Showing posts with label Oydaşma. Show all posts
Showing posts with label Oydaşma. Show all posts

Monday, August 19, 2013

Karar Alma Süreçlerinde Katılımcılık ve Oydaşma – Giriş




Bu yazı dizisinde, beraber çalışan, birbirini ikna etmeyi ve kolektif olarak uygulanacak kararlar almayı hedefleyen, yani bir takım oluşturan gruplardan bahsediyor, karar alma süreçlerinde katılımcılık ve oydaşma sağlamanın çeşitli yöntemlerine değiniyoruz. Dolayısıyla, burada yazacaklarımız açısından, grubun takım ruhuna ve yoldaşlaşmaya mesafesinin belirleyici önemi var.
Eskişehir'de düzenlenen park forumu


Katılımcılık

Kapitalizmin krizi karşısında, ABD'de Wall Street'i İşgal Et! hareketi ve Avrupa'da Troyka (IMF, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası “üçlüsü”) karşıtı mücadele ile karakterize edebileceğimiz, ancak çeşitli seviyelerde tüm dünyadaki kitlesel ayaklanmalarda gözlemlenebilecek ilginç bir olgu karşımıza çıkıyor. “Yöneten”in kim ve nerede olduğunun bilincine sahip, burjuva iktidarının meşruluğunu kabul etmeyen geniş bir kitle hareketi ile karşı karşıyayız.

Karar alma süreçlerine katılmaya talip, hevesli ve kararlı kitleler, milyonlarla ifade edilen sayılarla sokaklara dökülüyorlar. Yazı dizimizin problematiği tam da bununla ilgili: Bu eylemcileri nasıl içerebiliriz?


Oydaşma

Oydaşma, İngilizce'de consensus, eski Türkçe'de mutabakat olarak geçiyor. Aynı anlama gelmek üzere oy birliği ve fikir birliği de kullanılıyor. Bunların hiçbirine itirazımız yok. Biz oydaşma sözcüğünü seçiyoruz çünkü bir süreç içerisinde kişilerin ortaklaştıkları bir fikri inşa etmesi anlamını daha güçlü olarak verdiği kanısındayız.

Oydaşmanın yararlarını savunmakla sözü uzatmayalım. Ancak, oydaşma talep edildiğinde bu talepte bulunanları “gerçekçiliğe” davet eden, bu çabanın yaratacağı zaman ve enerji israfına işaret edip ve verimlilik vurgusu yapan okuyucularımız kısa bir açıklamayı hak ediyorlar.1

Malesef, hayal olmadan eylem olmuyor.

Sorun, oydaşmanın kendisiyle ilgili bir peşin hükümde gizli. Oydaşmanın kendiliğinden oluşmasını bekleyen bir gruptaysanız ve saçınızı başınızı yoluyorsanız, kesinlikle haklısınız.

Bir konuyu tartışan kişiler, kendiliklerinden oydaşmaya varmazlar. Oydaşma, inşa edilmelidir.
İstanbul Adalar'da yapılan forum

Temel tezimiz şu: Bir milyon kişinin oydaşmaya varmasının imkansızlığını “hatırlatıp” bunu bahane ederek 30 kişinin oydaşmaya çalışmasının gereksiz olduğunu öne süren argümanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Gerçek, doğrudan, katılımcı demokrasi için, onu inşa etmeye emek vermek gerekiyor. Hayal olmadan eylem olmadığı gibi, aşçı olmadan da börek yenemiyor.

Son söylediklerimizden de anlaşılabileceği üzere, “grup” veya “takım” dediğimizde, büyük ölçüde, bir toplumsal hareketi, bir şeyleri değiştirmek için bir araya gelmiş insanları kast ediyor olacağız.


Üst problematik: %99'dan Yönetici Sınıf Yaratmak


Tüm eylemcilerin karar alma süreçlerine aktif dahil oldukları ve herkesin içine sinen kararlar almanın amaçlandığı bir “hayal”den bahsediyoruz. Bu hayalin güzelliği ve önemi hakkında konuşulacak pek bir şey yok. Mesele, bu hayalin belirsiz bir geleceğe ertelenemeyecek bir husus olduğunu fark etmekte.

Haluk Yurtsever'in özetlediği gibi, “İnsanın, kendi yaşamını, geleceğini eline almak, karar veren, yapan bir özne olmak, özgürlüğe ulaşmak için yürüttüğü bir kolektif etkinliğin, hangi nedenlerle olursa olsun, var olan eşitsizlikleri, öncü-artçı, yöneten-yönetilen, karar veren-uygulayan ilişkilerini yeniden üretmesi bir yanıyla zorunluluksa, öteki yanıyla ciddi bir problemdir.”2

Bu yazı dizisinin üst problematiği, yani bizi bu konuyu düşünmeye iten mesele, %99'dan yönetici sınıf yaratmak meselesidir.3


Hazır reçete yok !

Yazı dizisinin çapını belirleyen çok önemli bir uyarıda bulunalım. Toplumsal kurtuluş bir karton maket değil ve biz de bunun farkındayız. Hazır reçetelerle dünyayı kurtaracak değiliz – hele ki sadece yönteme ve araçlara dair doğru tercihler yaptık diye. Bunu biraz açalım.

Katılımcılıkla ilgili benimseyebileceğimiz tüm ilkeler, aynı zamanda, tartışmalarla pek de ilgilenmemiş birçok kişiye süreci bloke etme imkanı verir. Benzer şekilde, oydaşma ilkesi de özünde muhafazakar bir ilkedir.

Aklınıza çok iyi bir fikir geliyor. Etrafınızdakilere anlatıyorsunuz. Uzun uğraşlar sonunda birçok insanı ikna ediyordunuz. Ama örgütünüz %80 (veya daha fazla) bir oydaşma şartı koymuş ve grubunuzda bu ilerici fikir işine gelmeyen bir azınlık var. Bu durumda, oydaşma dediğimiz, statükonun korunmasına yarıyor. Üstelik bu örnek hiç de marjinal değil: “Yeni”, tanımı gereği, herkesin içine sinmeyendir.
15 Mayıs hareketinin kitlesel forumu, İspanya.

Uzun lafın kısası, siyaset tüm formalizmlerden önce geliyor. Bunu ne kadar tekrar etsek azdır: Verili koşulların siyasi analizi, bu koşullardan önce yazılmış tüm kağıtlardan daha değerli. Bundan, hukukun önemsiz olduğu anlamı çıkmaz. Zira bu dediğimiz bizim isteğimiz falan değil, hayat zaten böyle işliyor: Devlet dairesinde sizden sonra gelen yaşlı teyzeye sıranızı verdiğinizde de, derneğinizin birçok üyesi gözaltında veya tutuklu olduğu için yeter sayıyı tutturmamanıza rağmen kararlar aldığınızda da, gerçek dünya kuralların ötesine geçiyor.

Eğer aktif olduğunuz hareket/dernek/parti/platform içinde, şu veya bu sebeple bir arada çalışmak istemeyen, birbirinden nefret eden kişiler varsa, ortada ciddi bir sorun var demektir. Ancak çoğunlukla görece küçük sorunları yönetecek araçlardan yoksun olduğumuz için sorunu kendimiz büyütürüz. Sivrisinek de küçüktür, kanser vb. birçok hastalığa göre de önemsizdir. Ama odanızdaki bir sivrisinek gecenin ortasında size saatler kaybettirebileceği gibi, tüm keyfinizin canına okuyabilir de.

Bu yazı dizisinde, sivrisinek türünden, yani basit (ama kolay değil) modern araçlarla çözülebilecek sorunlara odaklanıyor,


başlıklarını tartışıyoruz. Madem ki örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez, umuyoruz ki örgütlenmek isteyenlere az da olsa bir katkımız olur.


Beşiktaş Abbasağa Parkı Forumu, İstanbul.


1 Öncelikle, bazı konular gerçekten de daha çok zaman ayrılmasını gerektiriyorlar: Bir yasayı birkaç saatte çıkaran bir parlamentoya sahip bir ülkede yaşıyoruz. Bu yasaların büyük çoğunun hiç kabul edilmemeleri kabul edilmelerinden iyidir. Verimlilik illa ki olumlu bir anlama gelmiyor. Ama bizim konumuz bu değil.

2 Haluk Yurtsever, Özgürlük ve Örgütlülük, Yordam Kitap, 2007. sayfa 139


3 Ali İleri, bu konuyu marksist teori açısından incelediği “İktidar Yürüyüşünde Zorunlu Bir Adım: Kültürleşme” başlıklı makalesinde “Yönetmek kendinden menkul bir yetenek değil; işçi sınıfı yönetme gücünü, toplumsal devrimin komünizme geçiş süreci boyunca ilerlemesinin de bir güvencesi olacak kurucu etkinliğinden, yaşamı dünyayı yorumladığı biçimde yeniden üretebilme yetkinliğinden alır. İşçi sınıfı bu niteliği kapitalist toplumun bağrında bilinçli bir “çıraklığı” da içeren ama salt bununla yetinmeyen, iktidar için verdiği mücadelede fiili öncüllere dayalı somut tasarılarıyla yeni toplumu şimdiden görünür kılan bir programı uygulayarak kazanabilir.” diyor. Yaşayan Marksizm, sayı 2, sayfa 126. 

Tuesday, August 6, 2013

Karar Alma Süreçlerinde Katılımcılık ve Oydaşma: Şiddetsiz İletişim



Giriş

Bu yazıda, geniş anlamda şiddetin iyi/kötü, yararlı/zararlı oluşunu değil, karar alma süreçlerinde katılımcılık ve oydaşma açısından şiddetsiz iletişimi nasıl sağlayabileceğimizi tartışacağız.

Bu yazı, kolaylaştırıcılıkla, verimli toplantılarla ve yapılandırılmış tartışmayla ilgili yazılarımızın da dahil olduğu bir bütünün parçası olacak, böylece burada da çerçevemizi belirli düzeyde siyasal ortaklaşma sağlamış oluşumlarla sınırlayacağız. Dolayısıyla, şiddetsizliği ne bir ilke ne de bir yöntem olarak genel olarak savunmayacağız. Birlikte faaliyet yürütmeye hevesli insanların içlerine sinen kararlar almaları için sağlıklı bir iletişim kurmalarının daha doğru olduğu gibi basit bir varsayım bizim için yeterli.

Bu varsayım temelinde, toplantılarda, yazılı tartışmalarda ve hatta ikili görüşmelerde aramızdaki iletişimi şiddetsizleştirmenin yöntemlerini tartışmayı amaçlıyoruz.
Abbasağa Parkı Forumu


Şiddetsiz iletişimi nasıl sağlarız?


  1. Bilimsel eleştirellik

Bilimsel yöntem şiddetsizdir. Dahası, şiddetsizliğin temelinde de bilimsel eleştirel yöntem vardır: Retorikten, mantık hatalarından uzak, rasyonel argümana dayalı iletişim.

Mantık hatalarını uzun uzadıya anlatmanın yeri burası değil. Bu yüzden en sık yapılan hatalara kısaca değinelim.1

  • Karşımızdaki insanın kişiliğine değil, kurduğu argümana odaklanmakta fayda var. Nefret ettiğimiz insanlar çok doğru şeyler söyleyebiliyorlar.
  • Argümanın doğru olması durumunda hiç hoşumuza gitmeyecek sonuçlara ulaşılabilir. Bu, argümanın yanlış olduğunu kanıtlamıyor.
  • Demek ki”, “dolayısıyla” vb. sözcükleri kullanırken dikkatli olmak lazım. Birçok durumda, mantıksal çıkarımdan ziyade mantıksal sıçramalar yapabiliyoruz.
  • Türkçe'de “Halamın bıyıkları olsa dayım olurdu.” diye bir halk deyişi var. İngilizce'de “If ifs and thens were pots and pans, there'd be no work for tinker's hands.” (“Eğer”ler “o zaman”lar tencere tava olsa, kalaycıya iş kalmazdı.) deniyor. Yani, kuracağımız argümanın çok fazla varsayıma dayanmasından kaçınmakta fayda var. Argümana eklenen her varsayım, (geçerliliği kuvvetlendirse de) doğruluğu daha da zorlaştırıyor. Dahası, o kadar varsayım doğruysa zaten savunulacak pek bir şey kalmayabiliyor.
  • Bir argümanın önemli bir kişi tarafından söylenmiş (veya söylenmemiş) oluşunun onun doğruluğuna veya yanlışlığına doğrudan bir etkisi yok.
  • Tekrar: Bir argümanın önemli bir kişi tarafından söylenmiş (veya söylenmemiş) oluşunun onun doğruluğuna veya yanlışlığına doğrudan bir etkisi yok.

Bilimsel eleştirellik yöntemini sadece konuşurken değil, dinlerken de kullanmakta fayda var. Konuşmacının mantık hataları yapıyor olması, argümanı bu hatalardan arındırıp karşımızdaki insanın aslında ne demek istediğini anlamamıza engel değil. Örneğin bir toplantıda bu arındırma işini kolaylaştırıcı yapabilir ama sıradaki konuşmacı da konunun özüne odaklanarak tüm gruba zaman kazandırabilir.

Rio de Janeiro, Brezilya.

  1. Tartışmaya boyut eklemek

Anlaşmazlığın varlığı ile sonuca ulaşamama arasında doğrudan bir bağlantı yoktur.

Korkulanın aksine, kişilerin karşıt görüşlerinin olması ortak bir karar almalarına engel değildir. Hatta birçok durumda, görüşlerinden taviz vermelerine bile gerek yoktur. Gerçek görüş ayrılığını net bir biçimde ortaya koyduğumuzda çoğunlukla göreceğiz ki aslında bu görüşleri içeren bir sentez öneri, uzun ve verimsiz tartışmaları önleyebilir.

Tartışmayı tek boyutlu olarak görenler için gerçekten de konumlar A veya B görüşüne yakınlıkla belirlenir. Böylece alınacak karar da bir tavizler silsilesi olacaktır. Oysa bir ucunda A bir ucunda B bulunan bu çizginin dışına adım atmak, ikilemin ötesine geçmek ve herkesin içine sinecek bir sentez önerisi sunmak birçok durumda mümkündür. Burada, “biraz A biraz B” bir öneriden değil “hem A hem B” olan ama “ne A ne B olmayan” bir üçüncü bir fikirden bahsediyoruz. Bunu bulmanın kolay olmadığı doğru, ama bu arayışın hem şiddetsizliğe hem de oydaşmaya faydası olacağı neredeyse kesin. (bkz. Kolaylaştırıcılık metninde Sentezleyici ve Ayrıştırıcı Tutum bölümü)


  1. Sapla samanı, soruyla/sorunla kişiyi ayırmak

Sapla samanı ayırmak: Bir toplantıda söz aldığımızda 5 dakika mı yarım saat mi konuşacağımızı tayin eden konulardan biri, hangi soruyu yanıtladığımızdır: Yarın meclise gelecek reform paketini mi, hükümetin neoliberal politikalarını mı, Marksist artı-değer teorisini mi konuşuyoruz? Bunların hepsi güzel sorular, ama genellikle ayrı buluşmaların gündemi olmalarında fayda vardır.
Kadıköy Yoğurtçu Parkı Forumu

Lafı uzatmak, dinleyicileri sabır testine sokmak şiddet midir bilemiyoruz ama sadede gelmek kesinlikle şiddetsizliktir.

Soruyla/sorunla kişiyi ayırmak: Toplantı katılımcılarının biri liberal, başka biri Troçkist, bir diğeri Stalinist falan olabilir. Gün gelir, toplantının konusu tam olarak bu kişilerin siyasal konumları da olabilir. Ama bazen (çoğunlukla?) toplantıların gündemleri pratik dünyayla ilgili olur. Böyle zamanlarda konunun özünü kaçırmamakta fayda olabilir.


Sonuç

Şiddetsizlik, hem katılımı arttırmakta hem de ortak bir karara varmakta süreci şaşırtıcı ölçüde hızlandırabilir. Bilimsel eleştirellikle akıl yürüten, sapla samanı ayıran ve yaratıcı fikirler geliştiren katılımcıların olduğu bir tartışma (ki bu kişilerin çoğunluk olmalarına dahi gerek yok), hele ki bu katılımcılar kolaylaştırıcılık rolünü üstlenirlerse, aksi duruma kıyasla saatler ve hatta günler tasarruf edebilir.

Atakent İkitelli Forumu




1Birbirini anlamak istemeyenlerin yaptığı başka hatalar da var, düşmanca niyetle yapılan bu hatalara değinmeyeceğiz.

Not: Bu yazıda bahsettiğimiz şiddetsiz iletişim, Marshall Rosenberg tarafından geliştirilen Şiddetiz İletişim'den hem siyasi hem de felsefi bağlam bakımından ayrılıyor. Bir takipçimizin uyarısıyla, olası kafa karışıklıklarını önlemek için bu notu düşmeyi uygun bulduk.

Thursday, June 6, 2013

Karar Alma Süreçlerinde Katılımcılık ve Oydaşma: Yapılandırılmış Tartışma


Giriş notu: Bu yazıyı bir süredir hazırlıyorduk. Taksim Gezi Parkı'yla başlayan eylemlerden sonra metni güncellemedik. Eğer değindiğimiz noktalar tüm Türkiye'deki yürekli eylemcilerin  azıcık dahi işine yarayacak olursa, kendi kendine güncellenecektir diye umuyoruz.


Giriş


Kapitalizmin krizi, devletleri çıplak siyaset yapmaya zorluyor. İşçi sınıfının gelirleri mutlak olarak düşürülürken finans devleri kurtarılıyor. Bunun karşısında, ABD'de Wall Street'i İşgal Et! hareketi ve Avrupa'da Troyka (IMF, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası “üçlüsü”) karşıtı mücadele ile karakterize edebileceğimiz, ancak çeşitli seviyelerde tüm dünyadaki kitlesel ayaklanmalarda gözlemlenebilecek ilginç bir olgu karşımıza çıkıyor. “Yöneten”in kim ve nerede olduğunun bilincine sahip, burjuva iktidarının meşruluğunu kabul etmeyen geniş bir kitle hareketi ile karşı karşıyayız.

Bu yazı, iktidar mücadelesinin nasıl kazanılacağıyla ilgili değil. Bu yazı, bu eylemlerin nesnel ve öznel sınırlarıyla da ilgili değil. Bu yazı, devrimciler olarak bir süredir kendimize sormayı unuttuğumuz bir soruyla ilgili: Karar alma süreçlerine katılmaya talip, hevesli ve kararlı kitleler, milyonlarla ifade edilen sayılarla sokaklara dökülüyorlar. Devrimci örgütler bu eylemcileri nasıl içerebilirler?


İki kötü yanıtla başlayalım. “Parti programımız budur, bir sonraki seçimde bize oy ver.” diyemeyiz. Zaten bu insanların sokakta olma sebebi doğrudan doğruya burjuva temsili demokrasileriyle sorunları olması ve bizim burjuva olmayışımız bugünkü temsili demokrasileri biraz olsun daha iyi kılmıyor. “Bizim örgütümüze dahil ol. Sonrasında ne yapacağını söyleriz.” de diyemeyiz, çünkü eylemciler sokağa karar alma süreçlerine aktif olarak katılma talebiyle çıkıyorlar.

Bir de “daha az kötü” yanıt var. “Örgütümüze dahil ol. Ne yapacağımıza birlikte karar verelim.” de diyemeyiz. Daha doğrusu, keşke diyebilseydik. Ancak en katılımcı örgütümüz bile, on binlerle ifade edilen aktivistin birlikte çalışması için tasarlanmıştı. Şimdi yüz binlerce kişi, kendilerini rahat hissedecekleri siyasi ortamlar arıyorlar.

Böylece bu yazı, Karar Alma Süreçlerinde Katılımcılık ve Oydaşma altbaşlığında topladığımız problematiğin bir parçasını oluştuyor. (bkz. Kolaylaştırıcı ve Verimli Toplantılar)

Sorumuz şu: Belli bir siyasal ortaklaşmayla başlanan toplantılarda genellikle pratik konular konuşulur. Derin, politik bir tartışma açıldığında ise grup ne yapacağını şaşırır ve (kimi zaman bazı katılımcıların pek de ilgilenmedikleri bir konuyla) saatler kaybeder. Grubun şaşkınlığında bir tuhaflık yok. Zamanın daralması ile siyasal ortaklaşmanın güçlendirilmesi arasındaki rezonans geçiştirilecek bir mesele değil. Hem “iş”leri, hem de politik tartışmayı yürütmemizi kolaylaştıracak nasıl yöntemler kullanabiliriz?1


Bir tartışmayı nasıl yapılandırabiliriz?


  1. Yakınlık  (afinite) grupları

Yakınlık (afinite) grupları İngilizce'de “affinity group” olarak geçiyor. Tureng internet sözlüğünde karşılık olarak “ortak bir amaç veya çıkarla bağlanan bir grup insan” denmiş. Yakınlık sözcüğü istediğimiz çağrışımların bir kısmını içermiyor, istemediğimiz başka çağrışımlar içeriyor. Bu sebeple, yoktan sözcük üretmek yerine, afinite sözcüğünü kullanacağız.

Toplantı esnasında (yani toplantıya paralel olarak) veya sonraki bir toplantıya kadar çözümlenmek üzere bir çalışma grubu oluşturulabilir. Örneğin bir öğrenci grubu, başka bir üniversitedeki eylemlerle dayanışma amacıyla bir destek metni yazmaya karar verebilir; bu metin tüm grupça tasarlanmak yerine birkaç kişinin sorumluluğuna devredilebilir.

Afinite grupları oluşturulurken şunlara dikkat edilmesinde fayda var. Öncelikle, afinite gruplarının somut bir işi yerine getirmek üzere ve az kişiden oluşturulmasında fayda vardır. Dolayısıyla yukarıdaki örnekteki gibi bir dayanışma metninin yazımından sorumlu olabilirler, ama örneğin bir siyasal hareketin seçimlerde hangi pozisyonu alacaklarına tek başlarına karar vermezler. İkinci olarak, afinite grubunun çalışacağı konunun “içeriği”nin tüm grup tarafından belirlenmesi gerekebilir. Önceki paragraftaki örneğimize dönersek, destek metninin hangi konulara değinmesi, hangi konuları vurgulaması gerektiğini tüm grubun tartışması ve afinite grubunun bu tartışmalardan süzülen sonucu kaleme alması yararlı olabilir. Üçüncüsü, afinite grupları, buradaki bağlamda, tanımlı bir işi yerine getirmek üzere oluşturulur, iş tamamlandığında ortadan kalkar.

Afinite gruplarının kullanılabileceği örnekleri çoğaltabiliriz: Afiş tasarımı, bir toplantının lojistiği, oluşumun görüşlerinin bir platformda temsil edilmesi, bildiri yazılması, vb.



  1. Tartışma yapılandırma


Şimdi grubun önünde, politik sonuçları bakımından ciddi bir soru olduğunu düşünelim. Bu soru, grubun referandum veya seçim stratejisi olabileceği gibi, bir toplumsal sorunla ilgili nasıl bir tutum alınacağıyla ilgili de olabilir. İlk durumda seçenekler daha keskin olarak ayrıştığı için, uzlaşmadan ziyade ikna ağırlıklı olacaktır. Biz, ara seçeneklerin de olduğu bir örneği tercih edeceğiz. Örneğimiz, kurulması planlanan bir nükleer santralle ilgili görüş oluşturmaya çalışan bir yerel halk örgütlenmesi olsun. Bir toplantıda bu konunun açıldığını ve görüş ayrılıkları olduğunun fark edildiğini varsayalım.


  • Koordinasyon ve Takvimlendirme

Kendimize şu soruyu sorarak başlayabiliriz: Bu tartışmanın geliştirilmesi ve sonuca bağlanmasından kim sorumlu?

Birçok grup buna “Hepimiz.” şeklinde yanıt verir. Sorumluluğu boşluğa devretmek genellikle olumlu sonuç vermeyecektir. Bunun yerine, bir kişinin ya da birkaç kişiden oluşan bir grubun sürecin koordinasyonunu üstlenmesi faydalı olabilir.

Bu koordinasyon ekibinin (bunu da bir çeşit afinite grubu olarak düşünebiliriz) görevleri şunlar olabilir.

Öncelikle grubun ihtiyaçlarını tespit etmeliyiz: Grup üyeleri nükleer santrallerle ilgili temel bilgilere sahip mi? Grup, santral projesiyle ilgili siyasal ve hukuki durumdan haberdar mı?

Karara giden yol haritasını da çizmek işe yarayabilir. Bir yıl sonra ihalesi yapılacak bir santralle ilgili nasıl bir tutum alınacağını bir-iki toplantıda alelacele belirlemeye gerek olmadığı gibi, altı ayı tartışmalarla tüketmemek ve karar alıp harekete geçmek gerekebilir. Bu takvimlendirme, aşağıda işleyeceğimiz adımları da planlayabilir.

  • Görüşleri toplama ve derleme

Tartışmanın açılışının verimli yapılabilmesi için, önyargılar ve retorikten arındırılmış bir şekilde tarafların görüşlerinin tüm grupla paylaşılması işe yarayabilir. Bunun için, konuyla ilgilenen herkesin görüşlerini derlemekte fayda olabilir. Bunun kolay yolları arasında birebir görüşmeler veya yazılı anket hazırlanması sayılabilir.

İlk kalemde akla gelen “Nükleer santrallerle ilgili görüşünüz nedir?” sorusunun yanında “Bölgemizde yapılacak olan nükleer santral projesiyle ilgili görüşünüz nedir?” diye sorulabilir. Kimi üyeler nükleer santrale karşı olmamakla beraber bu projenin koşullarına şiddetle karşı olabilir.

Burada bir uyarıda bulunalım: Herhangi bir görüşe sahip olmamak da önemli bir veridir. Grubun bilimsel ve siyasal hazırlık yapmaya ne kadar ihtiyacı olduğunu tam da bu “kararsızlar” belirleyecektir.

Anketin veya görüşmenin de içeriği tüm grupça belirlenebilir. Örneğin, bu soruları gören nükleer taraftarı bir grup üyesi, “Bölgemizdeki işsizlik sorununun nasıl çözülebileceğini düşünüyorunuz?” diye bir soru önerebilir. Böylece santral inşaatı ve istihdamla ilgili bir argümanla ilgili görüşler de ilk ankette derlenmiş olur.

Deneyim gösteriyor ki, bu görüşleri bir toplantıda veya bir eposta grubunda toplamak, faydadan çok zarar sağlayabiliyor. Henüz herkesi dinlemeden ateşli bir tartışmaya başlanabiliyor, ya da kişiler diğerlerinin argümanlarına yanıt vermek ihtiyacı hissedebiliyor. Bu sebeple bu “görüş derleme” işini açık değil kapalı olarak yapmak, bu verileri hammade olarak alıp işlemek ve ardından görüşleri kapsamlı bir biçimde sunmak daha olumlu sonuç verebilir.

Son bir not: Görüşleri derlerken, “hisler ve beklentİler”i sormak kimi durumlarda birçok sorunu aynı anda çözebilir. Grup üyeleri tüm bu tartışmadan ne bekliyorlar? Bilgilenmeyi ve bir görüş oluşturmayı isteyenlerin çoğunlukta olduğu bir grubun ihtiyaçları başkadır; illa ki tüm grubu santral yapılmasına karşı olmaya veya taraf olmaya ikna etmeyi hedefleyenlerin yoğun olduğu bir grubun ihtiyaçları başkadır. Biri diğerinden iyidir demiyoruz, sadece bu iki durumda kullanılacak yöntemlerin farklı olması gerektiğine işaret ediyoruz.

  • Küçük grup çalışmaları

Konunun tartışılması oluşumun toplantı maddelerinden biri olabileceği gibi, düzenli toplantıların haricinde yapılacak toplantılara da aktarılabilir. Her durumda, özellikle farklı soruların ve her farklı soruyla ilgili farklı görüşlerin bulunduğu gruplarda, küçük gruplara bölünerek konuyu tartışmak verimi arttırabilir. Bu konuyu Verimli Toplantılar yazımızda detaylıca incelemiştik.

  • İlerleme

Her tartışma ilerler. Önemli olan, grubun bunun farkına varmasıdır. Her tartışma, birçok görüşte oydaşılmasıyla sonuçlanır. Önemli olan, grubunun bunun farkına varmasıdır.

Bir önceki bölümdeki nükleer santral örneğimize dönelim. Oydaşılan konu illa ki “Nükleer santrallere hayır.” olmayabilir. Ancak tüm üyeler “Nükleer santrallerin zararlarıyla ilgili yeterince bilgi sahibi değiliz.” sonucuna varabilirler. Hatta “Aramızda nükleer enerjiye şiddetle karşı olanlar vardır.” cümlesinin dillendirilmesi dahi bir ilerleme sayılabilir. Bazense “Bu nükleer santral ihalesinin usülsüz olduğunu düşünüyoruz.” görüşünde oydaşılırken yine de kampanyanın nükleer enerjiyle ilgili nasıl bir söylem oluşturacağına ayrılıklar olabilir.

Grubun daima göz önünde bulundurması gereken, hangi konularda oydaşmaya varıldığı, hangi konularda ayrışma olduğu vb.nin tespitini yapmaktır. Bu tespit es geçilirse, tartışmayı yapıcı bir yönde ilerletmek çok zorlaşabilir.

Her tartışmada ayrışma olur. Bazen bu ayrışma sürecin devamı için mühim olmayabilir, ama bazen de mühim olabilir. Tartışmayı koordine edenler gözlemledikleri bir ayrışmayı not edebilirler ve çeşitli aralıklarla tartışmanın gidişatına dair kısa bir özeti tüm grupla paylaşabilirler.


  1. Siyasal hesap verebilirliği arttırmak

Uzun tartışmalar sonunda grubumuzun “Nükleer santrallere hayır.” sonucuna vardığını varsayalım. Ayrıca bu sonuçtan hareketle bir yerel kampanya örgütlemeye karar verildiğini varsayalım.

Bu kampanya sürerken gruba yeni katılanlar olacaktır. Bu kişilerin katılma sebepleri nükleer enerjiyle uzaktan yakından alakalı olmayabilir. (Grubun başka bir etkinliği vasıtasıyla gruba dahil olmaya karar vermiş olabilirler. vb.) Bu kişiler de düzenli toplantılarda nükleer karşıtı kampanyayla ilgili tartışmalara katılacaklarına göre, grubun bu yönüne oryante edilmeleri gerekebilir. Bir grubun motivasyonunu en çok düşüren şeylerden biri, yapılmış bir tartışmayı tekrarlamaktır.

Bu sebeple, tartışmaların sonunda “kapsamlı raporlama yapmak” ve “gerekçeli karar almak” işe yarayabilir. Bunun ilk faydası, yeni üyenin, kimi eleştiri ve argümanların yanıtlarını raporlardan öğrenmesidir. Böylece grup kendini tekrar etmek zorunda kalmayacaktır. Ancak, kapsamlı raporlamanın ilk anda akla gelmeyen bir faydası daha vardır. Grup üyelerinin birbirlerini ve kendilerini ikna etmek için haftalarca uğraştıklarını ve saatlerce tartıştıklarını gören bir üye, süreci baltalamaktan imtina edecek ve ciddi şüpheleri varsa bunu toplantı dışında bire bir görüşmelerle tartışmayı tercih edecektir.

Böylece, tartışma sonu raporu yazarken veya alınan bir kararın gerekçesini yazarken, sadece tartışmaya katılanlara gelecekte süreci anımsatmak değil, konuya tamamen yabancı birini de sürece entegre etmek amaçlanmalıdır. Rapor metinleri, “orada olmayan”ları da hedef kitle kabul etmelidir.


Sonuç

Karar alma süreçlerine katılımı arttırmanın yollarından biri, grubun akış hızını kesecek ve enerjisini düşürecek koşullarla yapısal olarak başetmektir. (Bu koşullara “sorun” demiyoruz, çünkü yeni kurulan herhangi bir siyasi oluşumun başına gelebilecek en güzel şey, teorik zenginliği olan bir politik tartışmanın filizlenmesidir. Böyle bir tartışmanın sonuca bağlanması çok uzun sürebilir; ancak süreç genel olarak grup üyelerinin yararına olacaktır.) Bir tartışma veya görüş ayrılığı oluştuğu noktada, yakınlık (afinite) grupları oluşturmak, tartışmayı yapılandırmak, siyasal verimliliği arttırmak veya bunların herhangi bir kombinasyonunu kullanmak, verimden taviz vermeden katılımı arttırmaya yardımcı olabilir.




1 Bu yazının alt problematiği yeni değil, önereceğimiz çözümler de özgün değil. Belki sunumda ve siyasal çerçevelendirmede kısmen özgünlük iddiasında bulunabiliriz.

Sunday, March 3, 2013

Karar alma süreçlerinde katılımcılık ve oydaşma: Verimli toplantılar






Giriş

Bir toplantıda katılımcılığa ve oydaşmaya1 ne kadar önem verdiğimiz, grubumuzun doğasına ve grup üyelerinin gruptan beklentilerine bağlıdır. Köyümüzdeki dereyi kurutacağına inandığımız bir HES projesiyle ilgili bilgilendirme toplantısında, hele ki şirket temsilcileri de katılıyorlarsa, kimsenin oydaşma kaygısı yoktur. Bir derneğin muhasebecisinin yıllık hesapları özetlediği bir toplantıda, herkesin görüş bildirmesi gibi detaylarla uğraşmaktansa, hızlıca bütçe hakkında bilgi edinmeye çalışırız. Öte yandan, örneğin trans bireylere yönelik şiddete karşı kurulan bir dayanışma platformunda, katılımcıları dinlemeye ve birlikte karar almaya daha istekli oluruz. Nihayetinde, belirli bir toplumsal soruna yönelik, bir manifesto tabanında bir araya geldiğimiz kişilerle faaliyet yürütürken, katılımcılık ve oydaşmayla karar almanın bizzat grubun kendisine faydaları olacağını düşünürüz.

Demek ki, katılımcılık ve oydaşma açısından verimli toplantılardan bahsettiğimizde, grubun takım ruhuna ve yoldaşlaşmaya mesafesinin belirleyici önemi var. Eğer toplantılara katılıyor veya hatta toplantılar organize ediyorsanız, ayrıca hoşgeldiniz. Bu yazıda, toplantılarımızda katılımı arttıracak ve bizi oydaşmaya götürecek yöntemlerin bir kısmına değineceğiz.2 Katıldığınız toplantılarda bunların ne kadarının denenebileceği, grubunuzun doğasına ve önceliklerine bağlı olacaktır. Önerilerimizin, birarada bir şeyler üretmek isteyen kişilerin katıldığı toplantılarda görece daha geçerli olacağını akılda tutalım.



Bir toplantının verimli geçmesi için neler yapabiliriz?

  1. Beklentiler ve hedefler

Bir toplantı için en etkili intihar yöntemi, hiçbir hazırlık yapmadan toplantıya başlamaktır. Hazırlıksız bir toplantı, dur-otur “usüle dair” uyarı ve önerilerle bölünen ve katılımcıların kendi akıllarına geleni söylemekten başka hiçbir çabalarının olmadığı bir oturuma dönüşebilir. Bunları önlemek için, toplantı programını beklentilerimizle, hedeflerimizi de toplantı programıyla eşgüdümlü olarak oluşturmalıyız. Demek ki, nasıl toplantının lojistik meseleleriyle uğraşan bir çalışma grubu kuruyorsak, toplantının içeriğini oluşturmak için de ayrı bir hazırlık ekibi kurarak başlayabiliriz. Bu hazırlık ekibi,

  • toplantının organize edilmesinden önce, katılımcıların toplantıdan neler beklediklerini öğrenmeye çalışabilir. Bu yüz yüze görüşmelerle veya internet aracılığıyla yapılabileceği gibi, kısa bir anket çalışmasıyla da güçlendirilebilir.

LGBT bireylere dönük ayrımcılıkla mücadele edecek/eden bir grupta olduğumuzu ve bir toplantı organize ettiğimizi varsayalım. (Metin boyunca bu örnek üzerinden devam edeceğiz.) Bu toplantıdan ne bekliyoruz? Kişisel deneyimler dinleyip birbirimizi tanımayı mı? Bir deklarasyon yayınlamayı mı? Bir kampanya örgütlemeyi mi? vb. Yanlış anlaşılmasın, bu hedeflerin her biriyle çok güzel toplantılar düzenlenebilir. Ancak, farklı beklentilerle gelen kişiler olursa, herkesin mutsuz olacağını öngörmek mucizevi bir kehanet değil. Diyelim ki, aramızda, hem homofobik değer yargılarını sorgulamaya yeni başlayan sempatizanlar, hem de öfkeli LGBT aktivistleri var. Eğer tüm toplantımızı deneyim paylaşımlarına ayırırsak, aktivistler sabırsızlanacaklar; eğer doğrudan kampanya konuşmaya başlarsak sempatizanları yabancılaştırmış olacağız. Bu yüzden, hazırlık ekibi, sadece beklentileri derlemekle kalmayıp

  • tüm katılımcıları grubun beklentilerinden haberdar edebilir.

Böylece, her birimiz, toplantıya bilinçli olarak geleceğimizden, birçok hayal kırıklığını da önleyebiliriz.

  • Beklentiler ışığında bir program önermek, bir sonraki adım olabilir.

Beklentiler çoğunlukla soyut şeylerdir, birçoğumuz da böyle öznel değerleri düzgünce dile getirmekte zorlanırız. Ama, örneği sürdürürsek, “Ben dinlemeyi ve LGBT bireyleri anlamayı bekliyorum.” demişsek ve hazırlık ekibi “Aramızda LGBT bireyleri tanımak isteyenler var. O yüzden ilk oturumda X derneğinin sunum yapmasını düşündük.” derse, örneğin “Ben aslında bir saatlik sunumdansa 3-5 LGBT bireyin kişisel öykülerini dinlemeyi tercih ederdim, hem bunun için yarım saat ayırsak beni tatmin ederdi.” demeyi becerebiliriz. Dolayısıyla,

  • önerilen programa yapılan yorumlara göre programı revize etmek isteyebiliriz.

Bu sayede katılımcılar olarak bu toplantıda şahsen ne hedefleyebileceğimizi de görmüş oluruz. (Örneğin, toplantıdaki tek aktivist olduğumuzu görürsek, kampanya hedefimizi erteleyebilir ve toplantıdan azami verim almaya odaklanabiliriz.)


  1. Kolaylaştırıcı

Bir toplantı için ikinci en etkili intihar yöntemi, katılımcılığın ve oydaşmanın, hatta herhangi bir sonucun, kendiliğinden oluşuvermesini ummaktır. Kolaylaştırıcı konusunu Karar alma süreçlerinde katılımcılık ve oydaşma: Kolaylaştırıcı yazısında bir miktar işledik; burada, toplantı verimliliği açısından birkaç noktaya değinmekle yetineceğiz.

Bazı toplantılarda, toplantının doğası gereği, organizasyon sürecine dahil olmamış veya hatta konuya görece yabancı katılımcılar olabilir. Bu durumda, kolaylaştırıcı,

  • toplantı başında, toplantının programını ve hedeflerini, tek tek oturumların alt-hedeflerini, belki organizasyon sürecindeki tartışmaları da özetleyerek, sunabilir/hatırlatabilir.

  • Katılımcıların bir kısmının hazırlıksız başladığı böyle toplantıların bazılarında ise, katılımcıların beklentileri çok önemli olabilir. Bu durumda ilk oturumu beklentileri dinlemeye ayırmak ve ilerleyen oturumları buna göre revize etmeye açık olmak işe yarayabilir. (Örneğin, toplantımızı duyan birçok aktivist gelmişse ve grup dinamiklerimiz onları içermemize izin veriyorsa, son oturumda kampanya imkanlarını konuşmayı tercih edebiliriz.)


  1. Küçük grup çalışmaları

Bir toplantıda katılımcılık ve oydaşma çabasının gerçekçi olmadığını düşünen birçoğumuz, bunu söylerken kalabalık grupları aklımıza getiririz. Oysa kimse yüz kişinin (işin aslı, 40'tan fazla insanın) bir salonda toplaşıp, hem herkesin görüşünü dinleyerek hem de herkesin içine sinen kararlar alarak çalışabileceğini iddia etmiyor elbette. Bu ve bir sonraki kısımda ( 4) Aktif katılım el işaretleri), geniş grupların verimli bir biçimde katılımı nasıl arttırabileceğine ve nasıl oydaşabileceğine değineceğiz.

Çok önemli bir uyarıyla başlayalım: Geniş gruplar, çoğunlukla, karar üretmezler, üretilmiş kararları alırlar.

Küçük grup çalışmaları, işi veya tartışmayı parçalara bölmeye yarayabilir. İş derken, örneğin, bir kampanyanın sloganını, görsel materyalini, basın açıklamasını hazırlayacak küçük grupları kast ediyoruz. Tartışma içinse, grupları farklı konulara göre (örneğin “homofobik bireylere karşı tutumumuz ne olmalı” ve “hangi diğer LGBT oluşumlarıyla birlikte çalışabiliriz” vb) ayırabileceğimiz gibi, kapsamlı ve hassas bir konuyu (örneğin “temel ilkelerimiz neler olmalı” gibi) küçük grupların her birine ayrı ayrı tartıştırabiliriz.

Bu yöntem, kabaca şu şekilde çalışıyor:

  • Grup tematik olarak ya da iş bazında 5-10 kişilik küçük gruplara ayrılır;
  • 30-40 dakikalık çalışmanın ardından geniş grup toplanır, her küçük grup 5 dakikalık özetlerle tartışmalarını ve/veya önerileriyle vardıkları sonuçları sunar;
  • oydaşılan öneriler karara bağlandıktan sonra tekrar küçük gruplara ayrılınır. Böylece, eğer birçok husus konuşuluyorsa, katılımcıların başka tartışmalara da katılmalarına imkan tanınmış olur. (Karara bağlanan konulardaki küçük gruplar sonlandırılabilir.)
  • 30-40 dakikalık bir çalışmanın daha ardından tekrar özetler dinlenir ve kararlar alınır.

Burada bir parantez açıyoruz. Bazı konular öyle çetrefillidir ki, birkaç saatlik toplantılarda bunlarla ilgili karar almak zaten mümkün değildir. Böyle konular, sakin kafayla düşünülmek, belki araştırma yapmak vb. isterler. Küçük grup çalışmalarındaki fikir alışverişleri bu sürecin bir parçası olabilir, ama sürecin tamamı olamayabilir. Bu konuya, Yapılandırılmış Tartışma metninde döneceğiz. Parantezi kapatıyoruz.

60 kişilik bir gruptaki herkes 5 dakika konuşsa 5 saat geçer. Ama aynı 60 kişiyi 6 kişilik 10 küçük gruba bölersek 1 saat içinde her biri 10'ar dakika konuşabilir. Ama bu basit aritmetik kadar önemli şu noktaları da gözden kaçırmayalım:

  • Görece sessiz olan ve grup içinde konuşmaktan çekinenler, küçük gruplarda daha rahat katkı koyabilirler.
  • Zaman darlığı sebebiyle söz alamayan kişilerin çok yaratıcı fikirleri olabilir. Küçük grup çalışması bu fikirleri yakalayabilir.
  • Bazı işler için (bir pankart hazırlamak, internet sayfasının tasarımına karar vermek vb.) birkaç kişi yeterlidir. Nihai karar herkesin içine sinmeliyse de, tartışmayı herkesin yapmasına gerek olmayabilir.
  • Bazı anlaşmazlıklar yanlış anlaşmalardan kaynaklanırlar. Ancak bu yanlış anlaşmayı tespit etmek zaman alabilir. Küçük grup çalışmaları, hem bu anlaşmazlıkları çözerken hem de diğer katılımcıların süreci devam ettirmelerini sağlayabilir.


  1. Aktif katılım el işaretleri

Büyük gruplar bazı konuları topluca tartışmayı daha uygun bulabilirler. Örneğin, zaten bazı kişilerin herkesin içine sinecek öneriler varsa, bunları karara bağlamak için küçük grup çalışmasıyla saatler kaybetmeye gerek olmayabilir. Bazen de, önceden birkaç katılımcının görüşlerini dinlemek tartışmaya bir çerçeve çizebilir ve küçük grup çalışmalarının verimini arttırabilir. Hatta kimi toplantılarda küçük grup çalışmasını gerektirecek bir görüş ayrılığının varlığını fark etmek için bile önce büyük grupta tartışmak gerekebilir.

Diyelim tüm bunlar olmasın. Varsayalım ki her şey güllük gülistanlık olsun. Üçüncü kısımda, “Geniş gruplar, çoğunlukla, karar üretmezler, üretilmiş kararları alırlar.” demiştik. Yani, nihayetinde bir somut önerinin yapılması ve büyük grubunun bunu onaylaması gerekecek. Herkese tek tek “İçine sindi mi?” diye soramayacağımıza göre, nasıl katılımı teşvik edebilir ve oydaşmaya önayak olabiliriz?

Onlarca yıllık aktivizm ve doğrudan demokrasi siyaseti deneyimi, bize aşağıdaki el işaretlerini kazandırdı. (Görseller Seeds for Change sayfasından, Zhaba facilitators collective'in Shared Path Shared Goal elkitabından ve İşgal Et! hareketinin el işaretleriyle ilgili wikipedia maddesinden alınmıştır.)


Katılıyorum.” ya da “Bence de.”

Parmaklarınız yukarı bakacak şekilde elinizi sallayarak aynı fikirde olduğunuzu belirtin. Bu, grubun ne düşündüğüyle ilgili genel bir kanı almak için çok faydalıdır. Ayrıca “Ben sadece ..'le aynı kanıda olduğumu söylemek istiyorum. ...” vb demek için söz almaya gerek kalmayacağından zaman kazandırır.







Katılmıyorum.”

Parmaklarınız aşağı bakacak şekilde elinizi sallayarak, aynı fikirde olmadığınızı belirtin.








 Veto ya da Bloke etme

Yumruğunuzu kaldırarak veya kollarınızı çapraz yaparak, söylenenlere büyük bir itirazınız olduğunu veya yapılan öneriyi kesinlikle reddettiğinizi belirtin.



 

Teknik husus

Ellerinizle bir T işareti yaparak oturumun işleyişiyle ilgili bir açıklama yapın.









Kafam karıştı.”

Parmaklarınızı yüzünüzün önünde oynatarak konuşmacıya ya da kolaylaştırıcıya tartışmanın içeriğini anlayamadığınızı söyleyin.






Netleştirme.

Elinizle bir C işareti yaparak konuşmacıdan veya kolaylaştırıcıdan söylediklerini biraz daha açmasını, daha kapsamlı bir açıklama yapmasını rica edin.



Hızlanalım.” ya da “Konuya dönelim.”

İki elinizi birbiri etrafında çevirerek konuşmacıya söylediklerini tekrar etmekte olduğunu, lafı toparlamasını belirtin. Bu işaret doğrudan konuşmacıyı uyarmak için yapılabileceği gibi, bunu gören kolaylaştırıcı da konuşmacıyı uyarmayı seçebilir.




Doğrudan ilgili yorum

Parmağınızla konuşmacıyı işaret ederek konuyla doğrudan alakalı çok kısa bir ilave yapmak istediğinizi belirtin. Genellikle söz sırasını 30 saniye için ihlal etme izni isterken kullanılır. Bu kişiye söz verip vermemek, kolaylaştırıcının inisiyatifindedir.



Daha yüksek sesle konuş.”

Ellerinizi yukarı doğru sallayarak konuşmacıyı duyamadığınızı belirtin. Büyük gruplarda çok işe yarar.



Dil

Baş ve işaret parmaklanızla bir L işareti yaparak konuşulanların kendi dilinize çevrilmesini ya da konuşmacının daha basit bir dil kullanmasını talep edin.




Öneri

Ellerinizle bir P işareti yaparak, konuşulan konuyla ilgili somut bir öneriniz olduğunu belirtin.









Bu liste, grubun yapısına göre uzatılabilir ya da kısaltılabilir. Kullanılabilecek el işaretlerini oturum öncesinde kolaylaştırıcı hızlıca hatırlatabilir.

Bu işaretleri kullanarak, örneğin,

  • bir önerinin herkesin içine sindiğini fark edebilir ve onu karara dönüştürebiliriz;
  • grup içinde ciddi görüş ayrılıkları varsa bunları hızlıca tespit edebiliriz;
  • bir öneri sunarken, tam içine sinmeyenler olduğunu fark edip (“Katılmıyorum.” işareti) öneririmizin formülasyonunu değiştirebiliriz.
  • Eğer bu yazı dizisinde tartıştığımız konuları hiç beğenmiyorsanız, kürsüden 3-5 kişinin konuştuğu ve diğerlerinin sadece oylamaya katıldıkları toplantılar düzenlemeyi planlıyorsanız, bu el işaretleri yine de işinize yarayabilirler ve grubunuzu görüş ayrılıklarının olduğu önerileri (reddedilmek üzere) boşu boşuna oylamaktan kurtarabilirler.


Burada tüm olanakları göstermek amacıyla 11 işareti tanıttık. Gerçek dünyada ise hiçbir grup bütün bu işaretleri kullanmıyor. (Nitekim, fark edebileceğiniz üzere, bütün işaretleri gösteren bir kaynak bulamadık.) Kimi gruplar sadece birkaç tanesini kullanırken, kimileri yedi işareti kullanabiliyor. Daha çok işaret kullanmak tabii ki daha verimli olmayı gerektirmiyor. (Örneğin arkadaşlarımızla sohbet ederken hiçbir işareti kullamıyor oluşumuzun mantıklı bir sebebi var.) Her grubun (belki de her bir toplantının) el işaretlerini bir yöntem olarak benimseyip benimsememeyi gözden geçirmesi gerekiyor. Hem verimlilik hem de katılımcılık açısından avantajlar sağladığı kimi ciddi örnekler olduğu için3, göz önünde bulundurmaya ve denemeye değer olduklarını düşünerek öneriyoruz.

Bu el işaretleri küçük gruplarda da kullanılabilecekleri gibi acil durumlarda da krizleri önleyebilirler: Diyelim ki bir doğrudan eylem gerçekleştiriyorsanız ve güvenlik görevlileri bulunduğunuz yeri 15 dakika içinde terk etmenizi, aksi takdirde – ana akım medyanın tabiriyle – müdahale edeceklerini bildirdiler. Böyle eylemlerde genellikle nihai kararı veren bir ya da birkaç kişi belirlenmiştir. Ancak bu kişiler eylemcilerin o anki hislerine aykırı karar verebilirler. Bunu en aza indirmek için aktivistlerle bir araya gelebilir, çok hızlıca durumu ve önerilerini açıklayabilirler. Bu tartışma, koşullar gereği en fazla 10 dakika sürebilir. Yine de, karar verici, önerisine ciddi bir itiraz gelirse veya bambaşka ve çok daha etkili bir fikir sunulursa, bunları göz önüne alabilecek zamanı bulabilir. Böylece eylemin sonunda, tüm aktivistlerin hep bir ağızdan “Hemen vazgeçmemeliydik.” veya aksine “Boşuna inat ettik, amacımıza çoktan ulaşmıştık.” demeleri gibi sürpriz krizlerden kaçınılabilir.



Sonuç olarak bir toplantıda hem süreci daha verimli hale getirmeyi, hem katılımcıları etkinleştirmeyi, hem de oydaşma kapasitesini arttırmayı sağlayabilecek birçok yöntem mevcut. Hiçbir yöntem hazır bir reçete sunmadığı için, her grubun bunları kendi iç dinamiklerinı gözeterek değerlendirmek gerekiyor.




Not: Seeds for Change sayfasında konuyla ilgili birçok broşüre ulaşabilirsiniz. (İngilizce)




1Sözcük seçimiyle ilgili notumuzu tekrarlayalım: Oydaşma, İngilizce'de consensus, eski Türkçe'de mutabakat olarak geçiyor. Aynı anlama gelmek üzere oy birliği ve fikir birliği de kullanılıyor. Bunların hiçbirine itirazımız yok. Biz oydaşma sözcüğünü seçiyoruz çünkü bir süreç içerisinde kişilerin ortaklaştıkları bir fikri inşa etmesi anlamını daha güçlü olarak verdiği kanısındayız.

2Burada bahsetmeyeceğimiz birçok değerli yönteme Şiddetsizlik.org'daki Antrenman Araçları sayfasından ulaşabilirsiniz.

3El işaretlerinin geçmişi biraz daha eskiye dayanmakla beraber, özellikle ABD'de İşgal Et! Hareketlerinde ve İspanya'da 15M hareketinin halk meclislerinde edinilen deneyimler, kimi zaman el işaretlerinin süreci çok kolaylaştırabileceğini gösteriyor.