Showing posts with label Ekoloji. Show all posts
Showing posts with label Ekoloji. Show all posts

Sunday, November 10, 2013

Okyanus Bozulmuş

Bu yazı, Avustralya'daki Newcastle Herald gazetesinde 18 Ekim 2013 tarihinde “The ocean is broken” başlığıyla yayınlanan, Grey Ray'in Ivan Macfadyen'le yaptığı röportajın çevirisidir.

Out For Beyond için çeviriyi yapan Feyza'ya teşekkürler.

---

 Bu yolculuğu tüm öncekilerden farklı kılan, sessizlikti.

Tam olarak sesin yokluğu değil.

Rüzgar yine yelkenleri savuruyor ve halatların arasında ötüyordu. Dalgalar yine teknenin fiberglas gövdesine çarpıyordu.

Ve başka birçok ses daha vardı: Tekne çöp parçalarına çarptıkça gelen boğuk vurma ve çizilme sesleri.

Eksik olan şey, önceki tüm yolculuklarda tekneyi saran deniz kuşlarının sesleriydi.

Kuşlar yoktu, çünkü balıklar da yoktu.

Tam 10 yıl önce, Newcastle’lı yatçı Ivan Macfayden Melbourne’dan Osaka’ya aynı rotadan giderken, Brisbane ve Japonya arasındaki okyanusta balık tutmak için tek yapması gereken yemli bir olta atmak olmuştu.

Yolculuğun o 28 günlük bölümünde büyükçe bir balık yakalayıp pilavla yemediğimiz tek bir gün olmadı,” diye anımsıyor Macfayden.

Fakat bu kez, deniz yolculuğunun o uzun kısmında toplam yalnızca iki balık tutabildiler.
Ne balık, ne de kuşlar. Neredeyse hiçbir yaşam belirtisi yoktu.

Yıllar geçtikçe bütün o kuşlara ve seslerine alışmıştım. Tekneyi takip ederlerdi, bazen bir süre yelken direğine konar sonra tekrar uçup giderlerdi. Sürülercesini görürdünüz, uzaklarda deniz yüzeyi üzerinde uçar ve sardalyalarla beslenirlerdi.”

Ama bu yılın Mart ve Nisan aylarında, ıssız okyanusta hızla ilerleyen teknesi Funnel Web’i saran sadece sessizlik ve kasvetti.

Ekvatorun kuzeyinde, Yeni Gine’nin yukarısında, okyanus gezginleri uzaktaki bir resifte çalışan büyük bir balıkçı gemisi gördüler.

Bütün gün oradaydı, ileri geri taradı denizin dibini. Büyük bir gemiydi, ana gemi gibi,” diyor Macfayden.

Ve gemi bütün gece çalıştı, büyük projektör ışıkları altında. Sabah Macfayden, yardımcısının telaşla geminin suya bir sürat teknesi indirdiğini seslenişiyle uyandı.

Tabii ki endişelendim. Silahsızdık ve bu sularda korsanlar gerçek bir tehdit oluşturuyor. Eğer bu adamların silahı varsa başımız büyük dertte diye düşündüm.”

Ancak gelenler korsan değildi, en azından alıştığımız anlamda. Sürat teknesi yaklaştı, ve içindeki Melanezyalılar meyve ve reçel kavanozlarından oluşan hediyeler sundular.

Ve bize beş büyük çuval dolusu balık verdiler. Çeşit çeşit güzel, büyük balıklardı. Bazıları tazeydi, ama bazıları belli ki bir süredir güneş altında kalmıştı.”

Onlara bütün bu balıkları kullanmamızın mümkün olmadığını söyledik. Sadece iki kişiydik, ve hepsini saklayacak ya da depolayacak doğru düzgün bir yerimiz yoktu. Onlarsa omuzlarını silkip kullanmadıklarımızı denize dökmemizi söylediler. Kendileri öyle yaparmış.”

Bunların bir günlük yan avın çok küçük bir bölümü olduğunu söylediler. Yalnızca orkinosla ilgilendiklerini, geri kalan her şeyin onlara göre çöp olduğunu söylediler. Hepsi öldürülüp çöpe atılıyordu. Gece gündüz o kayalığı trolleyip yaşayan ne varsa söküp aldılar.”

Macfayden’in içini üzüntü kapladı. Bu, ufkun ötesinde görünmeden çalışan sayısız balıkçı gemisinden sadece biriydi, ve çoğu aynı şeyi yapıyordu.

Tabii ki deniz ölmüştü. Tabii ki yemli oltaları hiçbir şey yakalamıyordu. Yakalanacak hiçbir şey yoktu.

Eğer bu iç karartıcı geliyorsa, daha da kötüsü var.

Yolculuğun bir sonraki kısmı Osaka’dan San Francisco’yaydı, ve bu yolculuğun çoğu boyunca içlerindeki kasvete mide bulandırıcı bir dehşet ve biraz da korku karıştı.

Japonya’dan ayrıldıktan sonra, sanki okyanusun kendisi ölmüş gibiydi,” diyor Macfayden.

Neredeyse hiçbir canlı görmedik. Bir tane balina gördük, yüzeyde aciz bir şekilde yuvarlanıyordu ve başında büyük bir şişlik vardı. Bayağı rahatsız ediciydi.

Hayatım boyunca okyanusta çok mil katettim, ve kaplumbağalar, yunuslar, köpek balıkları, beslenen büyük kuş grupları görmeye alışığım. Ama bu sefer 3000 deniz mili boyunca görülecek hiçbir canlı yoktu.”

Kaybolan yaşamın yerinde şaşırtıcı miktarlarda çöp vardı. 

Bir kısmı iki yıl önce Japonya’yı vuran tsunaminin sonucuydu. Dalga kara üzerine geldi, inanılmaz bir miktar yük alıp denize taşıdı. Ve taşıdıkları hala burada, baktığınız her yerde.”

Birleşik Devletler’e olan yolculuk için Hawaii’de tekneye binen Ivan’ın kardeşi Glenn, “binlerce ve binlerce” sarı plastik şamandıraya hayret etti. Sentetik halat, balık ağı ve oltalardan oluşan kocaman düğümler. Milyonlarca polistiren köpük parçası. Ve her yerde yağ ve petrol tabakaları.
Ölümcül dalga tarafından koparılmış ve hala denizin ortasında kablolarını peşlerinden sürükleyen sayısız tahta elektrik direği var.

Eskiden, rüzgarsızlıktan yavaşladığında motorunu başlatıverir öyle devam ederdin,” diyor Ivan.
Bu kez değil.

Birçok yerde, pervanemize halat ve kablo yığınları dolanır diye korktuğumuzdan motorumuzu çalıştıramadık. Okyanus ortasında bu duyulmamış şeydir.

Eğer motoru çalıştırmaya karar verdiysek bunu gece yapamazdık, sadece gündüz ve teknenin başında biri çöplere dikkat ederken yapardık.

Hawaii’nin yukarısındaki sularda teknenin baş tarafından suyun derinliklerine kadar görebilirsiniz. Çöplüğün sadece yüzeyde olmadığını, aşağılara kadar indiğini gördüm. Ve her boyda çöp var, meşrubat şişesinden büyük bir araba veya kamyon boyunda parçalara kadar.

Ucu sudan dışarı çıkan bir fabrika bacası gördük, yüzeyin altında hala kazan gibi bir şeye bağlıydı. Dalgaların üzerinde öylesine yuvarlanan konteyner gibi bir şey gördük.

Atık parçalarının etrafından dolanıp durduk. Bir çöplüğün arasından yol almak gibiydi.

Güvertenin altında sürekli bir şeylerin teknenin gövdesine çarptığı duyuluyordu, ve sürekli çok büyük bir şeye çarpmaktan korkuyordunuz. Gövdenin her tarafı görmediğimiz parçalar yüzünden çizilmiş ve içine göçmüştü.”

Plastik her yerdeydi. Şişeler, torbalar ve hayal edebileceğiniz her türlü atılabilir ev araç gereci; kırık sandalyelerden faraş, oyuncak ve kaplara kadar.

Ve bir şey daha. Teknenin yıllarca deniz ve güneşten solmayan göz alıcı sarı boyası, Japonya tarafındaki sularda bir şeyle reaksiyona girip garip ve daha önce görülmemiş bir şekilde parlaklığını yitirdi.

Newcastle’a dönüşünden sonra, Ivan Macfayden hala yolculuğun verdiği şok ve dehşeti kabullenmeye çalışıyor.

Okyanus bozulmuş,” diyor, inanamazlık içinde başını sallayarak.

Problemin büyüklüğünün, ve hiçbir örgüt veya hükümetin bu konuda bir şey yapmak ister gibi görünmediğinin farkına varan Macfayden, fikir arayışı içinde.

Yardım edebilecekleri ümidiyle hükümet bakanlarına yönelik lobi faaliyeti yürütmeyi planlıyor.
Daha acil olarak, Avustralya’nın başlıca okyanus yarışlarının organizatörleriyle görüşüp, gönüllü yatçıların çöp ve deniz yaşamını denetlediği uluslararası bir projeye katılmalarını sağlayarak yatçıların desteğini almaya çalışacak.

Macfayden bu projeye ABD’deyken, yatçılardan günlük bir form doldurmalarını ve radyasyon testi için örnek toplamalarını isteyen Amerikalı akademisyenlerin isteğine cevaben katıldı. Radyasyon, Japonya’daki tsunaminin ve bunu takip eden nükleer santral arızasının ardından ciddi bir endişe.

Onlara neden bir filonun gidip kirliliği temizlemesini talep etmediğimizi sordum,” diyor Macfayden.

Ama bu işi yapmak işin yakılacak yakıtın çevreye vereceği zararın çöpleri olduğu yerde bırakmaktan daha kötü olacağını hesapladıklarını söylediler.”

Tuesday, November 5, 2013

İklim krizini görmezden gelmek imkansızlaşıyor. ya da Güneş balçıkla sıvanmaz.


Küresel iklim krizi – güncel gelişmeler 8



İklim krizi, Eylül'ün sonunda Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 5. Değerlendirme Raporu'nun yayınlanmasıyla kısmen de olsa gündemimize girmeyi başardı. Raporun sunulmasına saatler kala Marshall Adaları tüm ülkelere acilen harekete geçme çağrısı yaptı. Peki ama, Pasifik Okyanusu'ndaki ada devletlerinin ortak olarak hazırladıkları Majuro bildirisinde de bahsettikleri bu acil sorun ne?

Bu acil hayati mesele, eğer Maldivler'de yaşıyorsanız tüm kentinizin deniz seviyesinin yükselmesi sebebiyle sular altına kalması anlamına gelen küresel iklim değişimi.
Maldivler

Ama durumun acili yetini görmek için bir ada devletine yaşıyor olmanız gerekmiyor. Ağustos ve Eylül aylarında gerçekleşen dört büyük hava olayını fark etmek de yetebilir: Afganistan ve Pakistan'da on binlerce insanı etkileyen ve 130 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketi, Rusya'da binlerce insanı evinden eden sel, ABD'nin Kaliforniya eyaletinde 600 kilometrekarelik bir alanı ortadan kaldıran dev orman yangını ve Peru'da yüz binlerce insanı etkileyen ve on bölgede acil durum ilan edilmesine sebep olan kar fırtınaları.

Tüm bu ülkeler ne kadar uzak, değil mi? Yağış rejimindeki değişiklikler sebebiyle Batı Amerika, Amazonlar ve Orta Doğu'nun kuraklaşacağını söyleyen araştırmayla ilginizi çekebilir miyiz? Peki ya iklim değişiminden etkilenecek ilk on şehir arasında İstanbul ve İzmir'in de olduğunu söylesek?

Bu yazıda, Ağustos ve Eylül aylarında iklim krizinin gündeminde neler olup bittiğini özetleyeceğiz. Dilerseniz küresel iklim değişimiyle ilgili temel bilgileri ve son IPCC raporunu kısaca açıklamaya çalıştığımız “Küresel İklim Değişimi ve IPCC raporu: 'Eşi benzeri görülmemiş' bir sorun.” yazısıyla başlayabilirsiniz. Biz, en güncel gelişmelerini okumanın durumun ciddiyetine varmak açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Hatta, (yukarıdaki tümceler dahil) tüm bu yazının ham maddesinin sadece ve sadece iki aydan ibaret oluşu da, Marshall Adaları devlet başkanının aciliyet çağrısını destekliyor.


Küre Isınıyor ve Aşırı Hava Olayları Artıyor.


Şu anda bahsettiğimiz iklim değişimi, son 65 milyon yıldır görülmüş en hızlı değişimlerden bile 10 kat daha hızlı gerçekleşiyor. Grönland'ın bu yüzyılın sonuna kadar yeşille kaplanacağı tahmin ediliyor. Avrupa'nın sıcak bölgeleri, ortalama ısınmadan dört kat daha hızlı ısınıyor. Yeni Zelanda tarihinin en sıcak kış mevsimini geçiriyor. Kuzey Amerika'da sıcaklık rekorları sanayi devrimi öncesine kıyasla 4 kat sık yaşanıyor.

Küresel ısınma, atmosferde fazla ısı enerjisi birikmesi yoluyla aşırı hava olaylarının artmasına sebep oluyor.1 Fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi sürdüğü takdirde yüzyılın sonuna kadar yazın gerçekleşen sıcak hava dalgalarının %20-100 oranında artacağı hesaplanıyor.


Environmental Research Letters'ta yayınlanan bir araştırma, sera gazı salımlarının azaltıldığı senaryoyu (solda) fosil yakıtlara dayalı bir ekonominin sürdürüldüğü bir senaryoyla (sağda) kıyaslıyor. Görselde, kullanılan iklim modelinin verdiği en yüksek artış üstte, en düşüğü ise altta veriliyor.

El Niño döngüsünü şiddetleneceği gibi, Sandy benzeri süper fırtınaların da artması bekleniyor. Kıyı şeridindeki 136 şehirde sel baskınları sebebiyle gerçekleşecek hasarın 2050 itibariyle yılda 1 trilyon doları bulacağı hesaplanıyor. Bu yüzden ABD'de fırtınalara iklim değişimini inkar eden politikacıların isminin verilmesi için bir kampanya başlatıldı.

Üstelik, aşırı hava olaylarının bizzat kendileri iklim değişimini körüklüyor.

Atmosferde biriken karbondioksidin okyanuslarda çözülmesi, suların asitlenmesine yol açıyor. Kuzey Buz Denizi'nde asitlenmenin rekor seviyelere eriştiği belirtiliyor.


Buzullar Eriyor.


Küresel ısınmaya bağlı olarak Kuzey Kutbu'ndaki buzullar görülmemiş bir hızda eriyor. (Bu yaz buz miktarı tarihin en düşük altıncı seviyesine indi.) Öyle ki uzmanlar, sadece birkaç on yıl içinde, yazın buzsuz kalan bir Kuzey Kutbu göreceğimiz uyarısında bulunuyor. Üstelik ısınmanın sadece yüzeyden değil aynı zamanda dipten de gerçekleştiği tespit edildi.

2011'de yapılan bir araştırma, Kuzey Kutbu'ndaki deniz buzulu miktarının son 1450 yıldaki değişimini gözler önüne sermişti.

Kuzey Buz Denizi kadar olmamakla beraber Antarktika'nın doğusundaki buz şeridinin de iklim değişimine sanıldığından daha duyarlı olabileceği işaret ediliyor.

Buzulların erimesinin temelde dört önemli sonucu var. Bunlardan en bilineni, deniz seviyelerinin artması (ki bundan ilerde bahsedeceğiz). Bir diğeri, buzulların erimesiyle yansıtma özelliğinin azalması ve güneş ışınlarının daha çok emilmesi. Gündeme gelen bir diğer husus, Kuzey Buz Denizi üzerinden açılacak ticaret yollarının ortaya çıkardığı uluslararası tartışmalar. Hükümetler temsil ettikleri patronların çıkarları için tartışadursunlar, deniz buzulunun azalmasının bölgedeki canlı yaşamına birçok olumsuz etkisi oluyor ve olacak. Şimdi iklim değişiminin canlı yaşamına etkilerini inceleyelim.


Türler Yok Oluyor.

Önceki bölümde kaldığımız yerden devam etmek gerekirse, doğum yapacak buzul bulmakta zorlanan Grönland fokunun risk altında olduğunu ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalan kutup ayılarının bedenlerini zehirleyecek canlılarla beslenmeye başladıklarını söyleyebiliriz. Kimi türlerin ısınmaya dayanabilecekleri tahmin edilse de (örneğin Finlandiya'daki güveler ve küçük bölgelere sığınarak yok olmaktan kurtulabileceği düşünülen dağ bitkileri) açlıktan ölen kutup ayıları durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.


Svalbard'da ölü olarak bulunan ve açlıktan öldüğü tespit edilen 16 yaşındaki bu kutup ayısının “bedeninde hiçbir yağ kalmamış olduğu ve bir deri bir kemik biçimde bulunduğu yere düşerek öldüğü” belirtiliyor.

Küresel ısınmanın deniz yaşamına etkileri yıkıcı olacak. Türler ısınmayla beraber kuzeye göç ediyorlar (buna ağaçlar da dahil) ve beslenme alışkanlıklarını değiştiriyorlar.2 Buna, önceki bölümlerde bahsettiğimiz asitlenmeyi de eklemek gerekiyor.



Duyduk Duymadık Demeyin: Isınıyoruz ve Isındıkça Isınıyoruz

Burada bir parantez açıp, iklim değişimi inkarcılarına son aylarda verilmiş birkaç yanıta değinelim.

Bazı gazetelerin manşetlerine koymaktan hoşlanması dışında günümüzde “küresel soğuma” diye bir şey yok. Bizim de çevirilerini yayınladığımız Phil Plait, bu ve benzeri iddiaların ortak özelliğinin “bilim-geçirmez” olmaları olduğunu söylüyor. Son yıllarda yüzey sıcaklığındaki artışın yavaşlaması da – sıcaklığın düşmesi değil, artışın bitmesi de değil – Pasifik Okyanusu'nda doğal sebeplerle bir soğuma gerçekleşmesine bağlanıyor.

Bunlara, bu yüzyıldaki gerçekleştirilen karbondioksit salımlarının binlerce yıllık sonuçları olacağını3 ve doğal ekosistemlerin küresel ısınmayı “düzeltme” konusunda yetersiz kalacağını4 ekleyelim.

Parantezi kapatıyoruz.


İklim Değişiminin İnsan Yaşamına Doğrudan Etkileri

Şimdiye kadar iklim değişiminin doğal ekosistemlere etkilerinden bahsetmekle yetindik. Tahmin edilebileceği gibi, hem doğal ekosistemlerdeki bu değişimlerin hem de ısınmanın bizzat kendisinin toplumlara olumsuz etkileri oluyor ve olacak.

Doğrudan etkilere örnek olarak hava kirliliğini ve ısınmayla şiddet eğilimi arasındaki bağlantıyı verebiliriz5, dolaylı etkilere de tarım zararlılarının eskiden soğuk buldukları kuzey enlemlere doğru yayılmasını. Tarım zararlılarının yayılmasının küresel gıda güvenliğini tehdit ettiği vurgulanıyor.

Sahel bölgesinde kuraklık ve seller. Fotoğraf: Ben Curtis / AP
Bir başka önemli dolaylı etki, ısınmayla beraber bulaşıcı hastalıkların artması. Bu yüzden Oxfam ve UNICEF raporları açlık ve salgın hastalık uyarısında bulunuyor.

Hem doğrudan hem dolaylı bir etki ise, iklim değişimi sebebiyle gerçekleşen göçler. Afrika'da Sahel köylülerinden Alaska'daki Newtok köyüne kadar, iklim ilticası günümüzün bir sorunu haline gelmiş durumda.

Alaska'da yükselen deniz seviyeleri. Fotoğraf: Al Grillo / AP

Hükümetlerin şu anki iklim politikası vaatlerinin 600 milyon insanı su kıtlığıyla karşı karşıya getireceği hesaplanıyor. Bilim insanları, sorunu geçiştirmenin bedelinin ağır olacağını işaret ediyorlar ve geç alınmış kararların üç kat daha masraflı olabileceğini vurguluyorlar.

Bu da bizi iklim politikalarına getiriyor.


İklim Politikaları


Guardian gazetesinde yazan John Abraham ve Dana Nuccitelli iklim değişimini insanlığın en büyük risk yönetimi başarısızlığı olarak nitelendiriyorlar. Buna katılmamak elde değil.

Bir yanda, bilim insanları yıllık karbon salımlarını 2050'ye kadar yarıya indirmemiz gerektiğini söylüyorlar.

Diğer yanda, dünyanın en büyük 500 şirketi karbon salımlarını azaltmakla zerre ilgilenmiyorlar. En büyük 50 şirket ise 2009 yılından beri salımlarını %1.65 oranında arttırdılar. Üstelik, içinde Apple, Facebook ve Amazon.com'un da bulunduğu 90 şirket, karbon salım bilgilerini dahi gizliyorlar. Bunun “doğal” sonucu olarak, holding medyası ısrarla iklim değişimini inkar ediyor.6 Holding medyasının papağanlığını yapan politikacılar da ABD Kongresi'nde ipe sapa gelmez beyanatlarda bulunuyorlar. Durum öyle bir hale geldi ki, Greenpeace'in yeni yayınlanan ve çok uluslu şirketlerin kurdukları enstitülerden tehdit edilen bilim insanlarına kadar her boyutuyla “iklim inkarı endüstrisi”ni incelediği raporu tam 66 sayfa tutuyor.

Tüm bu gelişmelerin, “yeşil ürün”, “çevreci şirket” vb.'nin moda olduğu ve televizyondan gazetelere kadar her yerde karşımıza çıktığı bir dönemde yaşanmasına dikkat çeken Naomi Klein, sistem içi çözümler arayan “yeşilciler”in iklim inkarcılarından daha tehlikeli olduğunu iddia ediyor. Naomi Klein, sağcıların inkarcılığının iklim değişimini topyekun reddettiğini, öte yandan “yeşilciler”in de iklim değişimiyle kapitalizm arasındaki ilişkiyi inkar etmekte olduklarını vurguluyor. Bu iki tarz inkarcılık, gerçekçi çözümleri gözden uzak tutuyor ve iklim krizini kronikleştiriyor.

Kısa, orta veya uzun vadede kapitalizmden iklim konusunda herhangi bir şey ummak için hiçbir sebep görünmüyor. İklim krizi için tek gerçekçi çözüm, halkların durumun aciliyetini fark edip bir an önce eyleme geçmelerinde gizli.




1 Bir uyarı: Tek tek hava olaylarını doğrudan iklim değişimiyle ilişkilendirmemek gerekiyor. İklim bilimi genel trendleri açıklıyor. Örneğin bir araştırma 2012'deki aşırı hava olaylarının hangilerinde iklim değişiminin etkisi olup hangilerinde olmadığını inceliyor.
2 Bu konuda detaylı bir araştırma Tazmanya deniz ekosistemlerini inceliyor.
3 Örneğin, Kuzey Kutbu'nda serbest kalacak metan kütleleri gibi geri besleme mekanizmaları sebebiyle.
4 Örneğin, Avrupa'da ağaçların karbon depolama hızının (yine iklim değişimi sebebiyle) yavaşladığı gözlemleniyor.
5 Isınmayla şiddetle ilişkilendiren bu araştırmanın kapsamlı bir değerlendirmesi Guardian gazetesinde yayınlandı.

6 Özellikle Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli (IPCC) raporunun sunulmasından önce inkarcılık zirve seviyelere ulaştı.

Saturday, October 12, 2013

Küresel İklim Değişimi ve IPCC Raporu: “Eşi Benzeri Görülmemiş” bir sorun.


Not: Yazı boyunca tüm kısaltmaları İngilizce olarak bırakmayı tercih ettik. Bu tercihin sebepleri, ilgili kurumların Türkçe yayınlarda yaygın kullanılmıyor oluşu ve okuyucunun İngilizce kaynakları takip etmesini kolaylaştırmak istememiz. Metin sonunda bir “Okuma Önerileri” hazırladık. Burada bir iki cümleyle özetlediğimiz kimi konular için bu listedeki kaynaklara göz atabilirsiniz.


Küresel İklim Değişimi: Temel Bilgiler

Duyarız duyarız da rahat yerimizden kalkıp bir şey yapmak istemeyiz”lerden biri küresel iklim değişimi. Aslında dünyanın doğal dengesi içinde garipsenecek bir durum değil, doğal bir süreç. Sera gazı etkisindeki değişiklikler, dünyaya ulaşan güneş enerjisi ve dünya atmosferinin ve yüzeyinin yansıtma yetisindeki değişikliklere bağlı olarak iklim değişimi zaten yaşanıyor. Yahut eskiden öyleydi.

Şöyle ki; gezegenimizin sıcaklığı gezegen sistemine giren ve terk eden enerji miktarı arasındaki dengeye bağlıdır. Gelen enerji gezegeni ısıtırken, yine gezegenin geri yansıtabildiği enerji sayesinde gezegen yaşanılabilir sıcaklıkta kalmayı başarır. Bu denge atmosferdeki karbondioksit, metan, su buharı gibi gazların yoğunluğuna bağlıdır. İnsanlığın ortaya çıktığı son buzul çağından bu yana yani 11 000 yıldır dünya kendi yağında kavruluyor ve kendi rutinini devam ettiriyordu.

Sanayi devrimiyle fosil yakıtlara olan ilgimiz artıkça, karbondioksit, metan gibi sera gazları yoğun olarak atmosferde birikmeye başladı. Sera gazı miktarındaki artış nedeniyle de dünyada biriken ısı enerjisi dışarı daha az yansımaya başladı ve dünyanın ateşi yükselmeye başladı. Çünkü 1896 yılında İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius'un yaptığı basit deney de göstermişti ki karbondioksit kızılötesi ışımayı engelliyordu. Biz daha fazla kömürlü termik santral yaptıkça, daha fazla otomobil kullandıkça dünyanın da ateşi yükselmeye devam etti. 1958 yılından bu yana devam eden ölçümler de atmosferdeki karbondioksit miktarının milyonda 310 parçacıktan 400 parçacığa çıktığını gösterdi.

Bu da demek oluyor ki dünyayı kendi ellerimizle ateş çukuruna doğru yuvarlıyoruz.


IPCC Kimdir?

1980lerin sonunda iklim değişiminin bir kaç aşırı hava olayı değil, bütün dünyamızı ilgilendiren bizim neden olmuş olabileceğimiz bir sorun olduğu ortaya çıkınca 1988 yılında Birleşmiş Milletlerin iki alt kuruluşu, Dünya Meteorolji Örgütü (WMO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ni (IPCC) kurdular.

Panel görevini Rajendra Pachauri başkanlığında 10 kişilik bir grup ile yürütüyor. Bu kadar kişi binlerce sayfalık raporların yazımını yapmıyor elbette. Raporları hazırlayanlar bu ekip koordinasyonunda çalışan dünyanın her yerinden binlerce gönüllü bilim insanı. Çalışma gruplarındaki bilim insanları iklim değişimi alanında en güvenilir ve son bilgileri toplayarak rapor halinde sunuyor.

Toplayarak diyoruz, çünkü Panel araştırmaları kendisi yapmıyor, dünyada bu alanda yayınlanan çalışmaların bir nevi derlemesini yapıyor. Hazırladığı raporların uygulamaya konulması için herhangi bir lobicilik faaliyeti yapmıyor ya da politik tartışmalara girmiyor. Panelin kendisi bilim insanlarından oluşmadığı gibi Panel tarafından hazırlanan raporlar da hükümetler tarafından onaylanmadan ortaya çıkamıyor. Bu nedenle raporları değerlendirirken, sonuçların her türlü yumuşatmaya maruz kalacağını unutmamak gerekiyor.

Panel bugüne kadar, birincisi 1990’da,  bu rapora ek rapor 1992’de, ikinci değerlendirme raporu 1995’de diğerleri 2001’de, 2007’de olmak üzere beş rapor yayınladı. Son olarak da 27 Eylül 2013'de de beşinci değerlendirme raporunun (AR5) yayınlanmasına başlandı.

Aslında AR5'in sadece politikacılar için özet ve iklim değişikliğinin bilimsel temellerini ortaya koyan Çalışma Grubu I bölümü yayınlandı. İklim değişikliğinin gelecekteki etkilerini gösterecek Çalışma Grubu II ve azaltım-adaptasyon konularına odaklanan Çalışma Grubu III raporları önümüzdeki yıl açıklanacak ve Ekim 2014'de sentez rapor ortaya çıkacak.

Binlerce sayfalık raporlar hazırlanıyor ama kimsenin umrunda değil, asıl karar alıcılar olan hükümetlerin sesi çıkmıyor dersek biraz yanılmış oluyoruz. Çünkü harekete geçme konusunda kılını kıpırtatmayan hükümetler raporlar söz konusu olunca yorum yağdırıyor. Sadece Çalışma Grubu I raporu 2010 yılından bu yana tüm dünyada 12 toplantı yaptı,  ilk taslak üzerinde 659 uzman 21.400 yorum yaptı ve sonrasında ikinci taslak için 26 hükümet ve bilim insanı 31.422 yorum yaptı.

Rapor bilimsel verileri değerlendirirken bazı olasılık değerleri veriyor. Bizim de yazının devamında kullanacağımız bu terimler şöyle:
Neredeyse kesin: En az yüzde 99 ihtimalle doğru
Çok çok mümkün: En az yüzde 95 ihtimalle doğru
Çok mümkün: En az yüzde 90 ihtimalle doğru
Muhtemel: En az yüzde 66 ihtimalle doğru
Yanlıştansa doğrudur: En az yüzde 50 ihtimalle doğru

Burada “Peki bu Panel ne diyor, iklim değişimine biz mi yol açmışız?” diye soracak olursak ilk rapordan bu yana Panel, 1996 raporunda “Yanlıştansa doğrudur”, 2001 raporunda “Muhtemel”, 2007 raporunda “Çok mümkün” dedi. AR5 ise iklim değişiminin %95 ihtimalle yani 'çok çok mümkün' şekilde bizim eserimiz olduğunu söylüyor.

Şimdi, bilim dünyasındaki en geniş mutabakatı yansıttığını aklımızda tutarak, raporu incelemeye başlayalım.


IPCC 5. Değerlendirme Raporu: Atmosfer

Raporun kendisinin 2216 sayfa, politikacılar için hazırlanan özetinse 36 sayfa olduğunu söyleyerek başlayalım. Altı yılda bir hazırlanan bu kadar kapsamlı bir raporu tek bir yazıda özetlemeye çalışmak yerine, bu yazıda sadece atmosferle ilgili kısımlara odaklanacak, diğer kısımları sonraki yazılara bırakacağız.

Rapor, 1880-2012 yılları arasında ortalama yüzey sıcaklıklarının 0.85°C artmış olduğunu belirtiyor. Atmosferle ilgili gözlemlere ayrılan bölüm, son üç onyılın (her birinin bir diğerinden daha da sıcak olmak üzere) en güvenilir ölçümlerin yapıldığı 1850'den beri görülmemiş boyutta sıcak geçtiğini söyleyerek başlıyor.

Isınmanın kürenin neredeyse tamamında gözlemlendiği vurgulanıyor. Kimi bölgelerde 950-1250 yılları arasındaki 20. yüzyıldaki sıcaklıklarla kıyaslanabilecek dönemler olmakla beraber bunların tüm küresel ölçekte bir karşılığı olmadığının altı çiziliyor.

Küresel ölçekte, soğuk gün ve gece sayısının azalmış olmasının ve sıcak gün ve gece sayısının artmış olmasının çok mümkün olduğu ifade ediliyor. Avrupa'nın, Asya'nın ve Avusturalya'nın büyük kısımlarında sıcak hava dalgalarının sıklığının muhtemelen arttığı tespiti yapılıyor. Ayrıca muhtemelen kuvvetli yağış sayısının arttığı bölgelerin azaldığı bölgelerden daha fazla olduğu; Kuzey Amerika ve Avrupa'da kuvvetli yağışların hem sıklığının hem de şiddetinin muhtemelen arttığı belirtiliyor.


Bunlar şimdiye kadar gözlemlenenler. Gelecekte küresel ve bölgesel iklim değişiminin atmosfere etkisi kendini 1) sıcaklık, 2) su döngüsü ve 3) hava kalitesinde gösterecek.

Küresel ortalama yüzey sıcaklığının, 2016-2035 yıllarında, 1986-2005 dönemine kıyasla 0.3°C ile 0.7°C daha yüksek olması muhtemel. Hazırlanan dört iklim modelinin üçüne göre 21. yüzyılın sonunda sıcaklık artışı 1850-1900 yılına kıyasla muhtemelen 2°C'yi geçecek.





Küresel su döngüsünün ısınmaya vereceği tepki her bölgede aynı olmayacak. Nemli bölgelerle kurak bölgeler arasında ve nemli mevsimlerle kurak mevsimler arasındaki yağış farkı daha da açılacak. (Bu mevsimlere yaz-kış ismini vermek, hangi yarımküreden bahsettiğimizle ilgili kafa karışıklığı yaratabilir.) Muson yağışlarının ve El Nino'nun şiddetini arttırması muhtemel görülüyor.

Ayrıca, ısınmanın küresel olarak ozon miktarında azalmaya yol açacağı ve metanın bu seyrelmeyi azaltmaya etkisi olabileceği ifade ediliyor.

Raporun yazım sürecine Türkiye'den katılan Prof. Dr. Murat Türkeş, “Türkiye ve bölgesinde yüzey ve troposfer hava sıcaklıklarındaki artış ile yağışlardaki (yağışlı gün sayısı, yağış toplamı ve kar yağışı, vb.) azalış (kuraklaşma) eğilimleri”nin sürmekte olduğunu belirtiyor.


Sırada Ne Var?

Son olarak nelerden bahsetmediğimizi de söyleyelim: Deniz seviyelerindeki artıştan, küresel ısınmayla özdeşleşen kutuplardan, karbon döngüsünden ve diğer döngülerden bahsetmedik. İklim modelleri dedik, nasıl çalıştıklarını ve neden güvenilir olduklarını söylemedik. Dahası, ne çözüm önerilerine ne de “işin siyasi boyutuna” girmedik. Tüm bunları sonraki yazılarda detaylıca işlemeye çalışacağız.




Okuma Önerileri



 Tüm görseller AR5'ten alınmış ve Out for Beyond tarafından Türkçeleştirilmiştir.

Monday, September 23, 2013

Küresel İklim Krizini Takip Et.


(Küresel iklim krizi - güncel gelişmeler 7)



Neden Kimse Küresel Isınmadan Bahsetmiyor?


Küresel iklim değişimi, gündemin en önemli başlıklarından biri olması gerekirken, hakkındaki bilimsel uzlaşmayla hiç de uyuşmacak bir biçimde unutuluyor, unutturuluyor.

Çok tuhaf. Sadece birkaç haber başlığını alt alta yazmak bile insanın öfkeden deliye dönmesine yetmeliyken, iklim haberlerinin hem sıklığı hem de içeriği azalıyor. Atmosferdeki karbondioksit miktarı 400 ppm'i daha yeni aşmışken1, dünyada varolan bitki türlerinin yarısı ve hayvan türlerinin üçte biri 2080 yılına kadar yaşam alanlarının yarı yarıya azalması tehlikesi ile karşı karşıyayken ve insan kaynaklı iklim değişiminin türler üzerindeki baskısının evrimden 10.000 kat daha hızlı olduğu ortaya konmuşken, ne televizyonların ne de holding gazetelerinin Başbakan'ın laflarından başka manşet atmıyor olmalarında bir tuhaflık yok mu sizce de?2 Hele ki Türkiye'nin sera gazları geometrik olarak artmaya devam ederken...



Küresel ısınmayı önemseyen ancak Türkiye'deki gündemin telaşesinden iklim gündemine yetişemeyenler için, iki yıldır düzenli olarak yaptığımız gibi, geçtiğimiz dört ayda (Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları) olup bitenleri özetlemek ve hatırlatmak istedik. Daha temel iklim bilgileri için, Climate Reality Project'in hazırladığı kısa videoları izleyebilirsiniz.

Öncelikle, boş işlerle uğraşmıyoruz: İklimle ilgili makalelerin %97'si kürenin ısındığı ve bunun sebebinin insan faaliyetleri olduğu konusunda anlaşıyor.3 Öyle ki, geçtiğimiz Nisan ayında, NASA Goddard Enstitüsü'nün başındaki James Hansen iklim politikalarına daha fazla zaman ayırabilmek için görevinden istifa etti.

İnsan kaynaklı küresel ısınma hakkında görüş beyan eden iklim makalelerinin %97'si küresel ısınmanın gerçekleştiği ve sebebinin biz olduğumuz konusunda hemfikir.


Kemerlerinizi bağlayın, küresel iklim değişiminin insanı dehşete düşüren dünyasında kısa bir tura başlıyoruz.


İklim Gündeminden, Gözünüze Çarpmamış Olanlar


Antarktika'daki buzullara ne olduğunu tam olarak kestiremiyoruz; bir araştırma rekor hızda erime tespit ederken başka bir araştırma Güney Kutbu'nun soğuyor olabileceğini belirtiyor. Kuzey Kutbu'yla ilgili ise böyle bir belirsizlik yok; bu kış Kuzey Buz Denizi'nin en düşük beşinci buz kütlesi kaydedilirken, bazı uzmanlar Kuzey Kutbu'nda hiç buzun kalmayacağı yazların 2050'den önce gelebileceğini ifade ediyorlar. Bunun müthiş miktarda metanın serbest kalmasına yol açabileceği düşünülüyor. Benzer haberler dağ zirvelerinden geliyor: Everest dağının buzulları her geçen yıl daha hızlı azalıyor, Şili'de And dağlarının buzulları da son otuz yılda yüzde 30-50 oranında azaldı. Üstelik, 2003-2009 yılları arasında eriyen dağ buzullarının deniz seviyesindeki artışa etkisinin kutup buzullarının etkisine eşit olduğu hesaplanıyor. Buzulların erimesi yüzünden Alaska'da ABD'nin ilk iklim ilticası yaşanıyor.

Sandy kasırgasının sel suları  New York'ta Hoboken PATH istasyonunun asansör şaftından içeri doluyor.
Fotoğraf: Reuters/Port Authority Trans-Hudson

Eriyen buzullar sebebiyle (ve ısınan denizler sebebiyle, Amerika'nın kuzeybatısındaki gibi örneğin) ciddi ölçüde bozulan su döngüsüyle fırtına (örneğin büyük yıkıma yol açan Sandy ve Barbara kasırgaları) ve aşırı yağış haberleri geliyor.4 Su döngüsünün bozulması aynı zamanda kuraklığa da yol açıyor. Brezilya'dan Avusturalya'ya kadar birçok yerden aşırı sıcak ve kuraklık haberleri geliyor. Nitekim, Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü de, geçtiğimiz on yılda, eşi benzeri görülmemiş miktarda aşırı iklim olayına tanıklık ettiğimizi vurguluyor.


Dünya son 1400 yılda hiç olmadığı kadar hızlı ısınıyor, hem de bu ısınma – tam iklim modellerinin tahmin ettiği gibi – yüzey sıcaklığını her yerde eşitleyecek şekilde gerçekleşiyor. Ancak dünya, türlerin uyum sağlaması için fazla hızlı ısınıyor. Balıklar yüksek enlemlere doğru ilerlerken Kuzey Buz Denizi hızla asitleniyor.

Tüm bunlar, şu anda yaşadıklarımız. Bizi nelerin beklediğine göz atmadan önce, the International Displacement Monitoring Centre and Norwegian Refugee Council tarafından hazırlanan, 2012 yılında afetler sebebiyle yerinden edilenlerin gösterildiği haritayı incelemenizi öneririz.

2012'de afet sebebiyle yerinden edilmeler.
Pembe: Yeni yerinden olma gerçekleşen ülkeler
Kırmızı: 50 binden fazla kişinin yerinden olduğu ülkeler
Siyah çizgi: Nüfusun %1'inden fazlasının yerinden olduğu ülkeler


Holding Gazetelerini Okursanız Gelecekte Gözünüze Çarpamayacak Olanlar


Küresel ısınmanın beklenen etkileri” deyince hep aklımıza geldiği gibi, hangi türlerin nasıl zarar göreceğinden bahsedebiliriz. En son araştırmaların değindiği üzere, koalaların yaşam alanlarının daraldığından, Güney Avusturalya'da yunus ölümlerinden, kutup ayılarını etkilemeye başlayan patojenlerden, ısınma sebebiyle dişi oranı artan renkli kaplumbağalardan, kör kalan aç çitalardan ve küresel ısınmanın etkisinin yeni fark edildiği onlarca türden bahsedebiliriz.


Ormanlık bitki örtüsüne çarparak bir gözünü kaybeden çita, Namibya.
Fotoğraf: The AfriCat Foundation

Ya da, “börtü böceğin” insanlığın geleceğiyle ilişkisini kuramayanlar için, doğrudan doğruya deniz seviyesindeki artışlar sebebiyle Küba'da binlerce binanın sular altında kalırken Finlandiya sahil şeridinin ciddi ölçüde değişeceğinden, kasırgaların şiddet ve sıklığının artacağından, şarap üretiminin tehlike altına girmekte olduğundan, sıtmanın İngiltere'ye kadar ulaşma ihtimalinin oluştuğundan, New York'ta sıcak hava dalgalarına bağlı ölümlerin %22 artmasının beklendiğinden, Pakistan'da sıcak hava dalgalarının daha da şiddetleneceğinden ve Havai'de hem daha az yağış hem de daha çok hortum yaşanacağı gibi şaşırtıcı araştırmalardan bahsedebiliriz.

Tüm yukarıdakilerin iklim açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz.5 Yine de, bu yazıda özellikle öne çıkarmayı uygun bulduğumuz birkaç husus var:




Vurgulayalım: Küresel iklim krizi kapıda değil, kapıyı zorluyor da değil. Küresel iklim krizini şu anda yaşamaktayız. Bu kriz her geçen gün derinleşiyor ve daha da derinleşmesi bekleniyor. Hükümetler finansal krizi bahane ederek karbon salımı konusunda taahhüt vermekten kaçınırken, araştırmalar çok radikal adımlar atılması gerektiğini gösteriyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) en son raporunu yayınlamaya 27 Eylül'de başlayacak. Bir bilimsel raporun insanları sokaklara döktüğü görülmüş şey değil, ama şu son zamanlarda sokaklarda, parklarda ve meydanlarda, şimdiye kadar hiç görülmemiş birçok şey de olmuyor değil hani.





1 Atmosferdeki karbondioksit seviyesinin 400 ppm'i aşması, 399 ppm'i aşmasından daha önemli değil elbette, ama durumun aciliyetini hatırlamak için iyi bir fırsat olabilir. Guardian'ın hazırladığı interaktif haberi incelemeden geçmeyin.

2 Daha kötüsü de var. Wall Street Journal'da yayınlanan “In Defense of Carbon Dioxide” başlıklı yazıdaki saçmalıklar bir yana, iklim inkarcılarının fonladığı Heartland Enstitüsü Çin'in iklim değişimi konusunda şüpheci olduğu gibi ipe sapa gelmez bir iddia yayınladı.

3 Aman dikkat: Bu konuda Wall Street Journal'da “Science Is About Evidence, Not Consensus” başlıklı bir yorum yayınladı. Bu yorum hakemli bilimsel makalelere referans vermediği gibi, küresel ısınmanın temel birkaç fenomenini de yanlış anlamakta ısrar ediyor.

4 Guardian'dan Homa Khaleeli ve Emine Saner, üst üste gelecek on yağmurlu yazın yol açacağı 40 şeyi listelemişler.

5Bunlara, görece daha az önemli olduğunu düşündüğümüz şu araştırmayı da ekleyelim: Hava akımlarındaki düzensizleşmeyle beraber uçak yolculuklarında türbülansın da artacağı öngörülüyor.


6Kiribati'nin yaşadıklarıyla ilgili fotoğraf galerisine bağlantıdan ulaşabilirsiniz.