Bankası'nın üstelediği REDD, BM süreci içinde, toplumsal ve ekolojik etkileri ve karbon pazarından başka neyle fonlanacağının belirsizliği sebebiyle ciddi itirazlarla karşılaştı. Bunun yerine, BM dışında, yerel yönetimler düzeyinde REDD anlaşmaları ilerliyor: örneğin Kaliforniya, Chiapas (Meksika) ve Acre (Brezilya) arasında.

Rio'da bir tam gün süren başka bir etkinlik, Center for International Forestry Research7 (CIFOR) ve the Governors’ Climate Change Task Force8 (GCF) sponsorluğunda yapıldı. Odakta, benzeri REDD projelerini desteklemek ve özel sektör yatırımlarını tezleştirmek vardı. Kilit rolde ormanlara sahip ülkelerin (Brezilya, Endonezya, Meksika vd.) hükümet liderleri de oradaydı, Google ve Wildlife Works gibi özel şirketler de. Hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde etkinlikte, bu ülkelerde yaşayan, REDD politikalarından doğrudan etkilenecek olan ve onları en şiddetle suçlayan yerli halklardan ve yerel topluluklardan kimse yoktu.

15 Haziran'daki bir basın açıklamasında REDD'e Karşı ve Yaşama Taraf Yerli Halklar İttifakı REDD'i “yeni bir sömürgecilik dalgası” olmakla suçladı. REDD'in kirleten şirketlerin kirletmelerini azaltmak yerine karbon emen ormanlar satın almalarını sağladığını belirten Nahua Halkları'ndan Berenice Sanchez, şöyle konuştu: “REDD sadece kutsalları kirletmekle ve finansal spekülasyonu kamçılamakla kalmıyor, ayrıca Shell ve Rio Tinto gibi doğal maddeleri işleme endüstrilerine de yeşil yıkama işlevi görüyor.” İttifak uyarıyor: “Aldanmayın. Yeşil ekonomi ve REDD, gezegenin ele geçirilmesini oluştururlar. Rio+20 bir Yeryüzü Zirvesi değildir, Yaşamın DTÖ'leşmesidir.”

Büyük STK'lar şirketlerin kontrolü ele geçirmesine önayak oluyorlar. Avoided Deforestation etkinliğinde, International Union for the Conservation of Nature9 (ICUN) genel direktörü Julia Martin-LeFevre, doğayı korumanın yolunun “pazarların kapasitesinden, biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetleri için ödemeler [gibi stratejiler] yoluyla yararlanmak”tan geçtiğini anlattı. Ayrıca ICUN gibi büyük STK'ların da bu süreçte rol oynadıklarını ekledi: “Biz korunum organizasyonları, şirketlerle çok uygun düşeriz.”


Herkes İçin Sürdürülebilir Enerji İnisiyatifi

Böyle şeffaf olmayan ortaklıklara doğru ilerleyen inisiyatiflerden bir diğeri de Sustainable Energy for All Initiative (SEFA)10. SEFA, yenilenebilir enerji talebini sermayeleştiren kuşkucul bir teşebbüs olmakla suçlanageldi. Biofuelwatch'tan Almuth Ernsting, 20 Haziran'daki, karlı “yeşil” sonuçların vurgulandığı etkinliğe katıldı. Amerika Merkez Bankası Başkanı ve SEFA Eşbaşkanı Chad Holliday, SEFA'yı, yaklaşık 50 milyar dolarlık taahütü ve ilk bildirisini imzalayan 50 ülkeyle, “şimdiye kadarki en büyük kamu-özel ortaklığı” olarak niteledi.

Ernsting, “Etkinliğin başlığına rağmen, BM açıkça 'SEFA'da içkin olarak tüm seçeneklere açığız' dedi, yani fosil yakıt seçeneklerine de. SEFA sözcüsü, enerji üretiminin 'enerji açığını' karşılamak üzere ölçeklendirilmesi gerektiğini iddia etti.” dedi.

Ernsting, SEFA'da saklı olan anlamın tam olarak ne olduğu açıkladı: “Bir Norveç hükümeti sözcüsü, Norveç'in kalkınmakta olan ülkeleri petrol ve gaza duacı edecek 'Kalkınma için Petrol' şemasını övdü. Afrika'nın büyük gaz kaynakları varmış ve Norveç bunların sömürülmesine cömertçe yardım etmeyi öneriyormuş. Norveç ayrıca büyük HES'ler için de eşit derecede önemli bir rol görüyor: 'Büyük HES'ler kolaylıkla idare edilebilen … ve Afrika'nın sahip olduğu büyük bir enerji kaynağı. Özel sektör bu alana daha çok yatırım yapmalı ve Norveç bir kez daha yardıma hazır.' Norveç SEFA taahütlerinin kilit fon sağlayıcılarından olduğuna göre, büyük HES'leri yenilenebilir enerjinin kilit türü seçmeleri, şüphesiz SEFA aracılığıyla daha çok büyük baraj yapılmasıyla sonuçlanacaktır.”


Ernsting, tahrip edici büyük-ölçekli hidroelektrik santralleri ve fosil yakıtlardan başka, SEFA'nın endüstriyel biyoyakıtları da desteklediğini belirtiyor ve ekliyor: “önümüzdeki onyıllar içinde, [SEFA] milyonlarca insanın daha topraklarından edilmelerine, geniş çapta bir gıda egemenliği kaybına, çevresel tahribata, ayrıca da daha yıkıcı iklim değişimine yol açabilir.”



Gerçek Çözümler

Sivil toplum karşılık veriyor. Şirket-olmayan kişilerin kritik karar alma süreçlerinde git gide daha az söz sahibi olması, BM İklim Değişimi ve Biyolojik Çeşitlilik Konvansiyonları'nda kitlesel protestolara yol açtı. Bu da bu etkinliklerin topyekün askerileştirilmeleriyle ve böylece BM'nin her geçen gün daha da DTÖ gibi görünmesiyle sonuçlandı.

The Cupola dos Povos – Rio'daki alternatif Halkların Zirvesi – 15 Haziran'da başladı ve tüm konferans boyunca devam edip 23 Haziran'da sona erdi. Dünyanın dört bir yanından onbinlerce kişi Halkların Zirvesi'ndeki çalıştaylara ve panellere katılarak dünyanın en ciddi krizlerinden bazılarına nasıl yanıt verileceğiyle ilgili stratejiler tartıştı. Bu etkinlikler gerçek, adil ve hakikaten ekolojik çözümleri aramak ve tanımlamak üzere organize edildi.

Halkların Zirvesi'nde neredeyse her gün yürüyüşler de vardı, bunların en büyüğü 20 Haziran'daydı. Bu yürüyüşün ana temaları, Brezilya'nın Amazon'daki ormansızlaştırmayı ve yerinden etmeleri ivmelendirmeye kapı açan yeni orman yasası ve Xingu nehri üzerine inşa edilmekte olan Belo Monte barajına karşı bildirilerdi. Belo Monte barajı dünyanın en büyük üçüncü hidroelektrik projesi olacak, 20.000'e yakın insanı yerlerinden edecek ve bu arada Brezilya'da 600 kilometrekare yağmur ormanını su altında bırakacak. Rio+20 zirvesinde 18 Haziran günü yerli halklar geçici olarak yapılmış topraktan barajda devasa bir hendek açıp nehrin yeniden akmasını sağlayarak protesto ettiler.

Halkların Zirvesi sonunda üretilen deklarasyon, toplumsal değişim için küresel mücadelenin muhtelif unsurlarının birleşmesinin önemine vurgu yaptı: “Halkların Zirvesi, küresel mücadelelerin gidişatında yeni bir döngünün başlangıcını sembolize eden bir andır. Kadınların, Yerli Halkların, Afrika kökenli insanların, gençliğin, ailelerin, köylü çiftçilerin, işçilerin, yoksulların ve Quilombos gibi geleneksel toplulukların, şehirlerde hakları için mücade edenlerin ve dini grupların arasında bir yakınlaşma yaratmıştır.”

Yine Rio+20 zirvesi sırasında tüm dünyadan yerli halklar Kari-Oka II buluşmasında bir araya geldiler. Narco-News'tan Brenda Norell şöyle açıklıyor: “Zirvede dünya liderleri doğadan kar etmenin yollarını ararken Yerli Halklar, ordunun çevrelemiş olduğu Kari Oca II'de kendi kamplarını yapıyorlar ve Kari-Oca II Deklarasyonu'nu ürettiler … dünyanın en büyük kirleticilerinin kirletmeye devam etmelerine ve doğadan kar etmelerine izin veren sahte karbon pazarı şemalarının durdurulmasını talep ediyorlar: 'Bizler Birleşmiş Milletler'in, hükümetlerin ve şirketlerin iklim değişimine yönelik büyük HES'ler, GDO'lu ağaçlar dahil genetiği değiştirilmiş organizmalar, büyük çiftlikler, zirai yakıtlar, biyoenerji, biyoyakıt, biyokömür, jeo-mühendislik, karbon pazarı, Temiz Kalkınma Mekanizmaları ve REDD+ gibi geleceği ve bildiğimiz anlamda yaşamı tehlikeye sokan yapmacık çözümleri terk etmelerini talep ediyoruz.

'Yapmacık çözümlerin Yeryüzü'nün dengesini yok etmesine, mevsimleri katletmesine, şiddetli hava yıkımları oluşturmasına, hayatı özelleştirmesine ve insanlığın hayatta kalışını tehdit etmesine izin veremeyiz.

'Yeryüzünün varisleri olarak gençlik, önceki nesillerin uğruna mertçe savaşmış oldukları doğal kaynaklardan kalan ne varsa savunmaya devam etmekte yaşamsal bir rol oynamaktadır. Onların eylemleri … daha küçük kardeşlerinin ve sonraki nesillerin geleceğini tayin edecektir.

'HES'lere ve suyumuzu, balığımızı, biyoçeşitliliğimizi ve gıda güvenliğimize katkı koyan ekosistemleri etkileyen diğer tüm enerji üretme biçimlerine karşı mücadeleye devam edeceğiz. Topraklarımızı monokültür ekimlerin, doğal kaynakları sömürücü sanayilerin ve diğer çevresel olarak yıkıcı projelerin zehrinden korumak için, yaşam tarzlarımızı sürdürmek için, kültürlerimizi ve kimliklerimizi korumak için çalışacağız. Geleneksel bitkilerimizi ve tohumlarımızı korumak için, kendi ihtiyaçlarımızla Toprak Ana'nın ihtiyaçları ve onun yaşamı sürdürme kapasitesi arasında dengeyi muhafaza etmek için çalışacağız. Dünyaya bunun yapılabilir olduğunu ve yapılması gerektiğini göstereceğiz. Her durumda, dünyanın her köşesinden Yerli Halklar'ı ve iyi niyetli yerli-olmayan dayanışmaları bir araya getirip, gıda egemenliği ve gıda güvenliği mücadelemiz için bir dayanışma örgütleyeceğiz.

'Yeryüzünün bir parçası olarak yeryüzüyle denge içinde geleneksel yaşam tarzlarını sürdüren Yerli Halklar, karşılaştığımız sayısız kriz için çözüm arayışlarımızda bize ilham verebilir.'”



1“Brainwash” (beyin yıkama) sözcüğünden türetilen “greenwash”, şirketlerin, devletlerin ve kurumların, çevresel sorumluluğa sahip olduğu imajını vurgulamak amacıyla yaydığı yanlış bilgi ve propaganda için kullanılıyor.
2Yazar “green economy” (yeşil ekonomi) ile “greed economy” (açgözlülük ekonomisi) arasında kelime oyunu yapıyor.
3Ormansızlaştırmadan Kaçınma Partnerleri
4Tüketici Malları Forumu
5Değişimin Vitesleri Genç Medya Projesi
6United States Agency for International Development: ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı
7Uluslararası Orman Araştırmaları Merkezi
8Valilerin İklim Değişimi Çalışma Kolu
9Doğanın Korunumu için Uluslararası Birlik
10Herkes İçin Sürdürülebilir Enerji İnisiyatifi

Saturday, October 22, 2011

Ekolojide kim önderlik ediyor? Evo Morales “Hareket”e Karşı


* Bu makale, Bolivia Rising blogunda 30 Eylül 2011 tarihinde Cory Morningstar imzasıyla yayınlanan “Who Really Leads on the Environment? Evo Morales Versus the “Movement”” başlıklı makaleden kısaltılarak çevrilmiştir. Yıldız işaretleriyle ayrılan son kısımda, Evo Morales'in Eylül 2010'da konuyla ilgili açıklamasını bulabilirsiniz.



 
Evo Morales, Bolivya'nın yerli halktan gelen ilk başkanı. Ocak 2006'daki meclis açılış konuşmasında Morales'in odağında Kızılderililer'in yıllardır uğradığı ayrımcılık vardı ve Bolivya'yı Güney Afrika'daki apartheid1 dönemiyle kıyasladı. Morales seçim sonucunu Sömürgeci ve Neo-Liberal Çağ'ın sonu olarak selamladı.

Ekim 2009'da Morales, Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından “Dünya Toprak Ana Kahramanı” olarak adlandırıldı.

Aralık 2009'da Kopenhag'daki COP15 iklim zirvesinde, Morales hükümeti ALBA ve G77 ülkeleriyle bağlaşıklık halinde tüm devletlerden daha ilerici olduğunu ispat etti. Bolivya'nın önderlik ettiği bu ittifak, dünyanın topyekün ekolojik çöküşünü ve kıyas kabul etmeyecek ölçüde bir küresel soykırımı önlemek için gerekli bilimsel hedeflerde ısrar etti. İronik bir biçimde, bu ısrarları, mevzu bahis ilerici devletleri çevreci “hareket”in çok daha ötesine sıçratıyordu.

Kurumsallaşmış çevreci “hareket” 2006'da TckTckTck adında bir şemsiye örgüt/kampanya altında birleşmişti – dünyanın en güçlü bazı şirketleri ve pazarlama sorumluları tarafından uydurulmuş bir sosyal medya devi. Böyle bir TckTckTck ortağı olarak (ki bunlardan kamuya açıklanan 280 tane var) Corporate Leaders Group on Climate Change'i sayabiliriz, ki bu oluşum Shell, RBF ve Coca-Cola gibi şirketlerden oluşuyor. Bu bilgi açığa çıkarılıp kamuyla paylaşıldığında, TckTckTck onları internet sitesinden çıkardı ve bu Halkla İlişkiler kabusundan kurtulmak için çırpındı.

Yeşil şirketlerin tam olarak kimi temsil ettiklerine dair bir hissiyat edinmek için (ipucu verelim: siz değilsiniz), şunu düşünelim: Bolivya, ALBA ve G77, ülkelerin 1°C sıcaklık artışını aşmamalarını talep ettiler. Katı bir karşıtlıkla STKlar sıcaklık artışının 2°C'yi aşmamasını ve dünya salımlarının 2019'da tavan yapmasını “talep ettiler”! Bunun anlamı şuydu: Salımlar 2019'a kadar eski tas eski hamam artmaya devam edebilir, bu noktadan sonra salım azaltmak için çaba sarf etmeye zahmet edebiliriz. TckTckTck; Avaaz, Conservation International, Greenpeace International, World Wildlife Fund (ve daha birçok REDD2 destekçisi savunucu ya da rantçısı) ve 700'den fazla STK'yı temsil eden (ve onlar adına konuşan) Climate Action Network International'ın da içinde bulunduğu 200'den fazla uluslar arası ortaktan oluşuyor.

İnsan haklarına gelince; yüzlerce şirket STK'sı – halkı küresel ortalama sıcaklıklarda 2°C fazladan bir artışa ikna etmek için kampanyalar yaparak – sadece birkaç onyıl içerisinde gezegendeki hemen hemen bütün türlerin tarihte görülmemiş bir imhasına onay verdiler. [Not: Akılda tutalım; +1°C'nin altında dahi, geri besleme mekanizmaları dahil edilmese bile uzun vadede en az +2.4°C'lik bir artışı üstlenmiş oluyoruz: Ramanathan ve Feng'in 2008 makalesi. Ayrıca iklim bilimci James Hansen'ın artık 1°C'nin dahi kabul edilemez derecede yüksek bir risk olarak görüldüğüne dair uyarısını hatırlayın.]

Şirket STK'larının bizleri kesin bir türler imhasına götürmekte olduğunu hesaba katınca, cezai ihmalin ne anlama geldiğini baştan düşünmek gerekiyor. ABD'de, cezai ihmalin tanımı, oldukça çetin: “İhmal Sebebiyle İşlenen Suçlar (Madde 33.1) Eğer kişi eyleminin (ya da eylemsizliğinin) toplumsal tehlikesinin bilincindeyse, toplumsal olarak tehlikeli sonuçların oluşacağının kaçınılmaz ya da olası olduğunu öngördüyse, istemeksizin de olsa bilinçli olarak bu sonuçlara göz yumduysa veya kayıtsız kaldıysa; bu suç açık maksatlı yapılmış addedilir.” “Kayıtsızlık Yoluyla İşlenen Suçlar (Madde 33.1): Düşüncesizlikle ya da kayıtsızlık sebebiyle işlenen suçlar kayıtsızlık yoluyla işlenen suç addedilir.” “Bir suç; eğer kişi eylemlerinin (ya da eylemsizliğinin) toplumsal olarak tehlikeli sonuçlarını öngörmüş ancak geçerli sebeplere dayanmaksızın bu sonuçların önlenebileceğini beklemişse, düşüncesizlikle işlenmiş suç addedilir.”



2009'daki COP15'in görkemli yenilgisi ve yozlaşmasının ardından 2010'da Bolivya “Dünya Halklarının İklim Değişimi ve Toprak Ana Hakları Konferansı”na ev sahipliği yaptı ve burada Cochabamba Anlaşması üretildi (Nisan 2010). Anlaşma REDD'i özellikle reddediyor: “REDD ve türevleri +, ++ gibi; halkın egemenliğini ve önsel özgür ve bilgilendirilmiş rıza hakkını ve ayrıca ulusal devletlerin egemenliğini, halkların geleneklerini ve doğanın haklarını çiğneyen pazar mekanizmalarını kınıyoruz.”

Morales Önderliğini, Morales'e Karşı Uluslararası Bir Kampanya Yürüten STK Avaaz'la Karşılaştırın

Avaaz, The Climate Group'un üyesi.

The Climate Group, REDD için bastırıyor.

Rockefeller Brothers Fonu da, zamanla kendi başına ayakta duracak kurumlara evrilecek ev-içi projeler için ticari kuluçka merkezi rolünü oynuyor – Londra'da 2004'te başlatılan The Climate Group da bunların tipik bir örneği. The Climate Group koalisyonu, dünyanın en büyük şirketlerinden 50'den fazlasını ve yerel hükümetleri de içeriyor (enerji devleri BP ve Duke Energy gibi büyük kirleticiler de dahil), Avaaz gibi birçok ortak organizasyonu da. The Climate Group ispatlanmamış karbon yakalama ve depolama (CSS) teknolojisinin, nükleer enerjinin ve biyokütle enerjisinin; düşük karbon bir ekonomi için elzem teknolojiler olduğunu savunuyor. The Climate Group, iklim hareketini sabote etmek için tutarlı bir biçimde çalışan International Emissions Trading Association (IETA) gibi başka şirket lobi gruplarıyla da yakın temas halinde. The Climate Group ayrıca başka inisiyatifler üzerine de çalışıyor; örneğin gönüllü dengeleme projeleri için yeni küresel standartlar tarif eden Voluntary Carbon Standard. Bir pazarlama stratejisi firması, Climate Group'un “Hep birlikte” kampanyasını “yeşil zihin yıkamaya karşı en iyi önlem” olarak seçti. The Climate Group'un Avusturalya, Çin, Avrupa, Hindistan ve Kuzey Amerika'da çalışmaları var. Kopenhag İklim Konseyi'nin de üyesiydi.

ABD tarafından desteklenen Avaaz STK'sı (Soros fonluyor) Halkların Cochabamba Anlaşması'nı asla onaylamadı. Nasıl başka hiçbir yeşil şirket grubu onaylamadıysa..





Çevreci “hareket”? Bu bir hareket, kabul ediyoruz. Vergiden muaf vakıflar aracılığıyla hareketi fonlayan dünyanın en zengin ailelerini ve şirketlerini koruyan bir hareket.



*** *** *** *** *** ***



Morales'in REDD ile ilgili duruşu3


DOĞA, ORMANLAR VE YERLİ HALKLAR SATILIK DEĞİLDİR
Dünyanın her yerindeki yerli kardeşlerim:

REDD mekanizması ve onun yeni versiyonları olan REDD+ ve REDD++ inşası aracılığıyla doğanın ve daha özel olarak ormanların metalaştırılmasına önayak olmak için kimilerinin liderleri ve yerel grupları kullanıyor olmasından dolayı çok endişeliyim.

Her gün dünyada 36000 futbol sahası kadar yağmur ormanı ya da orman uzantısı yok oluyor. Her yıl, 13 milyon hektar orman ve yağmur ormanı kaybediliyor. Bu hızla gidersek, tüm ormanlar bu asrın sonuna kadar yok olmuş olacaklar.

Ormanlar ve yağmur ormanları, biyoçeşitliliğin en büyük kaynağıdırlar. Eğer ormansızlaştırma devam ederse, binlerce hayvan ve bitki türü sonsuza kadar kaybedilecek. Erişilebilir temiz su alanlarının üç çeyreğinden fazlası, ormanlardaki bölgelerden geliyor; böylece ormanın koşulları kötüleştikçe su kalitesi düşecek. Ormanlar su baskınlarından, erozyondan ve doğal afetlerden koruma sağlarlar. Kereste ürünler dışında da birçok ürün temin ederler. Ormanlar, hala keşfedilmeyi bekleyen doğal ilaçlar ve tedavi öğelerinin kaynağıdırlar. Ormanlar ve yağmur ormanları, atmosferin akciğeridirler. Dünyadaki toplam sera gazı salımlarının %18'i, ormansızlaştırma sebebiyle gerçekleşiyor.

Toprak Ana'mızın yok edilmesini durdurmak, birinci önceliğimizdir.

Şimdilerde, iklim değişimi müzakerelerinde herkes ormansızlaştırmanın ve ormanların kalitesizleştirilmesinin önlenmesi konusunda hemfikir. Ancak, bunu sağlamak için, bazıları, sadece fiyatı ve sahibi olan şeylerin kaale alınmaya değer olduğuna dayanan yanlış bir argümanla, ormanları metalaştırmayı öneriyorlar.

Önerileri, ormanların sadece bir işlevini, karbondioksit emme yeteneğini dikkate almak, karbon pazarında ticarileştirilecek “sertifikalar”, “krediler” ve “Karbon hakları” tedavüle sürmek. Bu yolla, Kuzey'in firmaları, ekonomik elverişliliğine göre, salımlarını düşürmekle Güney'den “REDD sertifikaları” satın almak arasında tercih yapacaklar. Örneğin; eğer bir firma, salımlarını 1 ton CO2 indirmek için “kalkınmış bir ülkede” 40 ya da 50 dolar yatırım yapmak zorundaysa, bunun yerine “kalkınmakta olan bir ülkeden” 10 ya da 20 dolarlık bir “REDD sertifikası” satın almayı yeğleyecek ve ardından bahsedilen CO2 salımı azaltımlarını başarıyla gerçekleştirdiklerini söylecekler.

Bu mekanizma üzerinden, kalkınmış ülkeler, kalkınmakta olan ülkelere salım azaltma yükümlülüklerini devretmiş olacaklar ve bir kez daha Güney Kuzey'i fonlamış olacak ve yine aynı kuzeyli firma, Güney ormanlarından “sertifikalı” karbon satın alarak gırla parayı tasarruf edecek. Ancak, salım azaltım yükümlülükleriyle ilgili hile yapmakla kalmıyorlar, aynı zamanda doğanın metalaştırılmasına da ormanlarla başlamış oluyorlar.

Ormanlar emebildikleri CO2 tonajına göre fiyatlandırılmaya başlanacak. Emilim kapasitesini belgeleyen “kredi” ya da “karbon hakkı” dünyadaki diğer tüm metalar gibi alınıp satılır hale gelecek. “REDD sertifikası” sahiplerinin zarar görmemesi için, bir sürü kısıtlama getirilecek ve nihayetinde ülkelerin ve yerli halkların ormanları ve yağmur ormanları üzerindeki egemenlik hakları etkilenecek. Su, biyoçeşitlilik ve “çevresel hizmetler” adını koydukları şeylere kadar erişen, doğanın bugüne kadar görülmemiş derecede özelleştirilmesi evresi böyle başlıyor.

Biz ormanların, yağmur ormanlarının ve Toprak Ana'nın yıkımının ve küresel ısınmanın sebebinin kapitalizm olduğunu belirtirken; onlar, “yeşil ekonomi” lafıyla kapitalizmi doğanın metalaştırılmasına genişletmeye çabalıyorlar.

Doğanın metalaştırılması tekliflerine destek bulmak için kimi finansal kurumlar, hükümetler, STK'lar, vakıflar, “uzmanlar” ve ticaret firmaları; doğanın bu metalaştırmasının “faydalarından”, ormanlarda ve yağmur ormanlarında yaşayan topluluklar ve yerli halklara bir gıdım koklatmayı öneriyorlar.

Doğa, ormanlar ve yerli halklar satılık değildir.

Asırlardır, yerli halklar doğal ormanları ve yağmur ormanlarını koruyarak yaşayageldiler. Bizler için orman ve yağmur ormanları nesnelerden ibaret değildir, öylece fiyatlandırıp özelleştirebileceğiniz şeyler değildir. Yerli ormanların ve yağmur ormanlarının karbon diye basitçe ölçülebilen bir niceliğe indirgenmesini kabul etmiyoruz. Yerli ormanların birkaç tür ağacın ekilivermesiyle yaratılan fidanlıklarla karıştırılmasını da kabul etmiyoruz. Orman bizim yuvamızdır, bu büyük yuvada bitkiler, hayvanlar, su, toprak, hava ve insanlar birlikte yaşarlar.

Dünyanın tüm ülkelerinin ormanların ve yağmur ormanlarının yok edilmesine veya kötüleştirilmesine karşı birlikte hareket etmesi elzemdir. Kalkınmış ülkeler için bu bir yükümlülüktür; ormanların korunması için finansal katkı sağlamak onların iklimsel ve çevresel borçlarının bir parçasıdırancak metalaştırma aracılığıyla değil. Ormanların korunumuna katkı veren kalkınmakta olan ülkeleri, yerli halkları ve yerel toplulukları desteklemenin ve finanse etmenin birçok yolu vardır.

Kalkınmış ülkeler; iklim değişimi için harcadıkları kamu kaynaklarının 10 katından fazlasını savunma, güvenlik ve savaşa harcıyorlar. Finansal kriz süresince bile, askeri harcamalarını korudular ve arttırdılar. Toplulukların ihtiyaçları ve kimi liderlerin ve yerli “uzmanların” hırslarını bahane ederek yerli halkların doğanın metalaştırılmasına dahil olmasını beklemek kabul edilemez.

Ormanları ve yağmur ormanlarını koruma amacıyla geliştirilen her mekanizma, yerli halkların haklarını ve katılımını garantiye almalıdır. Ancak sırf REDD'de yerlilerin katılımı sağlandı diye de ormanlar ve yağmur ormanları için fiyat biçilmesini ve küresel karbon pazarında müzakereye açılmasını kabul edemeyiz.

Yerli kardeşlerim, kafamızın karışmasına müsaade etmeyelim. Kimileri bize REDD'deki karbon pazarı mekanizmalarının gönüllü olacağını anlatıyor. Bunun manası, alıp satmak isteyen herkesin buna imkanı olması, istemeyenlerin ise bir kenarda uslu uslu oturmasıdır. Birisi Toprak Ana'yı gönüllü olarak satarken diğerlerinin eli kolu bağlı oturacağı bir mekanizma yaratılmasını – hele ki bizim rızamızla – kabul edemeyiz.

Ormanların ve yağmur ormanlarının metalaştırılmasının indirgemeci görüşüyle yüzleştiğimizde, yerli halklar olarak dünyanın tüm çiftçileri ve toplumsal hareketleriyle beraber, Dünya Halklarının İklim Değişimi ve Toprak Ana Hakları Konferansı'ndan çıkan tasarı için savaşmalıyız:

  1. Yerli ormanların ve yağmur ormanlarının, sadece CO2 gömülümü açısından değil, basit fidanlıklarla karıştırmadan, tüm işlevleri ve potansiyelleriyle birlikte entegre bir biçimde yönetimi.
  2. Ormanların entegre yönetiminde kalkınmakta olan ülkelerin egemenliklerine saygı.
  3. Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Hakları Deklarasyonu, ILO'nun 169 nolu konanvsiyonu ve diğer uluslararası araçlarla sabitlenen Yerli Halkların Hakları'na tam uyum; kendi bölgelerinin tanınması ve bölgelerine saygı duyulması; ormanların korunumu için yerlilerin bilgisinin yeniden değerlendirilmesi ve uygulamaya konması; yerli halkların katılımı ve ormanların ve yağmur ormanlarının yerli yöntemleriyle yönetimi.
  4. İklim borçları ve çevresel borçlar dahilinde, kalkınmış ülkelerin kalkınmakta olan ülkeleri ve yerli halkları ormanların entegre yönetimi için fonlaması. Ormanların ve yağmur ormanlarının metalaşmasına yol açacak hiçbir türlü karbon pazarı mekanizması ya da “girişiminin” tesis edilmemesi.
  5. Ormanları, yağmur ormanlarını ve onların tüm bileşenlerini de içeren Toprak Ana haklarının tanınması. Toprak Ana ile uyumun yeniden sağlanması için, doğaya fiyat biçmek doğru yol değildir. Tam aksine, sadece insanların yaşama ve çoğalma hakkı olmadığını, aynı zamanda doğanın da yaşam ve yeniden üretme hakkı olduğunun tanınması. Ve ayrıca Toprak Ana olmaksızın insanların yaşayamayacağının tanınması.

Yerli kardeşlerim, çiftçi kardeşlerim ve dünyanın tüm toplumsal hareketleri; Cochabamba'dan çıkan sonuçların Cancun'da kabul edilmeleri ve ormanları ilgilendiren bir eylemliliği tetikleyecek, bu beş ilkeye dayanan mekanizmaların üretilmeleri için harekete geçmek zorundayız. Bunu yaparken, daima, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılan, yerli halklarla Toprak Ana'ya saygının yüksek birliğini muhafaza etmeliyiz.

EVO MORALES AYMA
Bolivya Çokuluslu Devleti Başkanı


1 Güney Afrika Cumhuriyeti'nde 1948 – 1994 yılları arasında Ulusal Parti tarafından uygulanan ırkçı ayrımcılık sistemi. Nelson Mandela önderliğindeki Anti-Apartheid Hareketi ile bu uygulamalar son bulmuştur.
2 REDD (Reducing Emissions from Deforestation and Forest Degradation): Ormansızlaştırma ve Ormanların Kötüleştirmesine Dayalı Salımların Azaltılması (Çevirenin notu)
3 Morales Eylül 2010'da REDD ile ilgili bir açıklama yaptı ve REDD'e muhalefetini detaylı bir şekilde açıkladı. İspanyolca metni burada bulabilirsiniz.