Showing posts with label Kapitalizm. Show all posts
Showing posts with label Kapitalizm. Show all posts

Friday, April 12, 2013

Onlar ve Biz - 3 (Subcommandante Marcos)


Onlar ve Biz (Subcommandante Marcos)

Bu serbest çeviride, Subcommandante Marcos'un Ocak 2013'te yayınlanan Ellos y Nosotros başlıklı bildirisinin Kristin Bricker tarafından yapılan İngilizce çevirisi Them and Us temel alınmıştır.

III – Denetçiler


Meksika'da bir yer…

Adam masayı tekmeler, öfkelidir.

- Yok edin onları!

- Efendim, saygılarımı sunarım, biz 500 yıldır bunu yapmaya çalışıyoruz. Peş peşe baş göstermiş her imparatorluk, dönemlerinin tüm askeri kuvvetleri ile bunu yapmaya çabaladı.

- O halde neden hala oradalar?

- Iıı… Hala bunu anlamaya çalışıyoruz.

Dalkavuk; asker üniformalı adama serzenişle kötü kötü bakar.

Sözkonusu adam kalkar, hazırolda durarak sağ elini -avuçiçi dışa bakacak şekilde- ileriye doğru uzatır [1] ve coşkuyla bağırır:

- Heil Hitl… Affedersiniz, sizi selamlıyorum demek istedim efendim.

Diğer konukların kıs kıs gülmesini susturan tehditkar bir bakış fırlattıktan sonra devam eder:

- Efendim, sorun şu ki; şu asiler güçlü olduğumuz yerde karşımıza çıkmıyor, dönüp dolaşıp zayıf olduğumuz yerden saldırıyorlar bize. Tüm mesele, yönetmek ve kovmak olsaydı, pek tabii, ormanlarıyla, sularıyla, mineralleriyle, insanlarıyla şu yerler çok zaman önce fethedilmiş olurdu ve siz onları büyük Hükümdar'a bir hürmet olarak sunabilirdiniz, efendim. Şu tabansızlar; sadece kendi kahraman çıplak göğüsleri ya da yayları, okları, mızraklarıyla bize karşı koyup, bir kahraman olarak (evet yenilmiş bir kahraman, ama yine de bir kahraman olarak) tarihin derinliklerine gömülebilirlerdi; oysa onun yerine hazırlanıyor, örgütleniyor, anlaşmalara varıyor, bizi atlatıyor ve maskelerini çıkardıklarında saklanıyorlar. Ama biz, en başından beni dinlemiş olsaydınız, bu durumda olmayacaktık.

Ve yakasında “chupa-cabras 8.8.1.3 sürümü” [2] yazan konuğa kınayan bir bakış fırlatır.

Bahsi geçen konuk gülümser ve şöyle der:

- General, kusura bakmayın ama bir atom bombamız yoktu. Ve müttefiklerimizden birini bile kazanabilseydik (büyükelçi yaka kartına sahip olan konuk, bahsi geçtiği için teşekkürlerini bildirir); yerlileri silip süpürebilirdik, ama tabii, ormanları ve suyu da tahrip etmiş olacaktık; dahası, maden araştırma ve işleme işi, diyelim, birkaç yıl için imkansız olacaktı.

Bir başka dalkavuk sözü alır:

- Onlara fedakarlıklarını öven şarkılar ve şiirler, türküler, filmler, yuvarlak sofralar, yazılar, kitaplar, oyunlar, heykeller, öldüklerinde altın harflerle yazılmış adlarını sunduk. Dedik ki; direnmeye devam eder ve hayatta kalırlarsa, niçin ortadan kaybolmadıklarına, neden ölmemiş olduklarına dair dedikodu ve şüpheler yayacak; onların, bizim kendi eserimiz olduğunu söyleyecek; ve hatta bazı entelektüel  sanatçı ve yenilikçi gazetecinin de desteğini içeren bir iftira kampanyası düzenleyeceğiz.

Söz konusu konuklar, birkaçı bunca "-çı", "çi" ve "-ci"ten hoşnutsuz görünse de, başlarıyla onaylarlar. Adam sabırsızca sözü keser:

- Peki, onlar ne dedi?

- Şu hareketle cevapladılar.


Dalkavuk, elini yumruk yapıp orta parmağını kaldırır. Konuklar kızgınlık içinde kıpırdanır ve haykırırlar:

- Proleterler! Soysuzlar! Kaba herifler! Adiler! Kaltaklar!

Dalkavuğun eli hala adamın karşısında, havadadır. Adam azarlar onu:

- Anladık! Elini indirebilirsin artık.

Dalkavuk, konuklara yavaşça göz kırparken yavaşça indirir elini. Ve ekler:

- Efendim, sorun şu ki bu insanlar ölüme değil hayata tapıyorlar. Onların gözle görülür liderlerini bertaraf etmeyi, satın almayı, ayartmayı denedik.

- Ne oldu peki?

- Sadece başaramadığımızla kalmadık, daha büyük sorunun görünmeyen liderler olduğunu bile anlamamıştık.

- Tamam, haydi onları bulalım.

- Onları zaten bulduk, efendim.

- Kimlermiş?

- Onlar herkes, efendim.

- Herkes de ne demek?

- Evet, herkes. Bu, dünyanın sona erdiği gün gönderdikleri mesajlardan biri. Medyanın bu konudan bahsetmesinin önüne geçtik, ama sanırım burada çekinmeden söyleyebiliriz ki bir başkası bulup ortaya çıkaracak bunu. Kodlanmış mesajdan şunu anladık: Sahnede olan kişi, liderdir. [3]

- Ne?! 40,000 lider mi?

- Iıı… Bağışlayın efendim, bunlar bizim gördüklerimiz, daha görmediğimiz çok fazlasını eklemeniz gerekir.

- O halde, satın alın onları! Yeterince paramız vardır zannediyorum, diye ekler, yaka kartında "banka veznesi" yazan konuklara seslenerek. Bahsi geçen ATM, kekelemeye başlar:

- Ef-ef-efendim, bi-bir devlet servetini elden çıkarmak zorunda kaldık, a-a-an-ancak hakikaten, daha fazla hiçbir şeyimiz yok.

Dalkavuk keser sözü:

- Efendim, denedik.

- Ne oldu peki sonunda?

- Satılık değiller.

- O halde, ikna edin onları.

- Onlara ne dediğimizi anlamıyorlar. Ve doğruyu söylemek gerekirse, biz de onların ne dediğini anlamıyoruz. Şereften, özgürlükten, adaletten, demokrasiden falan bahsediyorlar.

- Tamam, madem öyle, onlar yokmuş gibi davranacağız. Böylece; açlıktan, tedavi edilebilir hastalıklardan, iyi bir medya karartmasından ölecekler ve iş işten geçmeden önce kimsenin dikkatini çekmeyecek. İşte bu! Onları, onlara kayıtsız kalarak öldürelim.

Chupacabras ile şaşırtıcı bir benzerlik taşıyan konuk, onayladığını belirten bir işaret yapar. Adam, ona bu hareketinden dolayı teşekkür eder.

- Ancak efendim, bir sorun var.

- Nedir?

- Onları görmezden gelsek de, var olmaya devam etmekte ısrarcılar. Sadakamız olmadan, pardon, demek istediğim... yardımımız olmadan, okullar inşa ettiler, toprağı verimli kıldılar, klinik ve hastaneler inşa ettiler, evlerini düzelttiler, beslenme biçimlerini iyileştirdiler, suç oranlarını düşürdüler, alkol bağımlılığı ile başa çıktılar. Ve uyuşturucu maddelerin sadece üretimi, dağıtımı ve tüketimini yasaklamakla kalmayıp, ortalama ömür uzunluklarını arttırıp neredeyse büyük şehirlerdekine eşitlediler.

- Hmm, demek ki hala şehirlerdeki daha yüksek.
diyerek, hoşnut, gülümser.

- Hayır efendim, “neredeyse” derken, demek istediğim onlarınkinin daha yüksek olduğuydu. Sizden sonra gelenlerin stratejisi sayesinde, şehirlerdeki ortalama ömür uzunluğu düştü efendim.

Herkes alayla suçlayarak mavi kravatlı adama döner.

- Şu isyankarların, bize kendini satmışlardan daha iyi yaşadığını mı söylüyorsunuz?

- Kesinlikle, efendim. Ama bu konuda endişeniz olmasın, bu konuyu kapatmak için amaca özel bir medya kampanyası başlattık.

- İşe yarıyor mu?

- Sorun şu ki; onlar da bizim insanlarımız da televizyon izlemiyor, bizim medyamızı okumuyor, Twitter'ı, Facebook'u ve hatta bir cep telefonu sinyali yok. Onlar daha iyi olduklarının, bizim insanlarımız da daha yoksul olduklarının bilincinde.

"Modern sol" yaka kartlı konuk ayaklarını kaldırır:

- Efendim, izin verirseniz. Dayanışm... Affedersiniz, "Ulusal Haçlı Seferleri" adı verilen yeni programla demek istemiştim... [4]

Dalkavuk, sabırsızca keser sözü:

- Yeter Chayo [5], medya için söylevlerinden bir başkasına başlama. Hepimiz, ortak düşmanımızın şu lanet olası yerliler  olduğu, lafı edilmez olan diğerleri olmadığı konusunda hemfikiriz. Bizde şu aralarına iyi gizlenmiş kişi var.

“Chupacabras” yaka kartlı adam, memnuniyetle başını sallar ve yanı başındaki konukların sırtını sıvazlamasını minnettarlıkla karşılar.

Dalkavuk devam eder:

- Ama sen ve ben ve buradaki diğer herkes biliyor ki sosyal programlar hakkındaki tüm bu şeyler yalan; ne çok para yatırıldığının fark etmediği  dar geçidin sonunda hiçbir şey olmadığı yalan. Çünkü herkes kendi payını alır. Beyefendiden sonra, affınıza sığınırım, aslan payını siz alırsınız, buradaki diğer herkes de alır, ve daha sonra hükümet görevlileri, askeri kesimin başları, yerel yasama organları, belediye başkanları, delegeler, liderler, amirler, kasiyerler,... Ya azıcıktır ya da hiç yoktur bu yukarıdakilerden arda kalan.

Adam müdahale eder:

- Pekala, hemen bir şeyler yapmalı, aksi halde Hükümdar başka denetçiler aramaya başlayacaktır ve hepiniz pek tabii ki bunun ne almana geldiğinin farkındasınızdır bayanlar, baylar: işsizlik, dalga konusu olmak ve hatta belki de hapis ya da sürgün.

“Chupacabras” yaka kartlı adam irkilir ve onaylayan bir jest yapar.

- Ve bu acil, çünkü eğer bu çatlak tabanlı yerliler… (Adamın kızı tiksindiğini belirten bir ifade takınır, orada oturan kadının da aniden keyfi kaçar ve yüzü öyle solar ki, bir hortlaktan farkı kalmaz. Kadın, hamileliğini bahane ederek ortamı terk eder.[6])

Adam devam eder:

- Eğer bu lanet yerliler birleşirse, ciddi sorunlarımız olacağı aşikardır çünkü…

- Öhö, öhö. Efendim. (Dalkavuk keser.)

- Buyrun?

- Korkarım daha büyük bir sorun var. Aslında bu en kötüsü, efendim.

- Daha büyük mü? En kötüsü, ha? Bir yerli ayaklanmasından daha kötü olan ne olabilir?

- Eee, diğerleriyle anlaşmaya varmaları halinde, efendim, ...

- Diğerleri mi? Onlar da kim?

- Hmm… Bir bakayım… Tamam. Şöyle ki; köylüler, işçiler, işsizler, gençlik, öğrenciler, öğretmenler, personeller, kadınlar, adamlar, yaşlılar, uzmanlar, ibneler ve lezbiyenler, ‘punk’lar, rastalılar, kayakçılar, repçiler, hiphapçılar, sanatçılar, ‘rock’çılar, metalciler, şoförler, kiracı çiftçiler, STK'lar, sokak satıcıları, elemanlar, ırklar, önüne gelenle yatanlar, herhangi insanlar…

- Yeter! Anladık… Sanırım.

Dalkavuk bilmiş bir gülümsemeyle diğer herkese bakar.

- Satın aldığımız liderler nerede? Her şeyin çözümünün bizim gibi olmakta yattığına inandırdıklarımız nerede?

- Bunlara her geçen gün daha az inanmaktalar efendim. Her geçen gün, kendi insanları üzerindeki kontrolleri azalmakta.

- Satın alacak birilerini araştırın o halde! Para teklif edin onlara, seyahatler, televizyon programları, adaylıklar, mecliste koltuklar, hükümetler teklif edin! Ama tüm bunların ötesinde para, çok para!

- Bunu yapıyoruz efendim, ama…

Dalkavuk şüpheli görünür.

- Aması ne?
der adam dürtürek.

- Çok daha fazla insan bulduk…

- Harika! Öyleyse sadece daha fazla para gerek?

- Efendim, demek istediğim, çok daha fazla insan bulduk kendini satmayacak olan.

- Korkutalım o halde?

- Efendim, bizden korkmayan çok daha fazla insan var, ya da korksalar bile bu korkuyu kontrol edebiliyorlar.

- Kandırabilir miyiz?

- Efendim, çok daha fazlası kendi adlarına düşünüyor.

- O halde, hepsinin işini bitirmek zorundayız!

- Efendim, herkesi ortadan kaldırırsak, biz de yok oluruz. Toprağı kim eker, makineleri kim çalıştırır, işbirlikçi medyada kim çalışır, bize kim hizmet eder, bizim savaşlarımızda kim dövüşür, bize kim şükreder?

- O halde onları, bizim de onlar kadar önemli olduğumuza ikna etmeliyiz.

- Efendim, bizim gereksiz olduğumuzu sadece bu çok çok insan fark etmekle kalmadı, görünen o ki, Hükümdar da bizim faydamızdan şüphe duyuyor, ve “bizim" derken hepimizin demek istiyorum.

Adamın masasında oturan konuklar rahatsız rahatsız yerlerinde kıpırdandılar.

- Ne olacak şimdi?

- Efendim, “Pakt” [7] pek işe yaramadığı için başka bir çözüm ararken, tekrar banyoya [8] saklanmanın utancından kaçınmamız gerektiğini de görerek, daha iyi bir şey bulduk: bir “sığınak!” [9]

Konuklar ayağa kalkar ve alkışlarlar. Makinenin çevresine doluşurlar. Adam içine girer ve kontrolü ele alır.
Dalkavuk endişeyle uyarır onu:

- Efendim, "boşaltma" düğmesine basmamaya dikkat edin sadece.

- Buna mı?

- Haaayıııııııııııııııııııır!

Makyajcılar ve kuklacılar ilkyardım sağlamak üzere koşarlar.

Dalkavuk, her şeyi kaydeden kameramanlardan birini işaret eder:

- O kısmı silmen gerek… Ve Hükümdar'a yedek kuklayı hazırlamasını söylemelisin. Buradaki her zaman resetlemeye ihtiyaç duyuyor.

Konuklar kravatlarını ve eteklerini düzeltirler, saçlarını tararlar, öksürürler, dikkat çekmeye çalışırlar. Kameraların klikleri ve flaşları her şeyi gölgeler…

(devam edecek...)

Her dünyanın her köşesinden.
Subcommandante Marcos,
Yerküre Gezegeni,
Ocak 2013.

*   *   *
Metne eşlik eden videolar:

a. “Luna Negra” [Siyah Ay]

Şarkı sözleri, Arcadio Hidalgo'ya ait. Los Cojolites tarafından yorumlanmış. Öbür son jarocho [11].  ¡A zapatearle en el fandango raza!

b. “En esta tierra que me vio nacer” [Doğduğum bu yerde]

MC LOKOTER'dan “En esta tierra que me vio nacer” [Doğduğum bu yerde]. Meksika Eyaleti'nde bir kent olan Zumpango'ya selamlar. Eser ve fotoğraflar, Joana López'e ait. Ricardo Santillán tarafından yönetilip düzenlenmiş. Üretim: BLASJOY DESIGNER. Yıl 2012.
Not: MC; soylu hisler ve klas sözlerle DJ gibi bir şeydir, ama bir hiphop ritim eşliğinde. Rap!

c. “Transgresores de la ley”

Tijuana No'dan, “Flores para los muertos” [Ölüm için çiçekler] albümlerinde Nana Pancha tarafından yorumlanan “Transgresores de la ley”. Tijuana No bu şarkıyı her çalışında, Zapatistalar ünlü değilken bile, şarkıyı EZLN'ye ithaf ediyorlar. Bizi asla unutmayanlara selamlar ve koca bir kucaklama. Skaaaaaaaaaaaaa! Haydi herkes zıplasın!
*   *   *
Çevirmen Kristin Bricker'dan Notları:

"Hükümdar", Birleşik Devletler Hükümeti; "adam", şu anki cumhurbaşkanı Enrique Peña Nieto, “chupacabras”, önceki cumhurbaşkanı Carlos Salinas, ve “mavi kravatlı adam”, daha önceki cumhurbaşkanı Felipe Calderón'dur.

1.   Meksika ordusunun selam duruşu, Alman Nazi Ordusu'nun selam duruşuna çok benzer.

2.   Chupacabras; keçilerin kamını emen efsanevi bir Mersika vampir canavarıdır. İddiaya göre; kendisinin ülkeyi zemine çarptırdığı gerçeğinden insanların dikkatini dağıtmak üzere Carlos Salinas tarafından uydurulmuştur.

3.   21 Aralık 2012'ye, 40 bin Zapatista'nın sokakları sessizce ele geçirdiği seferberliğe referansla. O günün Zapatista bildirisi şöyle diyordu: "Duydunuz mu? Bu; onların dünyasının ufalanışının sesidir. Bu; bizim dünyamızın yeniden dirilişinin sesidir."

4.  “Solidaridad” (Dayanışma), Enrique Peña Nieto'nun büyükbabası (geniş bir çevrede onun kuklası kabul edilen) Carlos Salinas tarafından başlatılan kamu işleri programıydı. Bu yüzden, Peña Nieto'nun kısa süre önce yeni kampanyası Açlık ve Sefalete Karşı Ulusal Haçlı Seferleri'ni duyurması şaşırtıcı değildi, ki Zapatistalar buna orta parmaklarıyla cevap verdiler.

5.       Chayo, Rosario adındaki bir kadının rumuzu. Burada, Meksika'nın Sosyal Kalkınma Bürosu Sedesol'un başı olan Rosario Robles'e atıfta bulunuluyor. Bu büro, Ulusal Haçlı Seferleri'nin uygulanmasından sorumlu. Burada, bu kadından “modern sol” diye bahsedilmesinin nedeni; onun merkez-sol Demokratik Devrim Partisi'nin (PRD), bugün Meksika'ya hükmeden Geleneksel Devrimci Parti'ye (PRI) katılmasından sorumlu olması. 

6.   Kırsal alanda yaşayan Meksikalı yerliler genellikle çatlak tabanlıdır, çünkü yalınayak yürürler. Başkanlık kampanyası sırasında Enrique Peña Nieto’nın kızı, erkek arkadaşından gelen ‘tweet’i babasının “bir aptallar yığını” ve “proleterler” şeklindeki eleştirilerine atıfta bulunarak cevaplamıştır.

7.    Enrique Peña Nieto resmi olarak göreve başladığında, ülkenin sorunlarını çözeceği farzedilen bir “Meksika Paktı” ilan etmiştir. Pek fazla insan bilhassa etkilenmemiştir.

8.   Başkanlık kampanyası sırasında Peña Nieto, özel İberyo-Amerikan Üniversitesi’nde öğrenci protestocularla karşı karşıya kaldı… Bu yüzden, bir banyoya sakland. İberyo protestosu, büyük #YoSoy132 öğrenci hareketini ateşledi.

9.   Meksika adalet saraylarının bazılarında, hakimleri korumak üzere sığınaklar kurulmakta.

10. Yoldaş Elías Contreras, EZLN’nin istihbarat bakanı. Pozol; Zapatista varlığının onaylandığı iki eyalet olan Chiapas ve Tabasco’da popüler bir mısır içkisi.

11. Son Jarocho;  Veracruz'dan geleneksel bir müzik tarzı. Zapatear; birinin Oğul Jarocho ile dansediğidir, ve gürültü çıkarmak üzere sağlam tabanlı ayakkabılarla tahta platformda hora tepmek de dansa dahildir. Fandango; bir Son Jarocho dans partisidir.

Tuesday, April 2, 2013

Onlar ve Biz - 2 (Subcommandante Marcos)



Bu serbest çeviride, Subcommandante Marcos'un yazdığı Ocak 2013'te yayınlanan Ellos y Nosotros başlıklı bildirinin Kristin Bricker tarafından yapılmış 22 Ocak'ta yayınlanan İngilizce çevirisi Them and Us temel alınmıştır.


II – Hemen hemen iki sayfada makine

Satıcı diyor ki;

Şaşırtıcı, gerçekten ‘harika’, demek anlıyorsun beni. O, 'Neoliberal küreselleşmenin 6.6.6 sürümü' diye adlandırılsa da, biz ona 'barbar' ya da 'canavar' demeyi daha doğru  buluyoruz. Haklısın, agresif bir lakap, girişken, fazla hrrr. Evet, bunu ‘Bir kabusu nasıl satarsınız’ isimli bir kişisel gelişim kursunda öğrendim… Fakat, haydi makineye geri dönelim. İşleyişi çok basit: Kendine yeter (ya da kimi zaman denildiği üzere, “sürdürülebilir”). Evet, had safhada kar üretir... Ne? Bu karların bir kısmını açlığı, işsizliği, cehaleti azaltmaya mı yatırır? Ama bu yoksunluklar tam da bu yavrunun işlemesine yarar! Buna ne diyorsun? Çalışmak için ihtiyaç duyduğu yakıtı, yani sefaleti ve işsizliği, kendisi üreten bir makine!

Tabii ki matah da üretir, ama sadece bunu üretmez. Bak: Diyelim ki, tamamen faydasız bir şey üretildi. Öyle ki hiç kimsenin bu şeye ihtiyacı yok, bu şeyin bir pazarı yok. Pekala, bu cevher sadece faydasız şeyler üretmekle kalmaz, içinde bu faydasız şeyin temel bir ihtiyaca dönüştürüldüğü bir pazar da yaratır.

Krizler mi? Hay hay. Tam buradaki düğmeye basman yeterli… Hayır, ona değil, o ‘boşaltma’ düğmesi… Diğerine… Hah tamam, bas o düğmeye ve ta-da! İşte ihtiyacın olan kriz, her şey tam orada; milyonlarca işsizinle, su millerinle, finansal spekülasyonlarınla, kuraklıklarınla, kıtlığınla, ormansızlaştırmanla, savaşlarınla, dini kıyametlerinle, ulu kurtarıcılarınla, (ulu kurtarıcılara uymayanlar için) hapishanelerinle ve mezarlıklarınla, vergi cennetlerinle, fon müziği ve koreografi eşliğindeki yardım projelerinle… Öyle ya, bir parça sadaka her zaman iyi görünür.

Ama hepsi bu değil, izin ver sana bu demoyu göstereyim. Makineyi ‘yıkım / nüfusun azaltımı - tekrar inşa / yeniden yapılandırma’ moduna getirirsen, mucizeler yaratır. Mesela bak: Şu ormanları görüyor musun? Yoo, o yerli insanlar hakkında endişelenme… Evet, onlar Mapuçeler; ama Yakuiler, Mayolar, Nahualar, Purepeçalar, Mayalar, Guvaraniler, Aymaralar, Kueçuyalar da olabilirlerdi. Tamam, 'oynat' düğmesine bas ve ormanların ortadan kayboluşunu seyret (ve yerli halkı gözle, ama onları kimse dikkate almaz), şimdi nasıl her şeyin bir çöplüğe dönüştüğünü seyret, bekle… Burada makineler geliyor, vee işte! Hep hayalini kurduğun golf sahan artık orada, özel otoparkı ve yapılarıyla. Ahh, harika, değil mi?

Hem de son yazılımıyla gelir. Buraya, ‘filtrele’ yazan yere tıkla; ve televizyonun, radyon, gazeten, dergin, Facebook, Twitter, YouTube hesapların sadece ilahileri göstersin, sen ve sahip oldukların için dua etsin. Evet, ara sıra şu ismi meçhul, kirli, çirkin, kötü, kaba proleterlerin karışmaya çalıştıkları her türlü eleştiriyi, yazıyı, görüntüyü, gürültüyü, her kötü etkiyi ortadan kaldırıverir.

(Aslında sadece tek bir tıklamayla onu otomatik pilota bağlayabilirsin, ama yine de) zeminde bir manivela kolu var; bir helikopter pisti var; bazen yer kalmadığından uçak bileti bulamazsın, ama bir sonra kalkan uzay mekiğinde bir yer mutlaka var; aşırı abartılı kocaman seçkin alış-veriş merkezleri; bir golf sahası; bir minibar; bir yat kulübü; çerçevelenmiş bir Harvard diploması; bir yazlık ev; bir buz pateni pisti… Evet, biliyorum, modern Sol ve onun kıvrak zekası olmasa ne yapardık? Ahh, ve bu cevherle, dünyanın herhangi bir kısmı ile eş zamanlı olarak ‘gerçek zaman’da bulunabilirsin, sanki sana özel evrensel bir ATM'ye sahipmişsin gibi.

Hmm… Evet, makine; ‘V.I.P.’nin cennetteki yerini garantiye alan bir papa bildirisini de içermekte. Evet, oysa biz zaten ölümsüzlük üzerine çalışıyoruz, farkındayım. Yine de bu sırada, bir düzenek kurabiliriz (tabii, ek bir ücret karşılığında, ama eminim bu senin gibi biri için bir sorun olmaz): bir sığınak! Haklısın, o vahşilerin ‘Toprak, onu işleyene aittir’ diyerek nasıl kendilerine ait olanı talep etme hakları olduğunu düşündüklerinin farkındasın. Aa, ama endişelenecek bir şey yok. Kurallarımız, politik partilerimiz, yeni dinlerimiz, ‘reality show’larımız bu yüzden var. Ama, tabii ki bu bir varsayım, ya bir zaman gelir ve bunlar işlevlerini yerine getiremezse? Tabii ki, söz konusu güvenlik olduğunda hiçbir masraftan kaçınmamalı. Hay hay, şurayı da işaretleyeyim: 'Sığınağı Ekle'.

Makine; televizyon ve radyo üzerine birer inceleme ve editörün kontrol panelini de içermekte. Hayır, yanlış anlamayın. Bu incelemeler; televizyon izlemek, radyo dinlemek ya da gazete ve dergileri okumak için değil, ahmaklar için. Makineyi işleten insanlar için bilgi ve eğlence üretir bu incelemeler. Zekice, değil mi?
Ne? Aa… Tamam… Evet… Korkarım ki o sorun uzmanlarımızca çözülmemiş. Evet, eğer ham maddeler, yani bayağı kitleler ayaklanırsa, hiçbir şey yapılamaz. Haklısınız, 'sığınak' bu durumda işlevsiz kalır. Ama karamsar olmamalı; sadece o günün... ya da gecenin... çoook çok uzak olduğunu akılda tutmalı. Evet, bir kişisel gelişim kursunda öğrenmiştim bu 'yeni çağ' iyimserliğini de.  Ha? Ne? Kovuldum mu?”

(devam edecek…)

Her dünyanın her köşesinden.
Subcommandante Marcos,
Yerküre Gezegeni,
Ocak 2013.
*   *   *

Çevirmen Kristin Bricker'in notu:
Farzetmek” kelimesinin İspanyolca’sını (supuesto) kullanmak yerine, Marcos (satıcının ağzından konuştuğu sırada) “fitil”in  İspanyolca’sını (supositorio) kullanıyor. Marcos’un kelimelerle oynayarak satıcıyla bu dalga geçişi, İngilizce’de şu deyişle açıklanabilir: “Farzettiğinde, hem beni hem seni salak yerine koyuyorsun.”


*   *   *
 Not: Bu metne eşlik eden videolar:

a. Fuck Tha Posse
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=8SQpb39fUV4
El Fin de los Días [Günlerin Sonu] (Dr. Loncho, Oscar A Secas ve Hazhe)
20 Minutos Mixtape Vol. 1

b. Regarding the Mapuche People’s struggle:

Monday, March 25, 2013

Onlar ve Biz - 1 (Subcommandante Marcos)



Bu serbest çeviride, Subcommandante Marcos'un yazdığı Ocak 2013'te yayınlanan Ellos y Nosotros başlıklı bildirinin Kristin Bricker tarafından yapılmış 22 Ocak'ta yayınlanan İngilizce çevirisi Them and Us temel alınmıştır.


I. – Yukarıdakilerin (olmayan) mantığı


Yukarıdakiler diyor ki;

"Biz; kuralları koyanlarız. Biz; sayıca daha az da olsak, daha güçlüyüz. Ne söylediğin, ne duyduğun, ne düşündüğün, ya da ne yaptığın umurumuzda değil; yeter ki sen dilsiz, sağır, hareketsiz dur.

Hükümette (politika sahnesinde bulmak artık zor olsa da) az-biraz akıllı olanları öne sürebiliriz; ancak seçtiklerimiz, ne hakkında konuştuğunu biliyor gibi bile davranamayanlardır. [1]

Neden mi? Çünkü yapabiliyoruz.

Polis ve ordu aygıtlarını gerçek suçlulara eziyet edip onları kodese tıkmak için kullanabilirdik; ancak bizim çok önemli bir kısmımız bu suçlulardan oluşuyor. Onun yerine, sana zulmetmeyi, seni dövmeyi, sana işkence etmeyi, seni gözaltına alıp hapsetmeyi, seni öldürmeyi seçiyoruz.

Neden mi? Çünkü yapabiliyoruz.

Suçlu mu, suçsuz mu? Kimin umurunda, şayet sen şu ya da bu kişiysen? Kanun; bizim küçük kara kitabımızdaki başka bir fahişe sadece, ve bize inan ki en pahalısı değil.

Ve sen öne sürdüğümüz kuralları harfiyen yerine getiriyor dahi olsan, hiçbir şey yapmasan bile, suçsuz bile olsan, seni ezeceğiz.

Ve bunu neden yaptığımızı sormakta diretirsen, vereceğimiz cevap şu olacak: Çünkü yapabiliyoruz.

Güç'e sahip olmak budur. Paraya, zenginlere ve bunun gibi şeylere dair pek çok lakırdı edildi. Ancak, inan ki bizi heyecanlandıran; herhangi bir insanın hayatı, özgürlüğü ve öz varlığı hakkında karar verme yetisine sahip olabileceğimiz hissi. Hayır, güç para değildir; parayla sahip olabileceğin bir şeydir. Güç; sadece, onu cezadan muaf olarak kullanmak değildir, aynı zamanda ve her şeyden önce, onu mantıksızca kullanmaktır. Çünkü Güç'e sahip olmak, Güç'e sahip olmanın dışında hiçbir nedene dayanmaksızın yapmak ve bozmaktır.

Ve önde kimin durduğu, kimin ardına saklandığımız farketmez. Sağ ve sol, yalnızca şoför arabayı parkedebilsin diye kullanılır. Makine kendi kendini çalıştırır. Bize kafa tutanların arsızlığını cezalandırmalarını buyurmamız bile gerekmez. Politik yelpazenin her noktasından büyük, orta ve küçük hükümetler, yanısıra entelektüeller, sanatçılar, gazeteciler, politikacılar, ve dini önderler; bizi memnun etmek üzere ayrıcalık tanımak için kavga ederler.

Bu yüzden siktir git, cehenneme kadar yolun var, geber, cehennemde çürü, yıl ve vazgeç.

Dünyanın geri kalanına göre sen yoksun, bir hiçsin.

Evet, nefret, alaycılık, kin, umutsuzluk, teorik ve gerçekçi 'günahını verme' fikri, 'kötünün iyisi'ne mutabakat, boyun eğme ile sonuçlanan korku tohumları ektik.

Ve yine de, bir değeri olmaksızın kendini örgütlü isyankar hiddete dönüştürenlerden korkuyoruz.

Çünkü biz, zorla benimsettiğimiz kaosu kontrol edip yönetir, pay eder ve besleriz. Bizim 'hukuki yaptırım' kudretimiz, bizim kaosumuzu yürürlüğe koyar.

Ancak; aşağıdan gelen kaos [2]…

Ah, işte o… onların ne dediklerini, kim olduklarını, ne kadara mal olacaklarını idrak edemeyiz.

Ve onlar öyle kaba saba ki, dilenmez, beklemez, rica etmez, yalvarmazlar; bunun yerine özgürlüklerini kullanırlar. Hiç böyle bir iğrençlik gördünüz mü!

Asıl tehlike bu. Karşı cepheden bakan insanlar, şablonu terkedenler, ya da onu kıran veya görmezden gelenler.

Bizim için hakikaten işlevli olan nedir biliyor musun? Her ne pahasına olursa olsun beraberlik hakkındaki şu mit. Bir kişiyi patron, lider, ya da kendilerini her ne olarak adlandırıyorlarsa onlar yardımıyla anlamak. Bir kişiyi kontrol altına almak, yönetmek, içermek; bunu bir çoğu için yapmaktan daha kolay. Evet, ve ucuz. Bu ve bireysel isyankarlık... Öylesine fevkalade işlevsiz ki.

Aksine, gerçek kaosta hakikaten tehlikeli olan şey; ne zaman herkesin bir kolektif, grup, tayfa, aile ya da örgüt olacağı, 'evet' ve 'hayır' demeyi ne zaman öğreneceği, ve ne zaman kendi aralarında anlaşmalara varacaklarıdır. Çünkü 'hayır'; emir veren bizlere yöneltilir. Ve 'evet'... Olamaz… Bu gerçekten bir felaket. Herkesin kendi kaderini belirlediğini ve kim olacaklarına, ne yapacaklarına kendilerinin karar verdiğini hayal edin hele. Bu, bizlerin gözden çıkarılabilir, lüzümsuz olduğumuza, yolu tıkadığımıza, gereksizliğimize, hapiste olup göze görünmememizin daha doğru olduğuna işaret edecektir.

Evet, bu bir kabus. Evet, tabii ki, bu bizim için bir kabus. Dünyanın ne kadar kötü olabileceğini hayal edebiliyor musun? Hintlilerle, siyahlarla, melezlerle, kızıllarla, rastalarla, dövmelerle, hızmalarla, azmışlarla, punk'larla, kırolarla, çetelerle, patencilerle dolu; "bir" bayrak, onu satın alacak bir ulusu olmayan; genci, kadını, fahişesi, çocukları, yaşlıları, parlak elbiselileri, şoförleri, köleleri, işçileri, pejmürde insanları, emekçisi, fakir insanları, ismi meçhul insanları... diğerleri. Bizim için seçkin bir alanı bulunmayan, ‘beautiful people’ [3]… Ya da, senin de anlayabileceğin şekilde söylersek; ‘good people’… Zira, senin Harvard'da okumamış gibi konuştuğunu belirtebiliriz bu arada.

Evet, o gün gece olacaktır bize… Evet, her şey harap olacaktır. Ya ne yapacaktık?

Hmm… bunun üzerine daha önce düşünmemiştik. Ne yapacağımızı öyle düşünür, planlar, ve uygularız ki, bu gerçekleşmez, fakat… Hayır, bu daha önce hiç başımıza gelmemişti.

Pekala, her durumda, şeyy….hmm… Bilmiyorum… Belki de kimi suçlayacağımızı arar, ve sonra da, şeyy, şeyi ararız, bilmiyorum, bir B planı. Tabii ki o zamana dek bunu yapmak boşuna olacaktır. Sanırım ondan sonra o kahrolası kızıl Yahudi'nin ne dediğini hatırlayacağız... Hayır, Marx değil… Einstein, Albert Einstein. Sanırım şunu diyen oydu: ‘Teori; her şeyi bilmeniz ve hiçbir şeyin çalışmaması halidir. Pratik ise, her şeyin çalışması ve kimsenin nedenini bilmemesidir. Bu durumda, biz teori ve pratiği birleştirdik: hiç bir şey çalışmaz… ve kimse nedenini bilmez.'

Hayır, gülümseme yetisine bile sahip değiliz, haklısın. Espri anlayışı hep gasp edilemeyen bir baba mirası olmuştur. Ne yazık, değil mi?

Evet, şüphesiz, bunlar kriz zamanları.

Hey, fotoğraf çekmeyecek misin? Yani, böylece saçımızı düzeltip biraz daha düzgün bir şeyler giyinebiliriz. Yok, ‘Hola’da [4] onu zaten denemiştik… Aa, ama dememiz o ki, ‘El Libro Vaquero’nun [karikatür kitabı] son sayısını almadığın belli.

Ah, dostlarımıza birinin... böylesi ... böylesi... böylesi öteki birinin bizimle röportaja geldiğini söylemek için sabırsızlanıyoruz. Buna bayılacaklar. Ve, güzel, bu da bizi çok kozmopolit gösterecek…

Hayır, tabii ki senden korkmuyoruz. Şu kehanete gelince… Hah, o bir boş inan... çok… çok… yerel… Evet, çok 4. Bölge [5]… Ha ha ha… Ne iyi bir espri, haydi bunu yazalım ki çocukları gördüğümüzde…

Ne?… Kehanet değil mi?

Ooo, bir vaad…"

(…) (Akıllı telefondan gelen tee-tu-ta-ta-tatatata sesi)

Alo, polis? Evet, birinin bizi görmeye geldiğini bildirmek istiyorum. Evet, bir gazeteci ya da onun gibi biri olduğunu sanıyoruz. Şey görünüyor, çok .... çok ... çok öteki, evet. Hayır, hayır, bize bir şey yapmadı. Hayır, hiçbir şey almadı. Sadece, biz arkadaşlarımızla görüşmeye kulübe gidecektik ki, birinin bahçe girişine bir şeyler yazmış olduğunu gördük. Hayır, güvenlikler göremedi kim olduğunu. Tabii ki hayır! Hayalet diye bir şey yoktur. Şeyy, rengarenk boyanmış… Hayır, yakınlarda hiç boya kutusu görmedik… Pekala, rengarenk boyamış derken, öyle renkli ki, çok adi, çok öteki, galerilerdeki şeylere benzemiyor, hani şu… Ne? Hayır, devriye arabası göndermenizi istemiyoruz. Evet, biliyoruz. Ama, resmin ne anlama geldiğini araştırabilir misiniz demek için arıyoruz. Bunun bir kod ya da şu proleterlerin konuştuğu garip dillerden biri olup olmadığını bilmiyoruz. Evet, sadece bir kelime, ama bu bizi neden ürkütüyor bilmiyoruz. Şöyle yazıyor:

MARICHIWEU!’”[6]

(devam edecek…)

Her dünyanın her köşesinden,
Subcommandante Marcos,
Yerküre Gezegeni,
Ocak 2013.


* * *


Bu metne eşlik eden videolar:

a. Pachuco
 




La Maldita Vecindad y los Hijos del 5to Patio’dan “Pachuco”. Aşağıdan bir perspektifle, tam sahne önünde çekilmiş bir video. Çıkarılacak ders: zıplarken çekim yapmayın. Ha bir de; ne oluyor yahu? Öylece durmayın, toparlanın. Yoksa, dünyanın Justin Bieberları hatrına, mücadeleyi terk etmek üzere misiniz? Güzel, o halde size Solin’den selamlar, zira siz çocuklar, toplumun saf Kalimán olduğunu gerçekten iyi anladınız. [7]


b. “Mas por tu dinero”[Paranız için daha fazlası]




Yordi Capó tarafından yazılıp yönetilen ““Mas por tu dinero”. Guadalajara, Meksika, Ağustos 2003.


c. “De ratines y gatos” [Sıçanlar ve Kedilerden]



Sözleri, 1904 ile 1986 yılları arasında yaşamış olan Thomas C. Douglas’a ait bir çizgi film.

* * *

Çevirmen Kristin Bricker'in notları:
  1. En az George W. Bush kadar yetersiz ve konuşma özürlü hale gelen Cumhurbaşkanı Enrique Peña Nieto'dan bahsediyor.
  2. Marcos, “chaos” kelimesini İspanyolcadaki “k” harfini kullanarak yazmış: “kaos.” Aynı Anglofon anarko-punklar ve diğer asi gençlik gibi, Meksika'nın genç isyankarları genellikle belli işlerdeki “c”leri yazı dilinde “k” ile değiştirirler.
  3. Beautiful people” asıl metin İspanyolcayken de İngilizce olarak yazılı. Burjuva Meksikalılar İngilizce kelime ve söz öbeklerini kendi kelimeleri arasına serpiştirmekten hoşlanırlar.
  4. Hola!, Meksika'da bir kadın dergisi. Şimdiki cumhurbaşkanı Enrique Peña Nieto’nun pembe dizi yıldızı Angelica Rivera ile olan peri masalı düğün törenini, özel fotoğraf ve röportajlarla sunmuştu.
  5. 4. Bölge, Meksika, Orta Amerika, Güney Amerika, Karayipler, Yeni Zelanda, Avustralya, Papua Yeni Gine ve Okyanusya'nın çoğu için DVD bölge kodudur. Meksika; Birleşmiş Devletler ve Kanada'nın olan 1. Bölge'yi de kullanır.
  6. Bir Mapuçe deyişi. Şu anlama gelir: “Her bastırdığınız Mapuçe için onumuz daha ayaklanır!”
  7. Pachuco”, Merksika’da “parlak elbiseliler” anlamına gelir.
Burada Marcos; çok fazla Meksika sokak dili kullanıyor ve Meksika karikatür kahramanı olan Kalimán’ı okuyup adını değiştiren ve bir sirk medyumu olarak yaşamaya başlayan zavallı bir adamı anlatmakta olan “Solin” adlı başka bir Maldita Vecindad şarkısına referans veriyor. Maldita Vecindad; Meksikalı klasik bir ska/punk müzik grubudur, 1980’lerdeki kuruluşundan bu yana pek çok Sol eylemi desteklemiştir. Grup, hala popüler ve etkindir, ancak yıllardır bir albüm yayınlamamıştır. (Görünen o ki, bu durum Marcos’u üzmekte.)