Showing posts with label Ekoloji Mücadeleleri. Show all posts
Showing posts with label Ekoloji Mücadeleleri. Show all posts

Friday, March 15, 2013

Küresel iklim krizi – güncel gelişmeler 5




Out for Beyond olarak, küresel iklim değişimini düzenli olarak hatırlatmayı ve güncel gelişmeleri sizlerle paylaşmayı görevlerimiz arasında sayıyoruz. Bu yazıda, geçmiş yazılarda izlediğimizden biraz farklı bir yöntem izleyeceğiz.

Her anormal meteorolojik olayın küresel ısınmaya bağlandığı ve böylece ironik bir şekilde küresel ısınmanın bir sorun olmaktan çıkıp soyut bir günah keçisine dönüştüğü bir dönem yaşıyoruz. Her sıcak gün küresel ısınmayı hatırlıyor, her soğuk gün küresel ısınmayı “sorguluyoruz”. Bunun önemli sebeplerinden biri, küresel iklim değişimi hakkındaki bilgi kirliliği. Bu yazıyla, küresel iklim değişiminin bazı temel öğelerini açıklamayı amaçlıyoruz.

Öte yandan, metnin başlığında “güncel gelişmeler” yazıyor. Bu bakımdan yazı standart veriler ve olgulardan çok geçtiğimiz yılın Ağustos-Kasım aylarında hakemli dergilerde yayınlanan bilimsel makalelere referans verecek.1 Böylece bundan onlarca yıl önce kapsamlı biçimde ortaya atılan bir bilimsel teoriyi güncelliği içerisinde işleyeceğiz.2


  1. Küresel iklim değişiminin sonuçları

a. Mercan kayalıkları yok oluyor.

İklim değişimi anlatılırken sıklıkla başvurulan bir benzetme var. Madenciler maden ocaklarına girerken yanlarında kanarya götürürler. Kanaryalar havadaki gazlara karşı çok hassastırlar. Çalışma sırasında kanaryaların bayıldıklarını gören madenciler, kendileri fark etmeden zehirli gaz seviyesinin çok yükselmiş olduğu sonucuna varırlar ve madeni terk ederler.

Deniz sıcaklıklarının artmasıyla mercanlar arasında da benzer bir ilişki var. Okyanusların yağmur ormanları olarak anılan mercan kayalıkları, toplam deniz canlılarının dörtte birine evsahipliği yapıyorlar. Mercanların maden ocaklarındaki kanaryalarla benzerlikleri, mercan kayalıkları ekosistemlerinin sıcaklık değişikliklerine karşı çok hassas olmalarından geliyor. Planktonlarla karmaşık bir simbiyotik ilişki içinde yaşayan mercan kayalıkları, beyazlaşma (yani planktonlarını kaybetme) ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.3 Öyle ki, simbiyotik alglerin çokluğu da ciddi bir sorun oluşturabiliyor.

Mercan kayalıklarının yoğun olarak bulundukları iki yer var: Karayipler ve Güneydoğu Asya ile Avustralya'nın kuzeyi.


Avustralya'nın kuzeyinde yer alan Büyük Set Resifi'nde su yüzeyinde büyük değişimler gözlemlendi, buradaki mercanların yarısının son 27 yılda yok olduğu tespit edildi. Karayip mercan kayalıkları da yıkımın eşiğinde; artan sıcaklıklar mercanlardaki hastalıkları arttırıyor. Yakın zamanda yayınlanan bir araştırma, mercan kayalıklarının büyük çoğunluğunun küresel ısınma sebebiyle risk altında olduklarını gösteriyor.4


b. Türler ortadan kalkıyor.

İklim değişiminin kendisi değil hızı, bu yıkımdaki belirleyici etken. Art arda kırılan rekorlardan sonra, en son verilere göre 2012 gezegen tarihindeki gelmiş geçmiş en sıcak 9.yıl olurken atmosferdeki karbondioksit miktarı da 2011'de rekor seviyeye ulaştı. (Bunların yanında ABD, Norveç'in kuzeyi ve ayrıca ABD'nin kuzeydoğusu 2012'de sıcaklık rekorlarına sahne oldu.)

Küresel ısınmanın tüm canlılar üzerinde farklı etkileri oluyor, bu da doğal döngülerin kırılmasına yol açıyor. Norveç'te büyüme sezonu uzayıp sıcaklıklar artarken, İngiltere'de kelebek populasyonları aşırı kuraklık sebebiyle tehdit altında. Benzer şekilde ABD Massachusetts'de kelebekler kuzeye ilerliyorlar. Sıcaklıklar arttıkça balık boyutları küçülürken, Antarktika'da miğferli penguenlerin çiftleşme oranları düşüyor.

İberya'da alabalık neslinin yüzyıl içinde tükeneceği öngörülüyor. Karayipler'de sardalya miktarındaki azalma iklim değişimiyle ilişkilendiriliyor. Türlerin yok olması doğayı iklim değişimine daha duyarlı hale getiriyor. Araştırmalar, türlerin hangi şartlarda göç ettiklerini inceliyor.

Sonuç olarak, iklim değişiminin hızına bazı canlılar uyum sağlayabilirken bazıları sağlayamıyor, ancak uyum sağlayanların yaşamı da (örneğin besin zincirinde) çoğunlukla, uyum sağlayamamış olanların da varlığına bağlı oluyor.


c. Meteorolojik felaketler çağına giriyoruz.

Sıcaklığının artması havanın nem tutma kapasitesini arttırıyor. Bu da, diğer meteorolojik ve coğrafi etkenlerle birleşerek sel, tayfun, fırtına vb. afetlere yol açıyor. Böylece iklim değişimi, su baskınlarını arttırıyor.

Güney Yarımküre'nin en büyük yağış bandı küresel ısınma sebebiyle aşırı derecede kayıyor, Walker döngüsündeki değişimlerle Hint-Pasifik bölgesi iklimi El-Niño benzeri bir duruma geçiyor. İngiltere'nin daha yoğun yağışların yaşanacağı bir iklime geçtiği hesaplanıyor. Tropik kasırgalar geçmişe oranla daha çok yaşanıyor.

Tabii bu sonuçların da sonuçları var: Isaac fırtınası Haiti ve Dominik’te 14 bin kişiyi yerinden ederken, ABD'nin Louisiana eyaletinde 3 bin kişi tahliye edildi. Geçtiğimiz Ağustos ayında yaşanan su baskınları Filipinler'de bir milyondan fazla insanı etkilerken seller Nijerya’da iki milyon insanı yerinden etti. Çin'de Bolaven tayfunu son 60 yılın en şiddetlilerinden biri olurken Ekim ayında Pakistan’da yaşanan sellerde 422 kişi öldü.

Dahası, aşırı hava olaylarının yoksulları daha fazla etkilediği gözleniyor. Sri Lanka ardışık olarak gelen kuraklık ve sellerle boğuşurken iklim mültecileri meselesi geleceğin en büyük toplumsal sorunlarından biri olarak görülüyor.

Bugün bu afetlere hala “doğal afetler” demek son derece iki yüzlü bir tutum. Örneğin Bill McKibben fırtınalara fosil yakıt şirketlerinin ismini vermemizi öneriyor.

Sadece yağışlar değil mesele, aşırı sıcakları da unutmamalıyız, üstelik yaz sıcaklıkları artmaya devam ediyor. Sıcaklık artışları en çok yoksul ülkeleri etkiliyorsa da, diğer ülkeler de süreçten muaf değiller: ABD'de Teksas eyaleti geçen yaz yüzyılın en büyük kuraklığını yaşadı.

La Niña kasırgasının güçlenmesinin dolaylı sonuçlarından biri de deniz seviyesini dalgalandırması. Kasırgadan hemen önce deniz seviyelerinde düşüş gözlemlenirken, bu düşüş kasırgayla beraber hızla dengeleniyor. Bu da deniz seviyelerindeki artışa ve buzullardaki erimelere göz atmamızı gerektiriyor. Ama burada artık sonuçlardan bahsetmek yetersiz kalıyor. Sebeplere dönüşen sonuçlardan bahsetmek daha doğru olacak.


  1. Küresel iklim değişiminin sebeplerine dönüşen sonuçları


a. Küre ısınıyor. Buzullar eriyor. Deniz seviyesi yükseliyor. Küre ısınıyor.

Altbaşlığın kendisi aslında yeterince açıklayıcı. Biz yine de netleştirelim.

Küresel sıcaklıkların artışı, kutuplardaki buzulların erimesine yol açıyor. Kuzey Kutbu'ndaki erime 15 yıldır dikkatle takip ediliyor. Kuzey Buz Denizi'ndeki buz kütlesi 16 Eylül 2012'de, uyduyla gözlemlenen en küçük boyutuna ulaştı. World Wildlife Fund'dan Clive Tesar'ın dediği gibi, “Buzullarda en düşük seviye rekoru kırmak normal bir şey haline geldi.” Üstelik erimenin kutup bilimcilerin tahmin etmiş olduğundan çok daha hızlı gerçekleştiği gözleniyor.

Nitekim son yıllarda hem Grönland hem de Antarktika'daki buzullar çok daha hızlı eriyorlar. Son 20 yılda 4 trilyon ton buz kaybettiler. (Bu süreci, Guardian gazetesinin hazırladığı interaktif haritalarda inceleyebilirsiniz: Antarktika 1980'den bugüne ve Grönland 1960'dan bugüne)5 Grönland'ın kuzeyindeki buzullar ısınmaya karşı hassaslar. Grönland buz kütlesinin tamamının erimesi bölgenin tüm coğrafyasını değiştirecek ve deniz seviyelerini 7 metre yükseltecektir.

Eğer sıcaklık artışı durdurulamazsa buzullardaki erimelerin6 ve böylece deniz seviyesinde yükselmenin binlerce yıl süreceği öngörülüyor. Buzullardaki ısınmayla deniz seviyeleri arasındaki etkileşimin gayet hızlı gerçekleştiği biliniyor.

Öte yandan eriyenler sadece buzulllar değil. Aynı zamanda ve daha tehlikeli olarak, dağ buzulları ve permafrostlar (donmuş toprak) da eriyorlar. Himalayalar'ın bazı bölgelerinde buzulların çekilmesi ivmelenirken, Alpler'de buzulların yerini göller alıyor. Dağ buzullarının da deniz seviyelerindeki artışa katkısı olduğu, son yüz yılda 11 cm artışa sebep olduğu hesaplanıyor.

Bu erimelerin birçok sonucu var.

Her şeyden önce, deniz seviyelerindeki artış IPCC (Hükümetler arası İklim Değişimi Paneli) tarafından hesaplanandan yüzde 60 daha hızlı gerçekleşiyor. Bu artış, Karayipler'de birçok yarasa türünün yok olmasına sebep olduğu gibi, ABD'nin başkenti Washington'ı da etkileyecek. Üstelik deniz seviyesindeki artışa bağlı olarak kıyı hattında yaşanan erozyonların geçmişte hesaplanandan daha yüksek olduğu belirtiliyor.

İkinci olarak, Kuzey Kutbu'nda yağışların artmasının küresel iklim değişimini de etkileyeceği öngörülüyor.

Eriyen buzulların yerini okyanuslar alıyor. Buzullara kıyasla güneş ışınlarını daha çok emen okyanuslar ısıyı hapsediyor, böylece sıcaklığın daha da artmasına yol açıyor. Okyanuslar, kelimenin tam anlamıyla, ısındıkça ısınıyor.

Permafrost erimesinin konumuzla alakalı başka bir sonucu daha var: Eriyen donmuş toprak çok ciddi oranda sera gazını serbest bırakıyor. Kuzey Kutbu'nda bu şekilde 850 milyar ton karbon salınabileceği hesaplanıyor. Sibirya'da önceden hesaplananın 10 katı karbondioksit salındığı ölçülüyor. Üstelik dağ buzullarında karbondioksitin varlığında daha fazla çatlak gerçekleşiyor. Yani süreç çift yönlü olarak kendini besliyor.


b. Ekosistemler çöküyor.

Mercanlar alarm verirken diğer ekosistemler de hasar görüyorlar. Örnekler o kadar çeşitli ki, hepsini tek tek incelemek bu metni iki katına çıkaracak. Kısaca, güncel araştırmaların, küresel iklim değişiminin bir orman ekosistemini topyekün etkileyebileceğini belirttiklerini (örneğin Kuzey Amerika'da bu etkinin somut olarak ölçüldüğünü), Hindistan'da yaz muson yağmurlarının, tropik ekosistemlerin, Baltık Denizi'nin, Pasifik ekosistemlerinin, Batı Amazon ikliminin ve Avustralya okyanuslarının hasar görmekte olduklarının belgelendiğini söylemekle yetinelim.

Doğal ekosistemler hali hazırda insan kaynaklı sera gazı salımlarının yarısını emiyorlar. Bunu ortadan kaldırıyor olmak iklim değişiminin sadece sonucu değil aynı zamanda sebebi sayılabilir.

Ayrıca, kıyı ekosistemlerinin çökmesi sera gazı salımına yol açıyor.



  1. Bizi neler bekliyor?

Herhangi bir sorunla karşılaştığımızda önümüzde iki seçenek oluyor. Bununla ilgili bir şey yapmamak, ya da harekete geçmek.

Görünen o ki, şimdiye kadar yapılmış öngörülerde kötü senaryolara daha yakınız. İklim değişiminin, kimi modellerin öngördüğünden çok daha yıkıcı sonuçları olacağı tahmin ediliyor. O kadar gözümüzün önünde ki, iklim değişimini görmezden gelmek imkansızlaşıyor. Hele ki hala dünya genelinde 1000'den fazla kömür santrali projesi varken, öfkelenmemek elde değil.

İklim kriziyle beraber mücadele ve bu mücadeleye uygulanan baskı artıyor. Her geçen gün, dünyanın başka bir yerinden mücadele haberleri geliyor. Bunların bir kısmını aktivistlerin uğradıkları şiddet ve baskı haberleri (örneğin Batı Virginia / ABD, Meksika, Şili, Costa Rica, Kolombiya) oluşturuyor, diğer kısmını ise direniş ve zafer haberleri (örneğin Teksas / ABD, Honduras, İngiltere, Avustralya, Chicago / ABD, Kanada, Meksika ve Filipinler) teşkil ediyor.

Küresel iklim değişimi, gezegenin en acil sorunlarından biri. Bu yüzden daima akılda ve gündemde tutulması gerekiyor.





1Bu metin toplamda 130 makale ve haberden yararlanarak hazırlandı. Son ayları da içermek metnin hacmini çok arttıracağı için bunu ayrı bir yazıda yapacağız.
2Geçtiğimiz aylarda, küresel iklim değişiminin temellerini açıklamak üzere Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nden Prof. Dr. Levent Kurnaz “İklim Değişiminin Temelleri” başlıklı bir sunumlar dizisi hazırladı. Bu değerli kaynağa ulaşmak için tıklayın.
3Anlaşılan o ki, daha çeşitli alglerle yaşayabilmek değişikliklere daha dayanıklı olmayı gerektirmiyor. Aksine, daha esnek mercanlar çevresel müdahalelere karşı daha hassas olabiliyorlar.
4Bazı bilim insanları, mercan kayalıklarındaki gidişatın tersine çevrilebileceğini söylüyorlar. Bunun için küresel ısınmanın durdurulmasının yanı sıra mercan ekosistemlerinin yeniden canlandırılmaları için yöntemler öneriyorlar.
5Burada bir parantez açalım. Son ölçümler, Antarktika'nın bazı bölgelerinde su yüzeyindeki buzulların artmakta olduğunu gösterdi. Bunun deniz seviyeleriyle doğrudan ilgisi yok (bkz. Bir sonraki not) ama yine de şaşırtıcı bir veri. Yapılan araştırmalar, küresel iklim değişiminin rüzgar döngülerini de etkilediğini ve böylece bazı bölgelerde buzulların oranında küçük bir artış olduğunu ortaya koydu. Parantezi kapatıyoruz.
6Fizik kanunları gereği, su yüzeyindeki buzulların erimesi deniz seviyesini yükseltmez. Deniz seviyesini yükselten, kara üzerindeki buzulların erimesidir. Ancak şu da var: Su yüzeyindeki buzullar kara buzullarını çevreliyorlar. Onların ortadan kalkmasıyla kara buzulları okyanusla karşı karşıya geliyorlar ve enerji alışverişiyle erimeye başlıyorlar.


Thursday, November 15, 2012

Guatemala: Şiddete inat barışçıl direniş



Bu yazı, Upside Down World sitesinde 24 Ekim 2012 tarihinde Dawn Paley imzasıyla yayınlanan “Guatemala: Peaceful Resistance in the Face of Violence” makalesinden kısaltılarak serbestçe çevrilmiştir. Dawn Paley'in diğer yazılarına yazarın kişisel internet sitesinden ulaşabilirsiniz.


San José del Golfo'daki madenciliğe karşı eylemleri nedeniyle Guatemala'da neredeyse öldürülen Telma Yolanda Oquelí Veliz, kendisine yönelik Haziran ayındaki saldırıdan beri ilk kez herkesin önünde konuştu.

Oquelí “Tüm dünyaya, Guatemala'da barışçıl direnişin var olduğunu ve mümkün olduğu sürece burada kalacağımızı söylemek istiyorum.” şeklinde konuşurken, Guatemala City'den 30 km uzaklıkta yapılması planlanan altın madeninin girişini bloke eden kalıcı kampta bir plastik sandalyede oturuyordu. “Biz hep bu mücadelede kan dökülmemesini umduk ve şahsen benim kanım döküldü, ama bence bu çok önemli bir sınavdı ve ben bugün yine eyleme geri döndüm. Biliyorum ki beni susturamayacaklar. Tanrı bana yaşam verdiği sürece devam edeceğim.”

Oquelí konuşurken, blokajda aktif olan birçok insan onu dinlemek için yol kenarında toplandı. Birileri yakacak odun hazırlarken çocuklar kampın diğer köşesinde oyun oynuyorlardı. Bazı kadınlar sıcak içecekler ve yiyecekler hazırladılar. Kamp bu yılın Mart ayından beri işgal altında.

Açıklama yapmak veya röportaj vermek istemedik, çünkü açıkçası kendimden bahsetmek istemiyordum. Odak noktasının direnişte, buradaki halkta olmasını istiyorum.” diyor Oquelí.

Madenciliğe karşı blokajla dayanışan pankartlar yolun kenarını süslüyor, bölgeye yıkık dökük bir kapıdan giriliyor. Toprak yoldan araba geçişi seyrek, zira bu yol ana yoldan oldukça uzakta ve sadece köyler arası ulaşım sağlıyor. Geçenlerin çoğu korna çalıp el sallıyorlar; bazıları da yol kenarındakilere selam vermek üzere duruyorlar.

En az 10 yetişkinden oluşan 6 ekip, haftalık olarak 24-saatlik vardiyalar halinde geliyor veher hafta bir ekip Pazar gününü kampta geçiriyor. Kimse kampta sürekli kalmıyor: her gece, geceyi orada geçirecek olanlar ateş yakıyorlar ve dinleniyorlar, ardından sabah tüm grupla kahvaltı etmek üzere uyanıyorlar.

Kuruluşundan beri blokajda aktif olan Miguel Antonio Muraller süreci şöyle açıklıyor: “Ekip liderleri toplanıyor. Sonra kendi gruplarına vardiyalarını, haftasonu planlarını, toplantı olup olmadığını ve yeni bilgileri aktarıyorlar. Bu iletişim yoluyla hepimizin olan bitenin farkında olmasını sağlıyoruz.”

8 Mayıs'ta polisin bir tahliye girişimi geri püskürtüldü. Sabahın erken saatlerinde blokajdakiler bir polis konvoyunun ve madencilik araçlarının yolda olduğunu öğrendiler. San José ve komşu yöre sakinlerinden yüzlerce kişi seferber oldu ve polis kitleyle karşı karşıya gelmeden geri çekildi.

Oquelí'nin 13 Haziran'da vurulmasından beri kampa sükunet hakim. Oquelí kamptan ayrılırken yolu bir araba ve bir motorsiklet tarafından kesildi ve suikastçı ona üç kurşun sıktı. Kurşunlardan biri karnına isabet etti ve hala orada duruyor, omuriliğe çok yakın olduğu için çıkarılması uygun bulunmadı. Oquelí vurulmasından dolayı sürekli acı çekiyor. Kendisinin San José del Golfo belediyesiyle ve madencilik şirketiyle ilişkilli olduğuna inandığı saldırganların kimliği saptanamadı.

Yapılması planlanan maden, saldırı yapıldığında Radius Gold'a aitti. Radius hisselerini Ağustos 2012'de Kappes, Cassiday & Associates'e sattı. KCA, özel bir metalurji hizmetleri şirketi. Maden karşıtlarına yönelik şiddetin hiç de yabancısı olmayan, saldırı zamanında Radius Gold'un yönetim kurulu başkanlığını yapmakta olan Simon Ridgway, Mart ayında Oaxaca'da Bernardo Vásquez öldürüldüğünde Fortuna Silver'ın önde gelen ismiydi.

Yerel halk, madenin inşa edilmesiyle küçük-ölçekli tarım için kullanılan arazileri etkileyeceğini söylüyor
.

Biz altın için değil, yaşam için, suyumuz için, mısır ve fasulye ekmeye devam etmek için savaşıyoruz.” diyor Irma Esperanza, blokajdaki vardiyası sırasında mutfakta öğlen yemeğini hazırlarken. Arkasında küçük bir ateş üzerinde üç devasa tencereden buharlar yükseliyor. “Buradaki maden yaşam alanımızın içinde, bu yüzden birçoğumuz etkileneceğiz.” diyor.

Esperanza, topluluktan kimilerinin maden projesini desteklediğini, ancak blokajı sürdürenlerin, çocukları için en iyi olanı akıllarından çıkarmadıklarını açıklıyor.

83 yaşındayım ama bak mücadele ediyorum. Çocuklar için, doğduğumuz toprağımız için.” diyor Miguel Díaz Morales ve sıklıkla gecelerini blokajda geçirdiğini, aksi takdirde gözüne uyku girmeyeceğini ekliyor. O konuşurken en büyük oğlu yanında ciddiyetle söylediklerini başıyla onaylıyor. Díaz “Toprağımızı savunuyoruz çünkü bu bizim hakkımız” diyor, “Bizler özgürüz ve toprağımızı savunma hakkımız var.”

Oquelí, tehditleri ve ağrısını düşünmeksizin, tüm gücünü yol kenarında bekçilik yapan erkek, kadın ve çocuklardan aldığını açıkça söylüyor.

Yaşlılar buradalar; anne babalarıyla birlikte vardiyaya gelen çocuklar var.” diyor, “Bu bizi sorumlu davranmaya, çocuklara iyi birer örnek olmaya ve yaşlılarımızın mücadelesini desteklemeye teşvik ediyor.”

Kampın ruh hali moral yükseltici, ama yine de 4 Ekim'de Guatemala dağlıklarında Totonicapán'da ordunun katlettiği altı yerli eylemciden bahsederken Oquelí'nin sesinde bir huzursuzluk aşikar.

[Totonicapán'da] yaşananlardan endişeliyiz, kendimizi onların yerine koyuyoruz.” diyor, “Tıpkı onlar gibiyiz, direnişteyiz ve baskının ne zaman geleceğini asla bilmiyoruz.”


Sunday, November 11, 2012

Bolivya'da toprak ve toprak reformu: Ne durumdayız?



Bu metin, Bolivia Information Forum Bulletin'in 22. sayısında (pdf) yayınlanan “Land and land reform in Bolivia: where are we now?” başlıklı yazıdan kısaltılarak çevrilmiştir. Makale, Bolivia Information Forum'un toprak ve siyaset üzerine 2008'de Santa Cruz'da düzenlemiş olduğu uluslararası seminerdeki tartışmaları derinleştirerek hükümet politikalarını değerlendirmeyi amaçlıyor.


Süreçler – INRA ile toprak mülkiyeti, TIOC'ların oluşturulması

1990'larda toplumsal hareketler, özellikle de ovalarda yaşayan yerli gruplar, toprak mülkiyetindeki muazzam eşitsizliğe; birçok köylü ve yerli topluluğun topraksız oluşuna karşılık yeni bir toprak reformu süreci için baskıda bulundular. Bu baskılar 1996'da “INRA yasasına” ön ayak oldu. Bu yasayla Ulusal Toprak Reformu Enstitüsü (Instituto Nacional de Reforma Agraria – INRA) kuruldu. Fikir, tüm ülkeyi bir tapulandırma sürecinden geçirerek daha adil bir toprak paylaşımı oluşturmaktı.

INRA yasası ayrıca atalarından kalma topraklar üzerinde hak talep eden yerli gruplar için Komünal Yerli Toprakları (Tierras Comunitarias de Origen - TCO'lar) sağladı. 2009'daki anayasa değişikliğinden sonra TCO'lara arazi denmeye başlandı (Territorio Indigena Originaria Campesina - TIOCs). Bu ayrıca TCO'ları yeni anayasanın yasal çerçevesiyle uyumlu hale getirerek bu arazilerdeki yenilenebilir kaynakların kullanımı üzerinde münhasır haklar tanıdı.

TIOC'lar Bolivya'nın batı ovalarında, Andlar arasındaki vadilerde ve doğu ovalarında, toplam 20.7 milyon hektarlık bir alanı kaplıyor. Bu, Bolivya'daki ekilebilir arazilerin beşte biri. Kimileri birkaç milyon hektardan oluşuyor ve birçok küçük topluluk barındırıyor – örneğin Nor Lipez 1.99 milyon hektardan oluşuyor ve nüfusu sadece 10.460. Kimi TIOC'lar yerli toplulukları yerine campesino (çiftçi) örgütleriyle ilişkili – örneğin Cochabamba vadisindeki Ayopaya.

Her ne kadar şirketler ve büyük toprak sahipleri önceki toprak reformu süreçlerinde başarı elde etmiş olsalar da durum şimdi yerli halklar ve çiftçiler lehine değişmiş halde. INRA yasasından 1996'dan beri yaklaşık 800 bin kişi yararlandı.


Öne çıkan meseleler:

Çiftçiler için batı dağlık arazilerinden toprak

1953'te özellikle batıdaki dağlık arazileri ve vadileri etkileyen zirai reform, çiftçilerin yararına oldu. Aileler nesilden nesile ufalan küçük toprak alanları edindiler. Kırsal nüfusun büyük çoğunluğu yaylalarda yaşıyor ve bu nüfus artıyor. Dağlık arazilerde toprak kalmadığı için birçok insan göçe mecbur kalıyor.

Önceden, bir güvenlik valfi olarak planlı bir “kolonileştirme” süreci oluşturulmuştu ve Ulusal Kolonileştirme Enstitüsü aracılığıyla kırsal aileler vadi ve ovalardaki verimli arazilere yerleştiriliyordu. Ancak bu ofis 1992'de hükümetin yolsuzluk skandalları eşliğinde kapandı. Ardından gelen kolonileştirme düzgün bir planlamadan yoksundu ve kendiliğinden gelişti. Birçok dağlık arazi köylüsü şimdi kent merkezlerine göç ediyor ve hali hazırda kalabalık olan çevre yerleşkeler daha da kalabalıklaşıyor. Ayrıca Arjantin'e ve Avrupa'ya da göç edenler var ki orada ayrımcılıkla ve güçlüklerle karşı karşıya kalıyorlar.

Küçük toprak sahipleriyle ilgili bu ciddi sorun ele alınmadı.


TIOC'lar bireysel toprak mülkiyetine karşı

Toprak sahipliğindeki başat sorunlardan biri, yerli topluluklara, yani çoğunlukla az sayıda insana, büyük arazilerin mülkiyetinin kolektif tapu olarak verilmesiyle çözüldü. Ancak, daha çok sayıda olan çiftçi nüfusun karşı karşıya olduğu durum bundan farklı. Çiftçiler, bireysel veya aile olarak küçük alanlara sahipler. Dolayısıyla toprak sahipliğinin mantığı farklı.

Kimi çiftçi örgütleri, yerli topluluklara büyük toprak arazileri verilmesini kendilerine verilene kıyasla adaletsiz bir uygulama olarak görüyorlar. Ayrışma özellikle köylüler TIOC'ların çeperinde yerleşmişlerse göze görünür hale geliyor.

Yerlilerin toprak mülkiyetinin genişlemesi ayrıca yönetimsel meseleler de ortaya çıkarıyor. TIOC'lar, içlerinde yaşayan topluluklarca yönetiliyorlar. Yerli topluluklar ve onların yetkilileri toprağın ve yenilenebilir doğal kaynakların kullanımıyla ilgili kararlardan sorumlular. Bu, çıkarların çelişmesi, devletle çatışkıya yol açabilir. TIPNIS ihtilafı buna bir örnek (bkz BIF Bulletin No.20) Toprak politikasını yeniden düşünmek böyle ihtilafları önlemek için bir yol olacaktır.


Yeniden paylaşım: kimi başarılar / simgesel vakalar

Bir başka yol, doğu ovalarındaki büyük toprak sahiplerinin arazilerini mevcut yasal sınırların ötesinde yeniden paylaştırmak olabilir. İktidardaki ilk döneminde hükümet büyük toprak sahiplerine rağmen tatmin edici bir paylaştırma yapacağına söz verdi.

Tapulandırma sürecinde hükümet şimdiye kadar 10 milyon hektardan fazla araziyi mülkleri için yasal hak beyan edemeyen veya araziyi verimli bir biçimde kullandığını gösteremeyen toprak sahiplerinden veya işletmelerden aldı. Bazı durumlarda toprak sahiplerinin kalmasına izin verildi ama toprak alanları azaldı.

Büyük toprak sahiplerine yönelik simgesel vakalardan biri, ABD vatandaşı Ronald Larssen'in hayvan çiftliğinin ele geçirilip yeniden paylaştırılmasıydı. Hükümet, yerli halkların borç esareti altında çalıştırıldığına hükmetmişti. Toprak, orada yaşayan ve çalışan Guarani halkına verildi.

Pando bölgesi de önemli bir dönüşüme tanık oldu. Yerli köylülerin borç bağımlılığı şartlarında Brezilya cevizi toplayıcısı olarak çalışmakta oldukları 2.3 milyon hektarlık alan, INRA tarafından birkaç yüz toprak sahibinden alınıp kendilerine verildi.


Bitmemiş iş – Santa Cruz'daki büyük toprak sahipleri

2011'den beri tapulandırma ve yeniden paylaştırma yavaşladı. Ocak 2009'da (anayasa referandumuyla beraber) yapılan bir referandum, bireysel toprak sahipliğini 5000 hektarla sınırladı, ancak bu uygulama geriye dönük olarak uygulanmadı. Böylece zaten biriktirilmiş büyük toprak alanları meşrulaşmış oldu. Üstelik toprak sahipleri tapularını aile üyeleri ve iş ortakları arasında bölüştürerek 5000 hektar limitini aşabiliyorlar.

Santa Cruz'da en iyi tarımsal toprağın yaklaşık 5 milyon hektarlık bir alanı, büyük toprak sahiplerinin elinde. Birçok durumda bu topraklar, 1970 ve 1980'lerdeki diktatörlük zamanında siyasal kayırmalar yoluyla biriktirildi. Ayrıca Santa Cruz'dan ucuza toprak satın alan yabancı toprak sahipleri de artışta – özellikle Brezilyalılar, Arjantinliler ve Mennonitler. Kimi tahminlere göre yaklaşık 1.5 milyon hektar toprak hiçbir ekonomik ve toplumsal işlev görmüyor.

Juan Carlos Rojas'ın savunduğu gibi, MAS hükümeti son yıllarda büyük toprak sahiplerine karşı yaklaşımını yumuşatmışa benziyor. Nitekim geçen Aralık ayında Cochabamba'daki Toplumsal Zirve'de, doğudaki toprakların ekonomik ve toplumsal işlevlerinin tasdiklenmesinin (iki yerine) beş yılda bir yapılması önerilmişti. Kimileri bunu MAS hükümetiyle tarım işletmelerinin çıkarları arasında bir anlaşmanın sonucu olarak görüyor – keza bu işletmeler ülkenin gıda ihtiyacını karşılıyorlar. Santa Cruz'daki ekonomik elitlerin, 2008'deki gibi çatışkılardansa hükümetle işbirliği yapmayı daha elverişli bir yaklaşım olarak görüyor olmaları da mümkün. Ama bunun zararını, toprak reformundan yarar sağlaması gerekenler görecek, yani çiftçiler ve küçük aile işletmeleri (minifundios).


Sunday, September 30, 2012

Köylülerin topraklarını geri almasına yardımcı olan avukat Honduras'ta öldürüldü


Bu yazı Latin American Herald Tribune gazetesinin “Lawyer who helped peasants recoverlands murdered in Honduras” başlıklı haberinden çevrilmiştir.

Colon'da topraklarını geri alma girişiminde bulunan köylülerin avukatlığını yapan Honduras'lı avukat Antonio Trejo'nun, Tegucigalpa'da kimliği belirsiz kişilerce öldürüldüğü duyuruldu.

Trejo, köylülerin topraklarını geri almalarına yardımcı olan MARCA (Movimiento Autentico Reivindicador Campesino del Aguan) Aguan Köylülerinin Özgün Arazi Mücadeleleri Hareketi hukuki danışmanıydı. Honduras'taki Gözaltında Kaybedilenlerin Yakınları Komitesi (Committee of Relatives of Disappeared Detainees-Cofadeh) Trejo'nun geçtiğimiz Cumartesi Toncontin Uluslararası Havaalanı yakınlarında vurularak öldürüldüğünü duyurdu.

Haberin yerel medyada çıkan versiyonlarına göre Trejo, Cumartesi günü havaalanı yakınlarında katıldığı bir nikah töreninde telefonuna gelen bir aramayı cevaplamak için dışarı çıktığı sırada, kendisini bekleyen tetikçiler tarafından vuruldu. Escuela Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Trejo kurtarılamadı.

Trejo, bir kısmı MARCA üyesi olan köylülerin topraklarını geri almak için gerçekleştirdiği başkentteki bir protesto gösterisinin ardından Ağustos ayında mahkeme önüne çıkarılmıştı. Polisler gösteriye müdahalede bulunmuş, pek çok gösterici çıkan arbedede yaralanmıştı.

Yıllarca köylülerin topraklarının geri verilmesi için mücadelede bulunan Trejo, geçtiğimiz Haziran ayında, köylülerin topraklarını 18 yıldır ellerinde bulunduran arazi sahipleri Miguel Facusse ve Rene Morales karşısında zafer kazanmıştı.

18 Temmuz'da Cofadeh merkezinde bir konuşma veren Trejo, arazi sahiplerinin nüfuzlarını kullanarak temyiz mahkemelerini köylülerin lehine verilen karardan döndürmeye çalıştıklarını belirtmişti.

Honduras'ın en verimli alanlarından biri olan Bajo Aguan'da köylüler hükümetten toprak istiyorlar. Bölge sık sık, yerel arazi sahiplerinin güvenlik güçleri ve tarım işçileri arasındaki çatışmalara sahne oluyor. Geçtiğimiz üç yılda 60'tan fazla kişi bu çatışmalarda öldürüldü.

Hükümetin arazi sahipleriyle, bir bölümüne Afrika palmiyesi ekilmek ve bu palmiyelerden elde edilen yağ köylülere geri dönmek üzere 4000 hektarlık toprağı almak için anlaşma imzaladı. Ancak buna rağmen bölgedeki şiddet durulmadı.

Honduras yetkilileri, bölgedeki çatışmaların kendilerini köylü olarak tanıtan silahlı suç çeteleri tarafından provoke edildiğini belirtiyor.