Showing posts with label Cinsiyetçilik. Show all posts
Showing posts with label Cinsiyetçilik. Show all posts

Monday, January 28, 2013

Ateist Hareket Gey Hareketinden Neler Öğrenebilir? - Greta Christina


Bu yazı, Greta Christina'nın 15 Şubat 2010'da yayınlanan What Can the Atheist Movement Learn From the Gay Movement başlıklı yazısından kısaltılarak çevrilmiştir. Metin, yazarın Secular Student Allience tarafından düzenlenen bir buluşmadaki konuşma metnidir.



Bugün, ateist hareketin LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) hareketten neler öğrenebileceği hakkında konuşmak istiyorum. Ateist hareket olarak hali hazırda çeşitli şekillerde LGBT hareketini kendimize model alıyoruz. Almalıyız da. İki hareket arasındaki benzerlikler bazen şaşırtıcı olabiliyor. Ve LGBT hareketi ateist hareketten kabaca 35 yıl önde olduğundan – ben ateist hareketin şu anda 70'lerde Stonewall ayaklanmasının ardından LGBT hareketinin olduğu yerde olduğunu düşünüyorum – bu hareketten öğrenecek çok şeyimiz var... başarılarından da başarısızlıklarından da.

Ateistlerin LGBT hareketinden öğreneceği tek bir şey varsa o da görünürlüğü ve ortaya çıkmayı yüreklendirmektir – ve ateist hareketi ortaya çıkmak için daha güvenli bir yer haline getirmek için uğraşmak.

LGBT hareketinin daha ilk zamanlarında, geylerin yapabileceği en güçlü siyasi hamlenin bu olduğu ortaya çıktı. Anketler tutarlı bir biçimde gey haklarını desteklemeyi en olumlu etkileyen faktörün bir gey kişiyi şahsen tanımak olduğunu gösteriyor. (Daha doğrusu, tanıdıkları o kişinin gey olduğunu bilip bilmemeleri demeli.) Ateistler bundan ciddi dersler çıkardı:
Out kampanyası, ateist ilanlar vb. Görünürlükle ilgili iyi iş çıkarıyoruz – kimsenin ruhunun duymadığı noktadan dergi ve gazetelerin editöryel köşelerine çok kısa zamanda eriştik. Ve her geçen gün yeni ateistler ortaya çıkıyorlar.

Ama bence ateist hareketi ortaya çıkanlar için güvenli bir yer haline getirmek konusunda daha az tutarlı bir iş çıkarıyoruz. Stonewall günleri sonrasında LGBT buluşma merkezleri, kitapçılar, kafeteryalar, politik gruplar, barlar, bowling ligleri kaplamıştı dört bir yanı. Kuir olarak ortaya çıkmak çoğunlukla aileni ve arkadaşlarını arkada bırakmak demekti; bu yüzden kuirler bizleri reddedenlerin yerine kendi sosyal dayanışma ağlarını kurdular.

Ateist hareket bu açıdan o kadar güçlü olamadı. İnternette evet, son derece başarılıyor. Ama etten kemikten ağlar kurup bir topluluk inşa edemedik. Ve buna ben de dahilim: internetteki ateist harekete dahil olmakta, yerel toplantılara gitmeye kıyasla daha iyiyim. Bence LGBT hareketten öğrenmemiz gereken şeylerden biri de ortaya çıkmanın ne kadar zor olduğunu hatırlamak. İnsanları dini gözden geçirmeye ve ateizmi düşünmeye teşvik ettiğimizde onlardan bir sürü şey istediğimizi akılda tutmalıyız. Onlardan sadece hayatlarının tüm felsefi yapıtaşlarını baştan oluşturmalarını ve bunca yıllık rahatlık kaynaklarını terk etmelerini istemiyoruz. Birçok durumda, onlardan ayrıca arkadaşlarından, ailelerinden, topluluklarından uzaklaşmalarını istiyoruz. Bunun yerine geçecek bir şey sağlamak için daha çok çalışmamızı isterdim.

Ateistlerin LGBT hareketinden çıkarabileceği bir ders daha olduğunu düşünüyorum: Delifişekleri de diplomatları da kendi hallerine bırakmak. Şunu kabul etmeliyiz ki her aktivistin aktivizmden anladığı şey aynı değil, hem cepheleştirici hem de diplomatik yaklaşımları kullanmak bizi çok daha güçlü bir hareket yapacaktır.

Lgbt hareketi bir ölçüde bunu hala öğrenmekte sayılır, ama biz bu konuda daha iyiydik ve böylece hareketimiz güçlendi. Örneğin: 80'lerin ve 90'ların kuir aktivizminde gürültücü ve öfkeli gruplar (ACT UP, Queer Nation vb.) daha ılımlı lobi gruplarını asimilasyonla, aşırı tavizkar davranmakla ve hareketi satmakla suçluyorlardı. Daha ılımlı gruplar da sokak aktivistlerini aşırı idelist olmakla, potansiyel müttefikleri uzaklaştırmakla ve işi zorlaştırmakla suçluyorlardı.

Ama geriye dönüp bakınca, iki yöntemin birliğinin tek tek yöntemlerin olacağından çok daha etkili oldukları görülüyor. Ve lgbt hareketi de – bir ölçüde – bu gerçeği gördü ve buna göre strateji oluşturmaya başladı. İşin bir kısmı, basitçe, farklı aktivizm yöntemlerinin farklı insanlara erişiyor olması. Kimileri sakin ve sıcakkanlı bir sesi daha iyi duyuyorlar; başkaları da ihtiraslı bir adalet çığlığını. Dahası, “iyi polis/kötü polis” dinamiği çok etkili olabiliyor. Örneğe dönersek, 80'lerin ve 90'ların kuir hareketinde, sokak aktivistleri dikkati üzerlerine çektiler, haberlere çıktılar, genel görünürlük ve farkındalık yarattılar. Nazik müzakereciler de insanları kibarca ikna edebilir oldular, zira konuştukları kişilerin temel bilgileri vardı derdimizle ilgili. Sokak aktivistlerinin keskin taleplerine kıyasla nazik müzakereciler daha makul göründüler. Aşırı duruşla ölçülü duruş arasındaki çizgi sürekli bizim lehimize hareket etti. Bunu bugün rahatlıkla görebiliriz: eşcinsel evlilik tartışması, hemcins birlikteliğini ılımlı hatta muhafazakar bir duruş gibi gösterdi – on yıl önce ise böyle değildi.

Taktiksel farklılıklarımızı tartışmayalım demiyorum. Herhangi bir konuda diplomasinin mi cepheleşmenin mi daha etkili olacağını tartışmak gerekebilir. Ama bu meseleyi sanki daha büyük ahlaki sorunlarmış da bir tarafın lehine nihai olarak çözmemiz gerekiyormuş gibi görmeyi kesmemizi isterdim. Bize ilham veren ve iyi olduğumuz yöntemlerle çalışıyoruz. Diplomatik ateistler ve delifişek ateistler birbirini suçlamaktan ve engellemekten vazgeçmeliler. Hepimizin zamanını ve enerjisini harcıyoruz bunu yaparak.

Zaman harcamak demişken, tanrısız hareketin lgbt hareketinden öğrenebileceği üçüncü bir ders daha var; o da, dille ilgili ağız dalaşıyla zamanımızı harcamamak. Tanrısızların kendilerini nasıl isterlerse öyle tanımlamalarına izin vermeliyiz.

Teist olmayan hareketle lgbt hareket arasında şaşırtıcı bir paralellik daha: İlişkilerin benzerliği. Bir yanda eşcinsellerle biseksüeller, diğer yanda ateistlerle agnostikler.

Ben kendimi biseksüel olarak tanımlarım ve geçmişte birçok gey ve lezbiyenin bana “aslında” lezbiyen olduğumu ama bunu kabul etmek istemediğimi söylemeleriyle cebelleşmek durumunda kaldım. Bunun hiç değilse yardımcı olmadığını söylemek lazım. Cinsel kimliğinizi nasıl isimlendirdiğiniz çok kişisel bir husus ve birçok farklı etken farklı insanlarda farklı rol oynuyor. Kinsey skalasında ben bir 5 sayılırım. (Kinsey'in cinsel yönelim skalası 0-6 arası değerler alıyor. 0 tamamen heteroseksüel, 6 tamamen homoseksüeli tarif ediyor.) Ben Kinsey'de 5 civarındayım – büyük ölçüde kadınlara yönelimli ama erkeklere de bazen ilgi duyabilen. Kendimi biseksüel olarak tanımlıyorum çünkü bence erkeklere olan o ilgi ufak tefek bir detay değil. Birçok önemli ilişkimi içeriyor ve dünyayı nasıl gördüğümü şekillendiriyor vb. Ama Kinsey 5'i olan başkaları bu kısmi ilgiyi önemsiz bulabilirler ve kendilerini gey/lezbiyen olarak tanımlayabilirler, ki buna da gayet hakları var. Zaten bu terimler elinize bir alet alıp ölçebileceğiniz kesinlikte tanımlanmış falan da değiller.

Nereye varmaya çalıştığımı görüyor musunuz?

Şimdi de Richard Dawkins'in İnanç Skalası'na bakalım. Skala 1-7 arası: 1 tanrının olduğuna tamamen emin olmayı, 7 ise olmadığına tamamen emin olmayı ifade ediyor. Dawkins skalasında ben bir 6'yım, ya da belki 6 buçuk, ve kendimi ateist olarak tanımlarım, çünkü o belirsizlik zerresi benim için pek önemli değil. Varsayımsal olarak yanlış olmam mümkün, tıpkı tek boynuzlu atlarla ilgili hatalı olabileceğim gibi, ama geceleri uykularım falan kaçmıyor.

Ama Dawkins skalasında 6 olan bir başkası için o belirsizlik zerresi önemli olabilir. Benimle aynı miktarda şüpheleri olsa da, o şüphenin onlar için anlamı çok daha fazla olabilir. Böylece, Dawkins skalasında aynı yerde olsak da, o kendine agnostik derken benim kendime ateist dememde gayet makul olabilir. Bir kez daha, kusursuz bir ateizm-ölçer yok. Dil o kadar da kesin değil.

Dolayısıyla, nasıl ki geyler ve lezbiyenlerin (büyük ölçüde) biseksüellere onların “aslında” gey/lezbiyen olduklarını ama kabullenmediklerini söylemeyi bıraktıkları gibi, bence ateistler de agnostiklere “aslında” ateist olduklarını ve kabullenmediklerini söylemeyi bırakmalılar. (Bunu demişken; nasıl biseksüeller “Herkes esasında biseksüel zaten.” demeyi kesmelilerse, agnostikler de tüm ateistlerin gerçekte agnostik olduklarını, “hakiki” ateizmin nasıl da bir başka din olduğunu, asıl tutarlı ve onurlu duruşun agnostiklik olduğunu söylemeyi kesmeleri gerekiyor.) Ateistler ve agnostikler doğal müttefikler – hümanistler, şüpheciler, materyalistler, natüralistler, özgür düşünceliler vb. ile beraber. Tıpkı gey ve lezbiyenlerin ve biseksüellerle ve trans bireylerle doğal müttefikler oluşu gibi. Sen domates derken ben domat diyorum diye didişmekle zaman ve enerji kaybetmemeliyiz.

Çıkarabileceğimiz bir tane daha dersle sözümü sonlandırmak istiyorum. (Daha çok ders var ama benim sadece 20 dakikam var.) Bu seferki ders, lgbt hareketin başarısından değil, en büyük başarısızlıklarından birinden öğrenilebilecek bir ders. Ateistler olarak hemen şimdi hareketimizi çeşitlendirmek ve kadınları ve farklı etnik grupları kapsayacak şekle sokmak için çalışmamız gerekiyor.

Hemen şimdi derken, hemen şimdiyi kast ediyorum. Şu anda başlamalıyız ki 10-20 yıl sonra onarılması imkansız hale gelecek kısır döngülere ve kendini gerçekleştiren kehanetlere tıkılıp kalmayalım.

Lgbt hareketinden bununla ilgili ne öğrenebiliriz? Erken lgbt hareketi bu konuda çuvalladı. Hem de çok fena çuvalladı.

Erken lgbt hareketi büyük ölçüde gey beyaz erkeklerin hakimiyetindeydi. Kamusal temsilciler çoğunlukla gey beyaz erkeklerdi, çoğu örgütün liderliğini gey beyaz erkekler yapıyordu. Ve dahası, gey beyaz erkek liderlerin cidden kötü ırk ve toplumsal cinsiyet meseleleri vardı: farklı renkten gey erkeklere fetişistik Öteki olarak davranma ve topluluk üyesi olmaktansa bir cinsel arzu nesnesi olarak görme... ve lezbiyenleri esrarengiz ve uyduruk yabancı Ötekiler olarak görme.

Bunun bedellerini hala ödemekteyiz. Lezbiyenlerle gey erkekler arasında, beyaz ve beyaz-olmayan kuirler arasında ilişkiler, en iyi ihtimalle, gergin olarak nitelendirilebilir. Hareketimizde ırk ve toplumsal cinsiyet tartışmaları, kimsenin söylediğinin doğru kabul edilmediği, onlarca yıllık garez ve sertlik ortamında gerçekleşiyor. Ve onlarca yıldan sonra daha hala gey beyaz erkekleri en görünür ikonik temsilciler olarak öne ve merkeze koymaya yatkınlığımız sürüyor.

Bu, LGBT hareketindeki herkesin hayatını zorlaştırıyor – kadınların, erkeklerin, tüm ırkların. Topluluğumuzu zayıflatan çatlaklar yaratıyor. Ve etkili toplumsal değişim yaratma kabiliyetimizi ciddi oranda düşürüyor. Örneğin, LGBT hareketi, siyah topluluklarda homofobik tutumları değiştirmekte başarısız kaldı... çünkü o topluluklar, haklı olarak, gey topluluğunun siyah insanları umursamadığını ve ırkçılığa karşı durmak için hiçbir çaba sarfetmediğini iddia edebilirler.

Bu işi beceremedik. Bu işi hala beceremiyoruz. Beceriksizliğimizin bedelini ödüyoruz.

Ateistlerin bu hataya düşmeme şansları var.

Ateist harekette de şu anda büyük ölçüde beyaz adamların ağırlığı hissediliyor.. özellikle görünürlük ve liderlik pozisyonlarında. Ve çoğu ateist bunu, çözümü için harekete geçmemizi gerektiren bir problem olarak görmemekte direniyor. Aleni bir biçimde “hareketimizde kadınları ve farklı etnik kökenden başka insanları görmek istemiyoruz” demiyorlar... ancak bunu sorumluluklarının bir parçası olarak da görmüyorlar, bunun özellikle önemli olduğunu düşünmüyorlar.

Bunun neden önemli olduğuna dair başlı başına bir konuşma verebilirim. Irkçılık ve seksizmin nasıl her zaman bilinçli yapılmak zorunda olmadığına, onlar üzerine düşünmeyerek bile onları nasıl kalıcı hale getirdiğimize ve onlara karşı durmak için bilinçli bir çaba göstermemiz gerektiğine dair başlı başına bir konuşma verebilirim. İnsanların nasıl kendilerini kişisel olarak ilgilendiren konulara odaklanma eğiliminde olduklarına, dolayısıyla beyaz adamların ağırlığını koyduğu bir ateist hareketin, kadınları ve farklı etnik kökenden insanları etkileyen problemleri yoksayma pahasına nasıl büyük ölçüde beyaz adamların problemlerine odaklanacağına dair başlı başına bir konuşma verebilirim. Kendini gerçekleştiren kehanetler üzerine konuşabilirim: ateist hareketteki şu anki beyazlık ve erkeklik baskınlığı tamamen şans eseri olsa bile, kadınlar ve farklı etnik kökenden insanların kendilerini nasıl büyük oranda beyaz ve erkeklerden oluşan bir harekette daha az hoş karşılanmış hissedeceklerini ve onlar böyle hissettikçe hareketin nasıl daha da çok beyaz ve erkek olmaya devam edeceğini anlatabilirim.

Ama zamanım daralıyor o yüzden sadede geleceğim: Yakın tarihteki tüm diğer sosyal değişim hareketlerine bakın. Bildiklerimin her biri bu mevzu nedeniyle bir darbe yemiştir. Herkes şimdi keşke bu konuya dair yıllar önce, kötü alışkanlıklar kırılması zor bir hal almadan, kehanetler kendilerini gerçekleştirmeden harekete geçmiş olsaydık diye hayıflanıyor. Buna LGBT hareketi de dahil.

Ateistlerin bu konu üzerinde çalışması için geçerli bir sürü güzel neden var. Din kadınlara ve farklı etnik ökkenden insanlara da en az beyaz adamlara olduğu kadar zarar verdiği için, kadın ateistler ve farklı etnik kökenden ateistler de en az beyaz erkek ateistler kadar değerli olduğu için vb. gibi idealistik nedenlerden bahsedebiliriz. Bunun daha çok insana ulaşarak hareketimizi daha güçlü kılacağı gibi pratik nedenlerden de bahsetmek mümkün.

Ama hala bunun neden önemli olduğunu merak ediyorsanız LGBT politikası içinde ciddi biçimde yer almış herhangi biriyle konuşun. Ona “eğer 1970'lere gitme ve Stonewall-sonrası hareketinin erken liderlerini ırk ve cinsiyet konusuna eğilmeye ikna etme şansınız olsa bunu yapar mıydınız?” diye sorun. Alacağınız yanıtın “Loki aşkına tabi ki evet, eğer zamanda geriye gidebilsek ve bunu becerebilseydik harika olurdu.” olacağını size garanti edebilirim.

Ateist hareket olarak bunu becerme şansımız hala var. Bu konuyla ilgilenmeye başlamak, bundan 10-20 yıl sonra bunun artık sorun olmaktan çıkması ve şimdi çözebileceğimiz bu sorunun üstesinden gelmek için ileride harcamamız gerekecek çabaları minimuma indirmek için şansımız hala var.

Gelin LGBT hareketinin başarılarından olduğu kadar hatalarından da ders alalım ve bu şansı değerlendirelim.


Tuesday, January 22, 2013

LGBT hareketinin ateizmle ne alakası var?


Bir sesli düşünme denemesi

Bir ateistin (daha genel olarak, eleştirel düşünceye yakınlık duyan herhangi birinin) LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) mücadele tarihini müthiş bir heyecan duymadan okuması pek kolay değildir. Eleştirel düşüncenin nasıl çalıştığını gerçek dünyadan örneklemek isteyen biri için lgbt hareketinin gelişiminden daha zengin bir alan bulmak için çok uğraşmak gerekir.

Bilimsel yöntem, kavramların netleştirilmesi ve iddiaların retorikten arındırılmasıyla başlar, argümanların test edilebilir ve çürütülebilir hale getirilmesiyle devam eder. Eleştirel düşünce, argümanların dayandığı önkabulleri sorgulamakla başlar.

Örneğin: Cinsel ilişki ile üremenin aynı şeyler olup olmadığını sorarak başlayabiliriz. Sadece aynı organlarla yapılıyor diye, vajinal penetrasyonun tek manasının çoğalma olması gerekmeyebilir. Soruyu sorduktan sonra gerçek dünyaya göz atabilir, üremeyle sonuçlanmayan cinsellik deneyimleri görebiliriz. Yeri gelmişken: Cinsellik derken ne anlıyoruz? Erkekler genellikle vajinal penetrasyonla sonlanmayan cinsel deneyimi seks saymıyorlar.1 Tesadüfe bak, Katolik Kilisesi de böyle düşünüyor. E ama aynı kilise öpüşmeyi, sarılmayı, birlikte uyumayı, oral seksi ve anal seksi zina saymıyor mu? Belki de cinsellik deyince üremeden daha fazlasını anlamak – hiç değilse mantıksal tutarlılık açısından – daha uygun olabilir. Acaba bir insanın kendi bedenini ve başkalarının bedenlerini tanımasının üreme dışı sosyal faydaları olabilir mi? Bu tanıma deneyimininin karşı cinsler arasında olması şart mıdır? Karşı cins demişken: Cinsiyet derken ne kast ediyoruz? Cinsel organın varlığı ile mi tanımlayacağız cinsiyeti? Ya da hormonların miktarı veya oranıyla mı? Öte yandan, bir insanın kadın bedeniyle doğması, onun kadın olarak yaşamasını neden gerektirir? (Kanatsız doğan insanın uçağa binmesi “doğasına aykırı” mıdır, yoksa uçağı icat etmek midir insanın doğası?) Bu arada, kadın olarak yaşamak ne demektir? Bir toplumun kadından beklediği davranışları sergilemek mi? Ya da kadın giysileri giyiyor olmak yeterli midir? En nihayetinde, bir kadını bir erkekten nasıl ayırt ederiz, hatta kalın çizgilerle ayırt edilebilir mi ki zaten?

Yukarıdaki uzun paragraf, kadın özgürlük hareketinden eşcinsel harekete, oradan trans bireylere ve son olarak kuir (queer)2 hareketine uzanan tartışma deneyimini bir bilimsel şüphecinin gözünden özetliyor.

Herhangi başka bir bilimsel/toplumsal tartışmada da benzer sorgulama sürecini gözlemlemek gayet mümkün elbette. Her cümle, birçok yeni soruya taşıyor bizi. Biz, lafı uzatmamak için, rastgele bir güzergahı seçtik yukarıdaki o yol ayrımlarında. Kuir tartışmalarında konu dallanıp budaklanıyor ve yepyeni perspektifler açıyor. Eleştirel düşüncenin kendisi, kavramsal derinleşmeyi de beraberinde getiriyor.

Bu bağlamda, bir ateisti ateist yapan en temel özelliğin bilimsel şüphecilik olduğunu düşünüyoruz. Eleştirel düşünceyi hayatında uygulamaya koymak isteyen biri için lgbt hareketinin bu kısa (kısa derken LGBT hareketinin bir toplumsal hareket olarak 40-50 yıllık oluşunu kastediyoruz) ama yoğun deneyiminden çıkarılacak çok sonuç var. Eleştirel düşünce sadece ontolojik sorular için değil, hayatın her anında akılda tutulması gereken bir tutum. Nitekim, Greta Christina, şüpheciliğin toplumsal sorunlara da uygulanması gerektiğini savunuyor. Natalie Reed'in trans bireylerle dinin ilişkisini incelediği yazısında, bunun güzel bir örneğini görüyoruz.

Bizler ateizmi bir teolojik tercih olarak değil, tanrının varlığı hipotezinin eleştirel düşünce süzgecinden geçirilmesinin doğal sonucu olarak tarif ediyoruz. Bu süzgecin çok faydasını gördük; cinsiyetçi kabullerden mevcut mülkiyet ilişkilerine kadar birçok alanda da kullanılmasını öneriyoruz. Toplumsal ahlakın ve dogmaların en köklü tarihsel taşıyıcısı olan din ve dini kurumlara karşı mücadelemizi de bu geniş çerçevede kurguluyoruz.





1  Bkz. Hite Report on Male Sexuality, Shere Hite. Malesef bu ilham verici saha araştırmasının Türkçe çevirisi yok.
2  Kuir, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ile ilgili toplumsal normlara uymayan bireyler için kullanılıyor. Yani bir bakıma, hetereseksüel bir erkek olup yine de kuir olmak mümkün hatta cinsel hayatını renklendirmekle ilgili 15 dakika düşünen biri için gayet de olası bir durum.

Sunday, January 22, 2012

Trans Kadınlar Hakkında 13 Mit ve Yanılgı: 3. Kısım

Bu yazı Queereka.com'da kendisi de trans bir kadın olan Natalie Reed tarafından yazılan13 myths andmisconceptions about transwomen” isimli makalenin üçüncü ve son kısmıdır (diğer kısımlar Skepchick.org'da yayınlanmıştı).

Yazının Out for Beyond'daki ilk kısmı burada, ikinci kısmı da şurada.

     8. Kadın bedenini sahipleniyorsunuz


Bunu yapmak için önce başka birinin kimliğine sahip olmamız lazım. Biz kadın bedenine el koymuyoruz. Biz kendi kimliğimizi ifade ediyoruz. Bu kendimizi “Öteki” olarak ifade etme ya da öykünme çabası değil, bizler “Kendi”mizi daha dürüst ve doğru ifade etmeye çalışıyoruz. Yeni ya da başka bir insana dönüşmüyoruz. Daha çok kendimiz oluyoruz. Bir maske takmıyoruz, bir maskeyi çıkarıyoruz.

Sahip çıkılan ya da etkilenen SİZİN bedeniniz ya da cinsiyetiniz değil. Biz sadece kendimizi biraz daha ait olduğumuz yerde hissetmeye çalışmak için kendi bedenlerimiz, kendi cinsiyetimizle ilgili kararlar alıyoruz... Bunlar bizim yapacağımız seçimler. Beden bizim seçim bizim, değil mi ama?



     9. Neden kendinizi olduğunuz gibi kabul etmiyorsunuz? Neden olduğunuz gibi yaşamayı öğrenmiyorsunuz?


Bu yanılgının ardında genellikle durumumuzu estetik operasyon ya da yeme bozukluklarına benzetmek yatıyor.

İnsanlara, bedenlerini kabul etmeleri ve kendilerinden nefret etmemeleri için ellerinden geleni yapmaları gerektiğini öğretiriz. Kişinin kendini kabul etmesinin, akıl sağlığı ve iç huzuru bakımından ne kadar önemli olduğunu gösteririz. Fiziksel görünümle ilgili sorunlarla başa çıkmanın en uygun yolu terapi ve kişinin kendini kabullenmeye çalışmasıdır, estetik operasyonlar ya da yeme bozuklukları gibi takıntılar geliştirmesi değil.

Ama cinsiyetten duyulan rahatsızlık bir “fiziksel görünüş sorunu” kadar basit değildir, ayrıca terapi ve psikotropik ilaçlara cevap vermediği kanıtlanmıştır. Bir insanın bedeniyle ilgili belli makul beklentileri olabilir ve benlik saygısıyla fiziksel görüntüsü arasında tıbbi çözümlere başvurulması gereken uyuşmazlıklar da olabilir.

Örneğin vücudu ciddi bir şekilde yanmış birine yapılan deri naklini, psikolojik ve sosyolojik olarak aşırı rahatsızlık yaratan bir biçim bozukluğuna sahip birinin olduğu estetik ameliyatı ya da bir uzvunu kaybetmiş biri için kullanılan protezi düşünün. Bu gibi durumlarda sadece kendini olduğu gibi kabul etmesini öğretmeyiz. O da sürecin bir parçası elbette (cinsiyet değiştirmede olduğu gibi), ama tıbbi müdahaleyi de sağlarız ve bunu sorgulamaz ya da buna duydukları arzuyu küçümsemeyiz. Tek istedikleri görece daha makul bir bedensel bütünlük. Bu makulluk kişisel bakış açıcıyla ilgili olsa da yine de yadsınamaz.

Kendinize şunu sorun: bir kaza sonucu genital organlarınızı kaybetseniz ya da biçimi bozulsa, protez ya da estetik operasyon istediğiniz için sizi eleştiren birilerinin olmasını ister miydiniz? Bir insanın içsel cinsiyet ve cinsellik algısıyla uyumlu bir bedene sahip olmak istemesi son derece anlaşılır ve sahip olmadan yaşaması çok zor bir şeydir.

Dahası bu tip prosedürlerin ve cinsiyet dönüşümünün, özel, tanımlı varış noktaları ve amaçları vardır. Yeme bozuklukları ve estetik operasyonların öyle değil. Ciddi psikolojik fiziksel komplekslere sahip biri tahminen asla yeterince güzel ve yeterince zayıf hissedemeyecektir. Mutsuz kalmaya devam edecektir ve fiziksel değişimler altta yatan sorunu çözemeyecektir. Yanıklar veya biçim bozuklukları için geçirilen kozmetik süreçlerin ve cinsiyet dönüşümünün bir sonu vardır ve bu süreçler hastaya kalıcı ve büyük bir psikolojik ve duygusal yarar sağlayarak hastanın sağlığını belirgin şekilde iyileştirirler.

Çoğu tıbbi süreç sadece yaşamı devam ettirmek için değildir. Kişinin refahını ve yaşam kalitesini arttırmakta da işe yararlar. Dönmenin de sağladığı budur … bir bireye isteyebileceği makul kalitede bir yaşam sağlamak. Diğer başka hiçbir işlem ya da tedavinin, Cinsiyet Kimliği Rahatsızlığının kişinin zihinsel sağlığında neden olduğu zarara yardımı ya da etkisi kanıtlanmamıştır.


     10. Gerçekten bir kadın olmadın. Bu işlem sadece kozmetik. Teknik olarak hala bir erkeksin.

Buna dair yazdığım daha uzun bir yazıyı şurada bulabilirsiniz. (İngilizce)

Özetlemek gerekirse: cinsiyetin genetik tanımını, fiziksel tanımının diğer tüm yönlerinin (hormonlar, ikincil cinsel karakterler, genital biçim vb.) ötesinde önemsemeyi gerektirecek geçerli bir neden yok. Aslında kromozomlar insanların cinsiyet farklılıklarında düşündüğümüz kadar fazla rol almıyorlar. Y kromozomu DNA'sının tek gerçek fonksiyonu eşey organlarını testise çevirmek. XX hücrelerde, X kromozomlarından biri deaktive edilir. Yani, bir “dişi” ve “erkek” hücresi arasında gerçek bir işlevsel fark yoktur. İnsanlardaki cinsiyet farklılığı genetik bazlı değil hormonal bazlıdır.

“Kozmetik” olarak kadın olmaya gelince... bir trans kadının ikincil cinsiyet karakteristikleri cis [Doğumlarından itibaren sahip oldukları cinsiyetle cinsiyet kimlikleri uyumlu olan kişiler. - çev.n.] bir kadınınkinden temelde farklı değildir ve tamamen aynı fiziksel süreçle oluşurlar. Eğer benim göğüslerim “kozmetik” olarak addedilecekse, herhangi bir kadının göğüsleri için de aynı şey söylenebilir.

Birinin “gerçekten” kadın olup olmadığını söyleyebileceğimiz tek bir değişken yok. Böylesi herhangi ayrı bir özellik, kimi cis kadınların da kategori dışına itilmesini gerektirebilir. Trans kadınların taşımadığı, cis kadınların taşıdığı bazı özellikler olacaktır ama o özellikleri taşımayan cis kadınlar da olacaktır her zaman. Tüm cis kadınların içinde olup trans kadınları dışarıda bırakacak öyle bir “kadın” tanımı yok. Tabi “sadece cis kadınlar gerçekten kadındır çünkü trans kadınlar gerçekten kadın değildir” gibi totolojiler hariç. “Kadın”ın anlamlı ve tutarlı tüm tanımlarına trans kadınlar da dahildir.


     11. Zenneler, transeksüeller, transgenderlar, karşı cinsin kıyafetlerini giymekten hoşlananlar, ne fark var?

Öncelikle “transgenderlar” demeyin. Sıfatı isimleştirmek kategoriyi kişinin üzerine koyuyor. “Trans kadın/erkek/kişi” diyin.

Transgender kavramı, cinsiyet ve cinselliğin normlarından belirgin şekilde farklılaşanların altında toplandığı bir şemsiyedir. Zenneler, transeksüel kişiler, karşı cinsin kıyafetlerini giymekten hoşlananlar, transvestik fetişistler, trans-erkeksi ya da trans-kadınsı olarak tanımlananlar, cinsiyetini sorgulayanlar vb. bunların hepsini kapsar.

Transeksüel, özellikle, genelde hormon yenileme tedavisi ve/veya genital biçimlendirme ameliyatı, isim ve belgelerini değiştirmek gibi yasal ve sosyal değişimler geçirerek, cinsiyet ifadesini (kıyafetlerinni, makyajını vs.) değiştirerek, ses eğitiminden geçerek ve saire tamamen bir cinsiyetten öbürüne geçen kişiler için kullanılır.

“Trans kadın”da olduğu gibi “trans” sıfatı genellikle transeksüel anlamına gelir ama zaman zaman trans gender için de kullanılır. Genelde içerikle beraber netleşir. Örneğin bu makalede transeksüel kadınlar için kullanılmıştır.

Zenneler performans amaçlı ya da eğlendirmek için abartılı ve yapay biçimde kadın gibi giyinen (her zaman değil ama kimi zaman gey olan) erkeklerdir. Genelde fiili olarak kadın oluşa çok az vurgu vardır, onun yerine gösterişli ve eğlenceli bir kılık söz konusudur. Bu bir cinsiyet rolleriyle oynama eylemidir, kişinin daha derindeki benlik algısının ifadesine dayanan bir eylem değildir. Bir zenne kadın karakteri geliştirebilir ama (neredeyse her zaman) cinsiyet kimliği olarak erkektir.

Karşı cinsin kıyafetlerini giymekten hoşlananlar, çeşitli sebeplerle kimi zaman kadın kıyafetleri giymeyi ve kadın aksesuarları kullanmayı ve kendini kadın gibi takdim etmeyi tercih eden erkek cinsiyet kimliğine sahip erkeklerdir. Kendini karşı cins olarak takdim etme eylemi geçicidir ve kendi “gerçek kimliklerini” yansıtmaz.

Transvestik fetişistler ise, kendilerini karşı cins olarak sunmaktan erotik bir haz alıp bu şekilde uyarıldığından cinsel arzuları doğrultusunda kadın kıyafetleri giymekten hoşlananlardır. Onlar da erkek cinsiyet kimliklerini korurlar ve karşı cins sunumu geçicidir.


Bunlar önemli ayrımlardır. Cidden.




     12. Transeksüellik sadece modern tıbbın bir uydurması, Batı kültürünün bir semptomu.

Hormon yenileme tedavisi ve genital biçimlendirme ameliyatı, uzun süreli bir insan problemine cevap vermek ve iyileştirmek için geliştirilmiş modern tıbbi tedavilerdir.

Cinsiyet değişkenliği, her zaman sosyal olarak kabul edilen ve yer verilen bir olgu değildir. Bazı toplumlarda bazen çok özel şekillerde yeri vardır ve insanlık tarihi boyunca hemen hemen her kültür ve toplumda gerçekleşmiştir.

Birçok kültür aslında oldukça toleranslı ve kabul edici olmuştur. Hatta bazılarında trans kimliklerin özellikle kutsanmış, şanslı veya güç sahibi olduğu bile düşünülür. Örneğin Kuzey Amerika'nın kimi ilk uluslarındaki şamanik “iki ruhlu” varlıkların rolü, antik Yunan'daki Kibele'nin rahibeleri, Tayland'daki hem saygı duyulan hem de istenmeyen Kathoey, İngiliz kolonisi olmadan önce (ki bu cinsiyet değişkenliğine karşı İngiliz tavırlarını da beraberinde getirmiştir) Hjira'nın Hindistandaki olumlu sosyal konumu vb.

Cinsiyet değişkenliği insanlar varoldukça var olmuştur. Transeksüellik buna karşılık gelen ve fiziksel cinsiyeti ile cinsiyet kimliği arasındaki güçlü ahenksizliğin mağdur ettiği insanların ihtiyaçlarına cevap veren görece yeni bir seçenektir. Transeksüellik bizi yaratmadı, bize dolu, mutlu, anlamlı yaşamlar yaşama ve bedenlerimizle mutlu olma imkanı verdi.




     13. Kadınların alanlarına sızıp güvensiz hissetmelerine neden oluyorsunuz.

Bir kere, bizler de kadınız. Bunda bir anlaşalım.

Cis bir kadının, trans bir kadınla aynı tuvalette ya da değişme kabininde (ya da her neyse) bulunmaktan ötürü nasıl ve neden bir rahatsızlık duyacağından, ayrıca hissedilen riskin, trans kadınların erkeklere ayrılmış tesisleri kullanmaya zorlanması durumunda duyacakları aşırı rahatsızlığa ve hakiki riske ağır basıp basmaması gerektiğinden emin değilim.

Sürekli denk geldiğim bir argüman da “peki bazı erkek tecavüzcüleri ya da çocuk tacizcilerini ya da sapıkları biraz ruj sürüp transgender olduklarını iddia ederek kızlarınıza cinsel saldırıda bulunmaktan alıkoyan ne olacak!” (burda korkutucu kilise orgu müziği girer!)

Pekala...böyle bir olay hiç ama hiç yaşanmadı. Böyle bir suçu işlemek için hiçbir erkek transgender kılığına girmedi. Ve eğer derdiniz cinsel saldırı ve sapıklıksa hedef almanız gereken bu eylemlerin kendisidir, bunlara karşı politikalar geliştirmeli şeytanlaştıracaksanız o insanları şeytanlaştırmalısınız. Masum trans insanları, vahşi ve varsayımsal bir hayal üzerinden cezalandırmayın.

Lezbiyenlerin kadın tesislerini kullanmasını da sapık olabilecekleri gerekçesiyle yasaklar mıydınız? Hayır, büyük ihtimalle yasaklamazsınız ve istatistiksel olarak lezbiyenlerin böyle bir ortamda cinsel saldırıda bulunmaları hiç olası değildir. Trans kadınlar için de öyle... Yazının önceki kısımlarındaki libidomuzla ilgili kısmı hatırladınız mı? Penisimiz olsa bile erekte olmakta ne kadar zorlanacağımızı?


Eğer cinsel saldırıları engellemek gerçekten çok ilgilendiğiniz bir konuysa lütfen kadınları küçük gören ve bedenlerini insanlıklarının önüne koyan kadın düşmanı kültürü imha etmeye odaklanarak işe başlayın.

Feminist topluluk içerisinde de buna dair pek çok öfke ve tartışma var. Hemen ilk aklıma gelen örneklerden biri “Kadın-doğan-kadın” politikası uygulayarak transları dışlayan Michigan Womyn Müzik Festivali (gerçi trans erkeklerin katılmasına ve performans sergilemesine izin veriyorlar). Gerekçelerinin çoğu bize kadınlar tuvaletine ve soyunma odalarına girmeyi yasaklayan Hristiyan sağınınkilere benziyor: biz gerçekte erkekmişiz ve bu bulunduğumuz ortamı güvensiz yapıyormuş (ve yine, bu iddiayı destekletecek hiçbir veri yok), erkekleri trans kadınlar olarak kılık değiştirip katılmaktan ne alıkoyacakmış vb.

Ama ayrıca daha karmaşık sorunlar da var. Bunlardan bir tanesi feminizmin bazı kollarında genel bir transfobik tavır olması (özellikle radikal feminizmde)... Cinsiyet ikiliğini dayattığımız kanısı (ki bu “neden kendinizi olduğunuz gibi kabul edemiyorsunuz ki” zamazingosu ve cinsiyet kimliğiyle cinsiyet ifadesini karıştırmakla da alakalı), toplumsal cinsiyet dediğimiz şeyin “sadece bir toplumsal sözleşme” olmasına rağmen sahip olduğumuz cinsiyete tamamen bağımlı olduğumuz ve onun ötesine geçemeyeceğimize dair garip iki yüzlü cinsiyet-özcü ısrarcılık, ve daha birçok biyo-özcü iddia (“tecavüz Y kromozomunda kodlanmıştır” gibi...ciddiyim, bu iddiayla karşılaştım), vb.

Kimi zaman kız çocukluğu dönemimiz ve beraberinde gelen sosyal cinsiyet uyumu eksik olduğundan kadınsı deneyimleri muhtemelen anlayamayacağımızda da ısrar ediliyor. Bu bir bakıma doğru...kadın yaşamının belli bazı tecrübe etmediğim ve edemeyeceğim yönleri var. Ama bu her kadın için geçerli. Herkesin tıpatıp aynını tecrübe ettiği evrensel ve değişmez bir kadınlık öyküsü yok. Herhangi belirli bir şeyin eksikliğinin, kişinin “gerçekten” kadın olamayacağı anlamına geldiğini ve kadınlığı anlayamayacağını iddia etmek birçok cis kadını da dışlamak anlamına gelecektir.

Tüm bu sanılar, eğip bükülüp, entellektüel akrobasi sergileyerek, aslında tam da temel feminist ilkelere zıt gidiyor olsalar da feminizmlerinin birer uzantısıymış gibi göstermeye çalışarak transfobilerini gizleme çabası olarak görünüyor bana... Toplumun bize sahip olduğumuz anatomiyle yapmamız gerekenlerin ne olduğuna dair söyledikleriyle uyuşmak için yaşamlarımız, seçimlerimiz, kimliklerimiz ve bedenlerimizle ne yaptığımız dış kuvvetlerce dikte edilmemeli ya da zorla benimsetilmeye çalışılmamalı.

Biyoloji alın yazısı değildir. Hatırladınız mı?

--

Özetle, neredeyse tüm yanılgılar bizlerin gerçekten erkek olduğumuz varsayımından ve bizim, bizim yaşamlarımızın, önerilerimizin ve seçimlerimizin erkek temelli bir bakış açısıyla ele alınmasından kaynaklanıyor. Bir erkeğe ilgi duyan bir kadın gey değildir. Bir kadının kadın olarak var olması geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirmez ya da bu rollerin yıkılması o kadının yokolmasını sağlamaz. Bir kadından, basitçe erkek bedenini istemesi beklenemez. Bir kadın kadınlığa el koyuyor ya da kadınların alanlarına sızıyor diye suçlanamaz. Bir kadının bedeni ve onu kadın yapan yönleri sadece kozmetik değildir.

Eğer çürütülmesi diğer tümünün yokolmasını sağlayacak bir mit varsa o da bizim cinsiyetimizin meşru olmadığı sanısıdır. Bizler kadınız. Sadece böyle düşünün, anlayacaksınız.


EKLEME: Karşı cins gibi giyinmekten hoşlananların kendilerini karşı cins gibi sunma eylemlerinin “gerçek benliklerini” yansıtmadığını söylemiştim, daha açıklayıcı olmam gerekirdi: Karşı cins gibi giyinmekten hoşlananların (trans kadın olup bunu inkar ederek kendisinin sadece karşıt cinsin kıyafetlerini giymekten hoşlandığını iddia edenleri ayrı tutuyorum) kendilerini kadın olarak takdim edişleri/ kadın kişilikleri erkek kimliklerinden DAHA doğru değildir. Her ikiside kişinin kendi benlik algısının bir parçasıdır. Ama hakikaten karşı cinsin kıyafetlerini giymekten hoşlananlarla bir trans kadın arasındaki temel fark, kadın kimliği gerçekken erkek kimliğinin de sahte olmamasıdır. Tersine, erkek kimlik hala kişinin kaçınılmaz olarak döndüğü birincil ifadesidir.

Tekzip: Bu yazıda cesaret ve anlaşılırlık adına sadece trans kadınlara odaklanmayı seçtim. Niyetim trans erkeklerin kültürel olarak görmezden gelinişlerine katkıda bulunmak değil ve onların seslerinin, deneyimlerinin ve kimliklerinin de duyulmayı ve anlaşılmayı hak ettiklerine inanıyorum. Cis okurlardan, burada yazılanların çoğunun transeksüeller için genelde geçerli olduğunu akıllarında bulundurmalarını istiyorum.



Yazar hakkında: Natalie Reed yalnız gecelerini Skepchick ve Queereka.com için blog yazıları hazırlamakla geçiren bir skeptik. Lisans eğitimini 2007 yılında bitirmiş. İlgi alanları arasında dilbilim, feminizm, sinirbilim, şiir, Doctor Who ve My Little Pony bulunuyor. Twitter adresi @nataliereed84. Y kromozomuyla doğmuş olsa da kıçını tekmelediği kesin.

Sunday, January 15, 2012

Trans Kadınlar Hakkında 13 Mit ve Yanılgı: 2. Kısım

Bu yazı Skepchick.org'da kendisi de trans bir kadın olan Natalie Reed tarafından yazılan “13 myths and misconceptions about trans women” başlıklı makalenin çevirisinin ikinci kısmıdır. (Birinci kısım şurada.)

4.Bu bir tuzak/ Trans kadınlar hetero erkekleri yatağa atmak isteyen geylerdir.

Surlyramics.com
Gey erkekler olmadığımız meselesi için yazının önceki kısmına bir bakın.

Ama bu çok daha derin, çok daha daha pis, çok daha alçaltıcı ve çok daha tehlikeli bir yanılgı.

Tehlikeli çünkü birçok trans kadın, “kandırıldıkları” hissine kapılan seks partnerleri tarafından öldürüldü.

Kandırmakavramı burada biraz alengirli bir konu ve trans kadının, durumu partnerine ve başkalarına açmasının etik boyutlarını ve bundaki sorumluluğunu tartışmaya kalkmak epey karmaşık bir olabilir. Bu burda kurcalamak için fazla kapsamlı bir konu ama Zinnia Jones bunun üzerine fantastik bir açıklama sunuyor. Benim tek söylemek istediğim, sizin darkafalılığınız ve saplantılarınızı üzerimize yıkmanızın sorumluluğunun bize ait olmadığını düşünüyorum, eğer bu sizin için bu kadar büyük bir meseleyse bunu sorma sorumluluğu size ait. Biraz önce size çekici gelen kadın, hayatının konuyla alakasız bir detayını bildiğiniz bir anda sizin için itici, yalancı bir orospuya dönüşüyorsa, sorun sizin algınızdadır onun bedeninde değil.

“Tuzak kuruyor” olduğumuza dair imaların problemleri saymakla bitmez. Aklıma gelen ilk birkaç tanesi şunlar: bizim “gerçekten” erkek olduğumuz varsayımı, aldığımız tüm kararların sizin etrafında döndüğü ve bunu kendimiz için değil sizin için yapıyor olduğumuz inancı (önce de belirttiğim, erkeklerin kadınların giyimini yorumlayışları örneği gibi), cinsel istek ve cinsiyet ifadelerinin karıştırılması mevzusu, kadınlık ve kadınsılığı sahte ve bir oyun gibi görme durumu vb.

Ama sanırım en çok irdelemek istediğim, trans kadınların cinselliğine ve isteklerine erkek cinselliği ve istekleri gözlüğünden bakılması. Farzedelim bir cis erkek kanepesinde oturup dalgın dalgın porno dergisini karıştırmaktadır. Derken bir “travesti” pornosunun reklamına denk gelir. “Neden bi insan bunu yapar ki? Neden bir erkek kadın olmak ister? Bu delilik!” (şimdilik burdaki kadın düşmanlığını bir kenara bırakalım) diye neden bir kadının erkek bedeni değil de kadın bedeni isteyeceğini sorgulamaktansa bunu merak eder, yani neden bir erkeğin bir kadın bedeni isteyeceği üzerine düşünür. Erkeğin özünde seks aracı ve kadının da özünde seks objesi olduğu varsayımına dayanarak “travestinin” bunu yeni seksi, yuvarlak, seks-objesi bedeniyle erkekleri cezbetmek için yaptı sonucuna varır. Ya da kendi kişisel seks objesine sahip olmak için yaptığını düşünür.

Bir trans kadının libidosuna hormon terapisi sırasında ne olduğunu boşverin. Birçok trans kadın için tam da libidosunun azalmaya başladığı bu dönemde, trans kimliğine olan bağlılığının genellikle arttığı ve kafasında kalan şüphe ve soru işaretlerinden kurtulduğunu da unutun. Hepsini unutun. KESİN seksle alakalı bir şeydir. Çünkü kadın bedeninin iyi olduğu tek şey vardır: o da seks.

Değil mi?


5. İyi de kalıplaşmış cinsiyet rollerini pekiştirmiş olmuyor musunuz? Tam da kadınsı bir kişiliğin kadın bedeninde olması gerektiği düşüncesi değil mi bu söylediğiniz? Bu kadınların ve erkeklerin belli bir biçimde olmalarıgerektiğifikriyle örtüşmüyor mu?

Tıpkı trans lezbiyenleringerçekten ama gerçekten geylermitini çürüttüğü gibi, bu durum için de erkeksi trans kadınlara işaret edebiliriz. Tadaa! Bir mantık dokunuşuyla bu mit de tarihe karıştı. Ama daha fazla açıklamak gerekirse...

Bu yine cinsiyet kimliği ve cinsiyetin ifadesinin anlaşılmasındaki eksiklikten kaynaklanan temel bir karışıklık.

Cinsiyet kimliği kişinin benlik ve özde kim olduğuna dair içsel bir algıdır. Bir erkek mi yoksa kadın (ya da ikisi birden mi, yoksa arada bir yerde mi ya da başka bir şey mi) olduğuna dair bir algı. Bir kadının veya adamın ne olması ya da olmaması gerektiğiyle ilgili kavramlardan bağımsızdır, gayet özsel ve duraldır. Nörolojikbeden haritasıylave kişinin bedeniyle olan ilişkisiyle, barışıklık ya da yabancılaşma gibi hislerle alakalıdır.

(Toplumsal) Cinsiyet ifadesi (ya da dışavurumu) ise kişinin karakteri, ilgisi ve kendini ifade edişinin kültürel olarak “erkeksi” mi ya da “kadınsı” mı (ya da ikisi birden) görüldüğünün derecesidir. Bu son derece kültürel ve sosyal tabanlıdır. Bir kültürde kadınsı olarak görülen bir şey başka bir kültür için erkeksi olabilir. Birey özünde çeşitli seviyelerde kimi cinsiyet niteliklerine sahip olabilir ama cinsiyet ifadesi bu gibi bir sürü, bir sürü niteliğin devasa çeşitlilikte kombinasyonlarından oluşur.

Center for Gender Sanity tarafından hazırlanmış mükemmel olmayan ama oldukça yardımcı bir analizi şurada bulabilirsiniz..

Bir insanı transeksüel yapan ve fiziksel bir değişim aramaya iten şey, tipik olarak cinsiyet kimliğinin varolan fiziksel cinsiyetiyle çelişmesidir. Varolan fiziksel cinsiyetiyle cinsiyet ifadesinin çelişmesi değil. Erkek olmak için fazla kadınsı olduğumuzu hissettiğimizden ya da kadınsı karakteristiklerin kadın olmayı gerektirdiğinden değişmiyoruz. Gerekli motivasyon bundan çok daha derin ve çok daha az analitik. Değişiyoruz çünkü basitçe kendimizi bir kadın olarak biliyoruz...var olan kadın kalıbına ne kadar iyi ya da kötü uyduğumuzdan tamamen bağımsız olarak.

Dolayısıyla bu meseleyi basitçe, sosyal tabanlı bir ikiliğe bedenlerimizi uydurmamızı gerektiren fazlasıyla katı cinsiyetçi rollere dayandırmıyoruz. Sadece üzerimize yapışmış garip çirkin uzaylımsı şeydense, bizim olduğunu hissedebileceğimiz bir bedeni kendi benlik algımıza uydurmak için yapıyoruz. Ve bizim varlığımız hiçbir şekilde bu ikilikleri desteklemiyor, onlarla uyuşmuyor veya onlara dayanmıyor... asıl bizler onları aşıyor ve yıkılabileceklerini hatta yıkılmaları gerektiğini savunuyoruz.


6. Eğer kültümüzde cinsiyetlere atfedilen roller bu kadar katı olmasaydı dönmek için gereksinim de olmazdı.

yo dostum, yoo
Bu da yine cinsiyet kimliği ve ifadesinin birbirine karıştırılmasından ve trans kadınların erkek bedenindense erkek cinsiyeti rolünden duydukları rahatsızlıktan ötürü bu kararı verdikleri inancından kaynaklanan bir başka yanılgı.


Argüman temelde, bu keyfi sosyal ikiliği ve katı cinsiyet rollerini yıkabilseydik benliğimiz ve sahip olduğumuz cinsiyetle ilgili hiçbir uyuşmazlık hissi yaşamayacağımızı söylüyor.


Ama tekrar ediyorum, erkek cinsiyeti rolüyle uyuşmadığımız için değil, erkek bedeniyle uyuşmadığımız için dönüyoruz.

Ne kadar açık fikirli ve cinsiyetsiz bir toplum olduğumuzdan bağımsız olarak çoğu kadın yine yabancılık çekmeye; penise testosteron pompalayan bir çift testise kıllı bir yüz ve bedene sahip olmaktan, yağlarının ve kaslarının erkeksi dağılımından, göğsünün düz oluşundan, soyunma odasının asidik kokusundan, sert yağlı cildinden vb. rahatsız olmaya devam edecektir. Keza birçok erkek de bir vajinaya, göğüslere, her ay menüstrasyon kanamalarına, yumuşak ve pürüzsüz cilde, kadınsı hatlara, geniş kalçalara, artan ve azalan östrojen ve progesteron döngülerine sahip olmaktan hoşnutsuz olacak dehşete düşecektir.

Transeksüellik ilk ve öncelikle bizimle ve bizim bedenlerimizle ilgilidir ve onlarla mutlu olmak bizim hakkımızdır. Ne sosyal standartlarla ne cinsiyet politikasıyla ne sizin toplumun nasıl olması gerektiğine veya bizim için en iyisinin ne olduğuna dair düşüncenizle ilgisi yoktur. (Toplumsal) Cinsiyet ifadesindeki (dışavurumundaki) farklılıkları ne kadar iyi barındırabildiğimizden bağımsız olarak cinsiyet kimlikleri fiziksel cinsiyetleriyle uyuşmayacak insanlar var olmaya devam edecektir. Toplumun cinsiyetçi sorunlarını çözmek cinsiyetle ilgili tüm sorunları çözmez.

Lütfen, bu konu üzerine düşünmüş olduğumuz, kendi kararlarımızın bize ait olduğu ve sadece ataerkilliğin oyununa gelmediğimiz makul varsayımını göz önünde bulundurun. Etrafınızda görünürde sizin müttefikiniz olup, size hayatınızı yanlış yaşadığınızı, hayatınızda aldığınız en büyük en önemli en üzerine düşünülmüş kararın sistem tarafından yıkanmış bir beynin sonucu olduğunu söyleyen insanların olması çok sinir bozucu...

7. Ne kadar cesursunuz!

Hayır. Bu çok sevimli bir düşünce, gerçekten, teşekkürler. Bu duyarlılığı çok değerli buluyorum ve genellikle bu tip şeyler duymak hoşuma gidiyor. Bu oldukça kışkırtıcı ve vazgeçmesi zor bir düşünce. Saldırgan ve fanatik bir dünyaya karşı hayal bile edemeyeceğiniz engelleri gözünü kırpmadan aşacak kadar cesur, gözüpek, güçlü bir kadın olmak süper olurdu. Ama bu doğru değil. Cesur değiliz. Biz korkudan altına eden, korkunç acılar çeken, umutsuzca çıkış yolu arayan ve fazla seçme şansı olmayanlarız.

Karanlık fırtınalı bir ormanda bir grup vahşi kurt tarafından kovalandığınızı hayal edin. Çeneleri topuklarınıza değiyor, tam arkanızdalar, sivri dişlerinden sarkan uzun salyalarıyla havlıyor hırlıyorlar. Bedeniniz acıyor ve ağrıyor ve yorgunluğa elinden geldiğince karşı koyuyor, adrenalin ve ölümün dehşet verici korkusuyla zar zor koşmaya devam edebiliyorsunuz.

Karanlığın ve kasvetin içinde bir yerlerde bir ışık hüzmesi farkediyorsunuz. Ona doğru koşuyor, patlayacak gibi olan ciğerleriniz elverdiğince soluk soluğa yardım çığlıkları atıyorsunuz. Bir kulübe beliriyor. Sonunda kapıya ulaşıyor, kurtlardan biri tam boğazınızı parçalamak üzere saldırdığı anda kapıyı açıp kendinizi içeri atıyorsunuz. Nihayet kurtulabildiniz. Güvendesiniz.

Kulübenin içinde yaşlı tonton bir amca piposunu tüttürüp şarabını yudumluyor. Siz ayakta korkudan aklınız çıkmış halde tir tir titreyerek, ağlayarak nefes nefese dikilirken gülümsüyor ve “vay, gerçekten çok cesursun” diyor.

Bazılarımız sahiden cesur. Bazılarımız gerçekten güçlü. Ama bu her zaman geçerli değil ve dönme kararımızdan doğrudan çıkarılabilecek bir sonuç değil. Ne kadar korkarsak korkalım yapmamız gerekeni, yapabildiğimizi yapıyoruz.

Ama öte yandan, David Mitchell'ın yazdığı favori romanlarımdan biri olan Black Swan Green'de de belirtildiği üzere:

“Cesaret, korkudan altına ettiğin halde onu yine de yapmaktır.”


Devamı...


Tekzip: Bu yazıda cesaret ve anlaşılırlık adına sadece trans kadınlara odaklanmayı seçtim. Niyetim trans erkeklerin kültürel olarak görmezden gelinişlerine katkıda bulunmak değil ve onların seslerinin, deneyimlerinin ve kimliklerinin de duyulmayı ve anlaşılmayı hak ettiklerine inanıyorum. Cis okurlardan, burada yazılanların çoğunun transeksüeller için genelde geçerli olduğunu akıllarında bulundurmalarını istiyorum.



Yazar hakkında: Natalie Reed yalnız gecelerini Skepchick ve Queereka.com için blog yazıları hazırlamakla geçiren bir skeptik. Lisans eğitimini 2007 yılında bitirmiş. İlgi alanları arasında dilbilim, feminizm, sinirbilim, şiir, Doctor Who ve My Little Pony bulunuyor. Twitter adresi @nataliereed84. Y kromozomuyla doğmuş olsa da kıçını tekmelediği kesin.